| Rammstein (Türkçe ve İngilizce) [Tüm Şarkılar]
Gönderen Lapaci 18-07-2006 | |||||||
| |||||||
| | |||||||
|
#1
By
PsiCo-PaTh
on
18-07-2006, 04:10 AM
|
| güzel parçalar....en sevidiğim parça engel.. ![]() |
|
#2
By
Lapaci
on
18-07-2006, 04:17 AM
|
| Mein Herz Brennt Nun liebe Kinder gebt fein acht ich bin die Stimme aus dem Kissen ich hab euch etwas mitgebracht hab es aus meiner Brust gerissen Mit diesem Herz hab ich die Macht die Augenlider zu erpressen ich singe bis der Tag erwacht ein heller Schein am Firmament Mein Herz brennt Sie kommen zu euch in der Nacht Dämonen Geister schwarze Feen sie kriechen aus dem Kellerschacht und werden unter euer Bettzeug sehen Nun liebe Kinder gebt fein acht ich bin die Stimme aus dem Kissen ich hab euch etwas mitgebracht ein heller Schein am Firmament Mein Herz brennt Sie kommen zu euch in der Nacht und stehlen eure kleinen heißen Tränen sie warten bis der Mond erwacht und drücken sie in meine kalten Venen Nun liebe Kinder gebt fein acht ich bin die Stimme aus dem Kissen ich singe bis der Tag erwacht ein heller Schein am Firmament Mein Herz brennt Kalbim Yanar Şimdi, sevgili çocuklar, dikkatinizi verin. Ben yastıktan gelen sesim. Sizden bazı şeyler aldım. Onu bağrımdan söktüm. Bu kalple güce sahibim. Gözkapağı şantajına. Gün uyanıncaya kadar şarkı söylerim. Cennetlerin üzerinde parlak bir ışık. Kalbim Yanar. Onlar size gece gelir, Şeytanlar, hayaletler, kara periler. Mahzen şaftının dışından sürüklenirler. Ve yatağınızın altına bakacaklar. Şimdi, sevgili çocuklar, dikkatinizi verin. Ben yastıktan gelen sesim. Gün uyanana kadar şarkı söylerim. Cennetlerin üzerinde parlak bir ışık. Kalbim Yanar. Kalbim Yanar. ----------------------- Links 2-3-4 Kann man Herzen brechen können Herzen sprechen kann man Herzen quälen kann man Herzen stehlen Sie wollen mein Herz am rechten Fleck doch seh ich dann nach unten weg da schlägt es links Können Herzen singen kann ein Herz zerspringen können Herzen rein sein kann ein Herz aus Stein sein Sie wollen mein Herz am rechten Fleck doch seh ich dann nach unten weg da schlägt es links links zwo drei vier Kann man Herzen fragen ein Kind darunter tragen kann man es verschenken mit dem Herzen denken Sie wollen mein Herz am rechten Fleck doch seh ich dann nach unten weg da schlägt es in der linken Brust der Neider hat es schlecht gewusst Links zwo drei vier Sol 2-3-4 Kalpleri kırabilir misiniz? Kalpler konuşabilir mi? Kalplere işkence edebilir misiniz? Kalpleri çalabilir misiniz? Kalbimi sağ tarafta isterler. Fakat sonra aşağı bakarım, O orada solda atar. Kalpler şarkı söyleyebilir mi? Bir kalp patlayabilir mi? Kalpler saf olabilir mi? Bir kalp taştan olabilir mi? Kalbimi sağ tarafta isterler. Fakat sonra aşağı bakarım, O orada solda atar. Sol ki üç dört.* Kalplere sorabilir misiniz? Altınızda bir çocuk taşıyabilir misiniz? Onu gönderebilir misiniz? Kalbinizle düşünebilir misiniz? Kalbimi sağ tarafta isterler. Fakat sonra aşağı bakarım, O orada sol göğüste atar. Kıskanç onu iyi bilmez. Sol ki üç dört *"Links zwo drei vier" tıpkı ülkemizdeki gibi Almanya'da da askeri yürüyüşlerde söylenen marştır. -------------------------------- Sonne Eins, zwei, drei, vier, fünf, sechs, sieben, acht, neun, aus Alle warten auf das Licht fürchtet euch fürchtet euch nicht die Sonne scheint mir aus den Augen sie wird heut Nacht nicht untergehen und die Welt zählt laut bis zehn Eins Hier kommt die Sonne Zwei Hier kommt die Sonne Drei Sie ist der hellste Stern von allen Vier Hier kommt die Sonne Die Sonne scheint mir aus den Händen kann verbrennen, kann euch blenden wenn sie aus den Fäusten bricht legt sich heiß auf das Gesicht sie wird heut Nacht nicht untergehen und die Welt zählt laut bis zehn Eins Hier kommt die Sonne Zwei Hier kommt die Sonne Drei Sie ist der hellste Stern von allen Vier Hier kommt die Sonne Fünf Hier kommt die Sonne Sechs Hier kommt die Sonne Sieben Sie ist der hellste Stern von allen Acht, neun Hier kommt die Sonne Die Sonne scheint mir aus den Händen kann verbrennen, kann dich blenden wenn sie aus den Fäusten bricht legt sich heiß auf dein Gesicht legt sich schmerzend auf die Brust das Gleichgewicht wird zum Verlust lässt dich hart zu Boden gehen und die Welt zählt laut bis zehn Eins Hier kommt die Sonne Zwei Hier kommt die Sonne Drei Sie ist der hellste Stern von allen Vier Und wird nie vom Himmel fallen Fünf Hier kommt die Sonne Sechs Hier kommt die Sonne Sieben Sie ist der hellste Stern von allen Acht , neun Hier kommt die Sonne Güneş Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, çıkış... Herkes ışığı bekler. Korkun, korkmayın. Güneş gözlerimin dışında doğar. Bu gece hazır olmayacak. Ve dünya yüksek sesle ona kadar sayar. Bir İşte güneş geliyor. İki İşte güneş geliyor. Üç Hepsinin içinde en parlak yıldız o. Dört İşte güneş geliyor. Güneş ellerimin dışında doğar. Yanabilir, hepinizi kör edebilir. Yumrukların dışında kırıldığında, Sıcakça yüzde yayılır. Bu gece hazır olmayacak. Ve dünya yüksek sesle ona kadar sayar. Bir İşte güneş geliyor. İki İşte güneş geliyor. Üç Hepsinin içinde en parlak yıldız o. Dört İşte güneş geliyor. Beş İşte güneş geliyor. Altı İşte güneş geliyor. Yedi. Hepsinin içinde en parlak yıldız o. Sekiz, dokuz İşte güneş geliyor. Güneş ellerimin dışında doğar. Yanabilir, sizi kör edebilir. Yumrukların dışında kırıldığında, Sıcakça yüzde yayılır. Göğsünüzün üzerinde acı içinde yayılır. Denge kaybolur. Zemine zorla gitmenize izin verir. Ve dünya yüksek sesle ona kadar sayar. Bir İşte güneş geliyor. İki İşte güneş geliyor. Üç Hepsinin içinde en parlak yıldız o. Dört Ve asla gökyüzünden düşmeyecek. Beş İşte güneş geliyor. Altı İşte güneş geliyor. Yedi. Hepsinin içinde en parlak yıldız o. Sekiz, dokuz İşte güneş geliyor. -------------------------- Ich Will Ich will Ich will dass ihr mir vertraut Ich will dass ihr mir glaubt Ich will eure Blicke spüren Ich will jeden Herzschlag kontrollieren Ich will eure Stimmen hören Ich will die Ruhe stören Ich will dass ihr mich gut seht Ich will dass ihr mich versteht Ich will eure Phantasie Ich will eure Energie Ich will eure Hände sehen Ich will in Beifall untergehen Seht ihr mich? Versteht ihr mich? Fühlt ihr mich? Hört ihr mich? Könnt ihr mich hören? Wir hören dich Könnt ihr mich sehen? Wir sehen dich Könnt ihr mich fühlen? Wir fühlen dich Ich versteh euch nicht Ich will Wir wollen dass ihr uns vertraut Wir wollen dass ihr uns alles glaubt Wir wollen eure Hände sehen Wir wollen in Beifall untergehen - ja Könnt ihr mich hören? Wir hören dich Könnt ihr mich sehen? Wir sehen dich Könnt ihr mich fühlen? Wir fühlen dich Ich versteh euch nicht Könnt ihr uns hören? Wir hören euch Könnt ihr uns sehen? Wir sehen euch Könnt ihr uns fühlen? Wir fühlen euch Wir verstehen euch nicht Ich Will İstiyorum İstiyorum. Bana güvenmenizi istiyorum. Bana inanmanızı istiyorum. Gözlerinizi hissetmek istiyorum. Her bir kalp atışını kontrol etmek istiyorum. Seslerinizi duymak istiyorum. Huzuru bozmak istiyorum. Beni iyi görmenizi istiyorum. Beni anlamanızı istiyorum. Hayalinizi istiyorum. Enerjinizi istiyorum. Ellerinizi görmek istiyorum. Alkışlarla inmek istiyorum. Beni görür musunuz? Beni anlar mısınız? Beni hisseder misiniz? Beni duyar mısınız? Beni duyabilir misiniz? -Seni duyarız. Beni görebilir misiniz? -Seni görürüz. Beni hissedebilir misiniz? -Seni hissederiz. Sizi anlamıyorum. İstiyorum. ------------------------- Feuer frei! Getadelt wird wer Schmerzen kennt vom Feuer das die Haut verbrennt Ich werf ein Licht in mein Gesicht Ein heißer Schrei Feuer frei! Bäng bäng Geadelt ist wer Schmerzen kennt vom Feuer das in Lust verbrennt Ein Funkenstoß in ihren Schoß Ein heißer Schrei Feuer frei! Bäng bäng Feuer frei! Gefährlich ist wer Schmerzen kennt vom Feuer das den Geist verbrennt Bäng bäng Gefährlich das gebrannte Kind mit Feuer das vom Leben trennt Ein heißer Schrei Bäng bäng Feuer frei! Dein Glück ist nicht mein Glück ist mein Unglück Bäng bäng Feuer frei! Ateş Serbest! Acının kusurlu olacağını kim bilir, Deride yanan ateşten oluşan. Yüzüme bir ışık fırlatırım. Acı bir haykırış, Ateş serbest!.* Bang bang Acının yükseldiğini kim bilir, Tutkunun içinde yanan ateşten oluşan. Onun rahmine sert bir saplayış, Acı bir haykırış, Ateş serbest!. Bang bang Ateş serbest! Acının tehlikeli olduğunu kim bilir, Ruhu yakan ateşten oluşan. Bang bang! Yanmış çocuk tehlikelidir, Yaşamdan ayıran ateşt ile. Acı bir haykırış, Bang bang Ateş serbest! Senin mutluluğun, Benim mutluluğum değil. Benim ıstırabımdır. Bang bang Ateş serbest! *"Feuer frei!" yani "Ateş Serbest" bizdeki gibi almanlara özgü deyimle, silahlarla ateş açılması için verilen komuttur. ------------------------------- Mutter Die Tränen greiser Kinderschar ich zieh sie auf ein weißes Haar werf in die Luft die nasse Kette und wünsch mir, dass ich eine Mutter hätte Keine Sonne die mir scheint keine Brust hat Milch geweint in meiner Kehle steckt ein Schlauch Hab keinen Nabel auf dem Bauch Mutter Ich durfte keine Nippel lecken und keine Falte zum Verstecken niemand gab mir einen Namen gezeugt in Hast und ohne Samen Der Mutter die mich nie geboren hab ich heute Nacht geschworen ich werd ihr eine Krankheit schenken und sie danach im Fluss versenken Mutter In ihren Lungen wohnt ein Aal auf meiner Stirn ein Muttermal entferne es mit Messers Kuss auch wenn ich daran sterben muss Mutter In ihren Lungen wohnt ein Aal auf meiner Stirn ein Muttermal entferne es mit Messers Kuss auch wenn ich verbluten muss Mutter oh gib mir Kraft Anne Çok yaşlı bir çocuğun kalabalığının gözyaşları. Onları beyaz bir saçla bağlarım. Islak zinciri havaya atarım. Ve bir annem olmasını dilerdim. Hiç bir güneş benim için parıldamaz. Süt için hiç bir göğüs yok. Gırtlağıma saplanmış bir boru var. Karnımda göbeğim yok. Anne Hiç bir memeyi emmek için bırakılmadım. Ve orada içine saklanacak bir çukur yoktu. Kimse bana bir isim vermedi. Acele ile ve menisiz babam oldu. Beni asla doğurmayan anne için, Bu gece ezelim var. Ona bir hastalık göndereceğim. Ve daha sonra onu nehirde batıracağım. Anne Bir yılanbalığı onun akciğerlerinde yaşar. Alnımda bir doğum lekesi. Onu bir bıçağın öpücüğü ile çıkarın, Ölümüme neden olsa bile. Anne Ah bana dayanma gücü ver. ------------------------------- Spieluhr Ein kleiner Mensch stirbt nur zum Schein wollte ganz alleine sein das kleine Herz stand still für Stunden so hat man es für tot befunden es wird verscharrt in nassem Sand mit einer Spieluhr in der Hand Der erste Schnee das Grab bedeckt hat ganz sanft das Kind geweckt in einer kalten Winternacht ist das kleine Herz erwacht Als der Frost ins Kind geflogen hat es die Spieluhr aufgezogen eine Melodie im Wind und aus der Erde singt das Kind Hoppe hoppe Reiter und kein Engel steigt herab mein Herz schlägt nicht mehr weiter nur der Regen weint am Grab hoppe hoppe Reiter eine Melodie im Wind mein Herz schlägt nicht mehr weiter und aus der Erde singt das Kind Der kalte Mond in voller Pracht hört die Schreie in der Nacht und kein Engel steigt herab nur der Regen weint am Grab Zwischen harten Eichendielen wird es mit der Spieluhr spielen eine Melodie im Wind und aus der Erde singt das Kind Hoppe hoppe Reiter und kein Engel steigt herab mein Herz schlägt nicht mehr weiter nur der Regen weint am Grab hoppe hoppe Reiter eine Melodie im Wind mein Herz schlägt nicht mehr weiter und aus der Erde singt das Kind Hoppe hoppe Reiter mein Herz schlägt nicht mehr weiter Am Totensonntag hörten sie aus Gottes Acker diese Melodie da haben sie es ausgebettet das kleine Herz im Kind gerettet Hoppe hoppe Reiter eine Melodie im Wind mein Herz schlägt nicht mehr weiter und auf der Erde singt das Kind hoppe hoppe Reiter und kein Engel steigt herab mein Herz schlägt nicht mehr weiter nur der Regen weint am Grab Müzik Kutusu Sadece ölmüş gibi yapan küçük bir insan, O tamamen yalnız olmak istedi. Küçük kalp saatlerdir hareketsiz kaldı. Böylece onun öldüğüne karar verdiler. Islak kumun içine gömülmüş oldu,* Elinde bir müzik kutusu ile. İlk kar mezarı örter. Çocuğu yavaşça kaldırdı, Soğuk bir kış gecesi, Küçük kalp uyandı. Ayazın çocuğa yaptığı kadar, Müzik kutusunu da yaraladı. Rüzgarda bir melodi, Ve çocuk topraktan söyler. -Yukarı ve aşağı sürücü** Ve hiç bir melek inmez. -Benim kalbim artık atmaz. Mezarda sadece yağmur ağlar. -Yukarı ve aşağı sürücü Rüzgarda bir melodi -Benim kalbim artık atmaz. Ve çocuk topraktan söyler. Görkem dolu soğuk ay, O gecede haykırışları duyar. Ve hiç bir melek inmez. Mezarda sadece yağmur ağlar. Sert meşe tahtalarının arasında, Müzik kutusu ile birlikte çalacak, Rüzgarda bir melodi. Ve çocuk topraktan söyler. -Yukarı ve aşağı sürücü Ve hiç bir melek inmez. -Benim kalbim artık atmaz. Mezarda sadece yağmur ağlar. -Yukarı ve aşağı sürücü Rüzgarda bir melodi -Benim kalbim artık atmaz. Ve çocuk topraktan söyler. -Yukarı ve aşağı sürücü -Benim kalbim artık atmaz. Totensonntag'da duydular.*** Bu melodi tanrının tarlasından. Sonra onu kazıp çıkardılar. Çocuğun içindeki küçük kalbi korudular. -Yukarı ve aşağı sürücü Rüzgarda bir melodi -Benim kalbim artık atmaz. Ve çocuk topraktan söyler. -Yukarı ve aşağı sürücü Ve hiç bir melek inmez. -Benim kalbim artık atmaz. Mezarda sadece yağmur ağlar. *"verscharren" fiili "törensiz defnetmek" manasındadır. **"Hoppe hoppe Reiter" Almanya'da ünlü bir çocuk şarkısının sözlerinden alıntıdır. "hoppe hoppe" at sürerken kullanılan bir argodur. ***Totensonntag, "Ölümün Cumartesisi" manasına gelir. Kasımın son cumartesi günü kutlanan bir bayramın adıdır. Bu bayramlarda amaçlanan protestan hristiyanların ölümlerini hatırlamasıdır. -------------------------------- Zwitter Ich hab ihr einen Kuss gestohlen sie wollte sich ihn wiederholen ich hab sie nicht mehr losgelassen verschmolzen so zu einer Masse so ist es mir nur allzurecht ich bin ein schönes Zweigeschlecht zwei Seelen unter meiner Brust zwei Geschlechter eine Lust Zwitter, Zwitter Zwitter, Zwiter Ich gehe anders durch den Tag ich bin der schönste Mensch von allen ich sehe wunderbare Dinge die sind mir vorher gar nicht aufgefallen ich kann mich jeden Tag beglücken ich kann mir selber Rosen schicken da ist kein zweiter und kein dritter eins und eins das ist gleich Zwitter ich bin so verliebt Zwitter ich bin in mich verliebt Eins für mich eins für dich gibt es nicht für mich Eins für mich eins für dich eins und eins das bin ich Ich bin alleine doch nicht allein ich kann mit mir zusammen sein ich küsse früh mein Spiegelbild und schlafe abends mit mir ein wenn die anderen Mädchen suchten konnt ich mich schon selbst befruchten so bin ich dann auch nicht verzagt wenn einer zu mir "Fick dich" sagt Zwitter ich bin so verliebt Zwitter ich bin in mich verliebt Eins für mich eins für dich gibt es nicht für mich Eins für mich eins für dich eins und eins das bin ich Çift Cinsiyetli Kızdan bir öpücük çaldım, Geri almak istedi. Onun tekrar gitmesine izin vermedim. Bir parçada eridik. Bu benim için çok doğru. Ben güzel bir biseksüelim. Göğsümün altında iki ruh, İki cins, tek arzu. Daha derine. Çift cinsiyetli. Günün içinden farklı bir şekilde geçerim. Hepsinin içinde en güzel kişiyim. Müthiş şeyler görürüm, Bana daha önce görünmeyen. Kendimi her gün mutlu edebilirim. Kendime güller gönderebilirim. Bir ikinci ve bir üçüncü yok. Aynı olan bir ve bir. Daha derine. Çift cinsiyetli. Daha derine. Çok aşığım. Daha derine. Çift cinsiyetli. Daha derine. Çok aşığım kendime. Bir benim için, Bir senin için. Bir ve bir. O benim. Yalnızım fakat değilim. Kendimle beraber olabilirim. Erkenden yansımamı öperim. Ve gecede kendimle uykuya dalarım. Diğerleri kız ararken, Ben çoktan kendimi dölleyebilirdim. Üzgün bile olmam, Biri bana "git kendini becer" dediğinde. Daha derine. Çift cinsiyetli. Daha derine. Çok aşığım. Daha derine. Çift cinsiyetli. Daha derine. Çok aşığım kendime. Bir benim için. Bir senin için, Benim için olan gibi değil. Bir benim için, Bir senin için. Bir ve bir. O benim. ---------------------- Rein Raus Ich bin der Reiter du bist das Ross ich steige auf wir reiten los du stöhnst ich sag dir vor ein Elefant im Nadelöhr Rein Raus Ich bin der Reiter du bist das Ross ich hab den Schlüssel du hast das Schloß die Tür geht auf ich trete ein das Leben kann so prachtvoll sein Rein Raus Tiefer tiefer sag es sag es laut tiefer tiefer ich fühl mich wohl in deiner Haut und tausend Elefanten brechen aus Der Ritt war kurz es tut mir leid ich steige ab hab keine Zeit muss jetzt zu den anderen Pferden wollen auch geritten werden Rein Raus Rein (tiefer) Raus (tiefer) İçeri Dışarı Ben biniciyim, Sen de atsın. Ben tırmanırım. Biz sürüşü keseriz. İnlersin. Sana fısıldarım. Bir iğnenin gözündeki fil. İçeri, dışarı Daha derine, daha derine. Söyle! Yüksek sesle söyle! Daha derine, daha derine. Derinin içinde iyiyim. Ve bin fil parçalanır. Sürüş kısaydı. Üzgünüm. İnerim. Vaktim yok. Şimdi diğer atlara gitmeliyim. Onlarda sürülmek istiyor. İçeri, dışarı. İçeri -daha derine Dışarı - daha derine -------------------------- Adios Er legt die Nadel auf die Ader und bittet die Musik herein zwischen Hals und Unterarm die Melodie fährt leise ins Gebein Los! Los! Los! Bop bop shu bop Er hat die Augen zugemacht in seinem Blut tobt eine Schlacht ein Heer marschiert durch seinen Darm die Eingeweide werden langsam warm Los! Los! Los! Bop bop shu bop Nichts ist für dich nichts war für dich nichts bleibt für dich für immer Er nimmt die Nadel von der Ader die Melodie fährt aus der Haut Geigen brennen mit Gekreisch Harfen schneiden sich ins Fleisch er hat die Augen aufgemacht doch er ist nicht aufgewacht Nichts ist für dich nichts war für dich nichts bleibt für dich für immer Adios İğneyi damara yerleştirir, Ve müziğin içeri gelmesini ister. Boğazı ve kolun ön kısmı arasında, Melodi yavaşça kemiklerin arasında seyahat eder. Hadi! Hadi! Hadi! Bap bap şu bap Gözlerini kapadı. Kanında bir savaş kudurur. Bağırsaklarında bir askeri yürüyüş. Bağırsak yavaşça ısınır. Hadi! Hadi! Hadi! Bap bap şu bap Hiçbir şey senin için değil. Hiçbir şey senin için değildi. Hiçbir şey senin için kalmaz Sonsuza dek. Damardan iğneyi alır. Melodi derinin dışına seyahat eder. Kemanlar haykırışlarla yanar. Savaşlar bedeni keser. Gözlerini açtı, Fakat uyanık değil. Hiçbir şey senin için değil. Hiçbir şey senin için değildi. Hiçbir şey senin için kalmaz Sonsuza dek. *"Adios" İspanyolca'da "elveda" anlamına gelen veda sözcüğüdür. ------------------------------------------------------------------ Nebel Sie stehen eng umschlungen ein Fleischgemisch so reich an Tagen wo das Meer das Land berührt will sie ihm die Wahrheit sagen Doch ihre Worte frisst der Wind wo das Meer zu Ende ist hält sie zitternd seine Hand und hat ihn auf die Stirn geküsst sie trägt den Abend in der Brust und weiß dass sie verleben muss sie legt den Kopf in seinen Schoß und bittet einen letzten Kuss und dann hat er sie geküsst wo das Meer zu Ende ist ihre Lippen schwach und blass und seine Augen werden nass Der letzte Kuss ist so lang her der letzte Kuss er erinnert sich nicht mehr Sis Kolları sıkıca birbirlerinin etrafında bir şekilde dururlar. Bir beden karışımı, çok canlı günler. Denizin karaya dokunduğu yerde. Kız ona gerçeği anlatmak ister. Fakat rüzgar kelimelerini yer. Denizin bittiği yerde, Kız onun ellerini tutar, titrer. Ve onu alnından öper. Kız geceyi bağrında taşır, Solup gitmek zorunda olduğunu bilir. Kafasını onun kucağına koyar. Ve son bir öpücük ister. Ve sonra oğlan onu öptü, Denizin bittiği yerde. Dudakları narin ve soluk, Ve gözleri yaşlı. Son öpücük çok uzun zaman önceydi. Son öpücük... Artık oğlan hatırlamıyor. ------------------------ |
|
#3
By
Lapaci
on
18-07-2006, 01:05 PM
|
| Reise, Reise Auch auf den Wellen wird gefochten Wo Fisch und Fleisch zur See geflochten Der eine sticht die Lanz' im Heer Der andere wirft sie in das Meer Ahoi Reise, Reise Seemann Reise Jeder tut's auf seine Weise Der eine stößt den Speer zum Mann Der andere zum Fische dann Reise, Reise Seemann Reise Und die Wellen weinen leise In ihrem Blute steckt ein Speer Bluten leise in das Meer Die Lanze muss im Fleisch ertrinken Fisch und Mann zur Tiefe sinken Wo die schwarze Seele wohnt ist kein Licht am Horizont Ahoi Reise, Reise Seemann Reise Jeder tut's auf seine Weise Der eine stößt den Speer zum Mann Der andere zum Fische dann Reise, Reise Seemann Reise Und die Wellen weinen leise In ihrem Blute steckt ein Speer Bluten leise in das Meer Reise, Reise Seemann Reise Und die Wellen weinen leise In ihrem Herzen steckt ein Speer Bluten sich am Ufer leer Kalk, Kalk Dalgaların üzerinde bile savaş var. Balık ve vücudun denizin içinde sallandığı yerde. Biri mızrağı bir orduya saplar, Diğeri okyanusun içine fırlatır. Ahoy Kalk, kalk denizci kalk* Herbiri kendi yöntemini kullanır. Biri zıpkını bir adama sokar, Diğeri de balığa. Kalk, kalk denizci kalk. Ve dalgalar hafifçe ağlar. Kanlarına bir mızrak takılı, Okyanusun içinde hafifçe kanarlar. Mızrak vücudun içinde boğulmalı. Balık ve adam derinliklere batar. Kara ruhun yaşadığı yerde, Ufukta ışık yoktur. Ahoy Kalk, kalk denizci kalk Herbiri kendi yöntemiyle gibi yapar. Biri zıpkını bir adama sokar, Diğeri de balığa. Kalk, kalk denizci kalk. Ve dalgalar sessizce ağlar. Kanlarına bir mızrak takılı, Okyanusun içinde hafifçe kanarlar. Kalk, kalk denizci kalk. Ve dalgalar hafifçe ağlar. Kalplerine bir mızrak takılı, Kendilerini karada kanatıp kururlar. * "Reise" kelimesi, günümüz Almanca'sında "seyahat etmek" anlamına gelen bir fiildir. Fakat parçada kullanımı farklıdır. Alman denizcileri "reise, reise seemann reise" cümlesini, birbirlerini uyandırma, kaldırma çağrısı olarak kullanırlar. Denizcilerin kullanığı "reise" kelimesi ise, şu anda geçerliliği olmayan eski Almanca'da "kalkma, yükselme" manasına gelir. ------------------------------------- Mein Teil Suche gut gebauten 18-30jährigen zum Schlachten" Der Metzgermeister Heute treff' ich einen Herrn Der hat mich zum Fressen gern Weiche Teile und auch harte stehen auf der Speisekarte Denn du bist was du isst und ihr wisst was es ist Es ist mein Teil – nein Mein Teil – nein Da das ist mein Teil – nein Mein Teil – nein Die stumpfe Klinge gut und recht Ich blute stark und mir ist schlecht Muss ich auch mit der Ohnmacht kämpfen ich esse weiter unter Krämpfen Ist doch so gut gewürzt und so schön flambiert und so liebevoll auf Porzellan serviert Dazu ein guter Wein und zarter Kerzenschein Ja da lass ich mir Zeit Etwas Kultur muss sein Denn du bist was du isst Und ihr wisst was es ist Es ist mein Teil – nein Mein Teil – nein Denn das ist mein Teil – nein Yes it's mein Teil – nein Ein Schrei wird zum Himmel fahren Schneidet sich durch Engelsscharen Vom Wolkendach fällt Federfleisch auf meine Kindheit mit Gekreisch Benim Parçam Kesilmek üzere, yapılı, 18-30 yaşlarında biri aranıyor. -Usta Kasap-* Bugün bir beyefendi ile buluşacağım. Beni öyle sever ki tamamen yiyebilir. Yumuşak parçaları ve sert parçalar bile** Menüde. Çünkü sen, ne yediğisindir. Ve onun ne olduğunu bilirsin. Bu benim parçam -hayır*** Benim parçam -hayır Oradaki benim parçam -hayır Benim parçam -hayır Kör bıçak güzel ve kusursuz. Şiddetle kan kaybediyorum ve berbat hissediyorum. Buna karşın uyanık kalmak için savaşmam lazım. Çırpınmalar içindeyken yemeye ederim. Çok iyi baharatlandırılmış, Ve hoş biçimde süslenmiş, Ve sevgiyle porselende servis edilmiş, Ve bununla birlikte, iyi bir şarap, Ve tatlı bir mumışığı. Evet zamanımı ayıracağım. Biraz kültür öğrenmek zorundasın. Çünkü sen, ne yediğisindir. Ve onun ne olduğunu bilirsin. Bu benim parçam -hayır Benim parçam -hayır Oradaki benim parçam -hayır Evet bu benim parçam -hayır Bir haykırış cennete yükselecek. Meleklerin ev sahibine kesecek. Tüylü beden haykırırcasına düşecek, Bulutların tepesinden benim çocukluğumun üzerine. *Bu kısım orjinal sesi ile "Armin Meiwes"in internette yayınladığı ses kaydından alınmıştır. Bu ses kaydına cevap veren "Bernd Jürgen Brandes", Armin tarafından kesilmiş olarak ölü bulundu. Ölmeden önce Brandes Armin'den penisinin kesilmesini istedi ve ikili birlikte kesilen penisi yedi. ** Orjinal lirikteki "weiche teile", "yumuşak parça" anlamına gelmekle birlikte aynı şekilde okunan "weichteile" ise "üreme organı ile ilgili" anlamına gelen bir kelimedir. ***"Teil" kelimesi sözlükte "parça" veya "bölüm" manasına gelir. Fakat aynı zamanda penis için kullanılan argo bir kelimedir (Türkçe'deki "şey" gibi) --------------------------------------- Dalai Lama Ein Flugzeug liegt im Abendwind An Bord ist auch ein Mann mit Kind Sie sitzen sicher sitzen warm und gehen so dem Schlaf ins Garn In drei Stunden sind sie da zum Wiegenfeste der Mama Die Sicht ist gut der Himmel klar Weiter, weiter ins Verderben Wir müssen leben bis wir sterben Der Mensch gehört nicht in die Luft So der Herr im Himmel ruft seine Söhne auf dem Wind Bringt mir dieses Menschenkind Das Kind hat noch die Zeit verloren Da springt ein Widerhall zu Ohren Ein dumpfes Grollen treibt die Nacht und der Wolkentreiber lacht Schüttelt wach die Menschenfracht Weiter, weiter ins Verderben Wir müssen leben bis wir sterben Und das Kind zum Vater spricht Hörst du denn den Donner nicht Das ist der König aller Winde Er will mich zu seinem Kinde Aus den Wolken tropft ein Chor Kriecht sich in das kleine Ohr Komm her, bleib hier Wir sind gut zu dir Komm her, bleib hier Wir sind Brüder dir Der Sturm umarmt die Flugmaschine Der Druck fällt schnell in der Kabine Ein dumpfes Grollen treibt die Nacht In Panik schreit die Menschenfracht Weiter, weiter ins Verderben Wir müssen leben bis wir sterben Und zum Herrgott fleht das Kind Himmel nimm zurück den Wind Bring uns unversehrt zu Erden Aus den Wolken tropft ein Chor Kriecht sich in das kleine Ohr Komm her, bleib hier Wir sind gut zu dir Komm her, bleib hier Wir sind Brüder dir Der Vater hält das Kind jetzt fest Hat es sehr an sich gepresst Bemerkt nicht dessen Atemnot Doch die Angst kennt kein Erbarmen So der Vater mit den Armen Drückt die Seele aus dem Kind Diese setzt sich auf den Wind und singt: Komm her, bleib hier Wir sind gut zu dir Komm her, bleib hier Wir sind Brüder dir Dalai Lama Akşam rüzgarında bir uçak, Yönetimde bir adam çocuğuyla birlikte, Sıcak ve güvenli şekilde otururlar, Ve bu yüzden uykunun tuzağına düşerler. Üç saat içinde orada olacaklar, Annenin doğumgünü için.* Manzara güzel, gökyüzü temiz. İleri, ileri yıkımın içine. Ölünceye dek yaşamak zorundayız. İnsanlar gökyüzüne ait değiller. Bu yüzden cennetten tanrı, çocuklarını rüzgara çağırır. Bana bu insan çocuğunu getirin. Çocuğun hala kayıp zamanı var. Sonra bir yankı kulaklarına yükselir. Boğuk bir gürültü geceyi sürer. Ve bulutların sürücüsü güler. İnsan kargosunu sarsarak uyandırır. İleri, ileri yıkımın içine. Ölünceye dek yaşamak zorundayız. Ve çocuk babasına der ki, Gökgürültüsünü duymuyor musun? O bütün rüzgarların kralı, Benden onun çocuğu olmamı istiyor. Bulutlardan bir koro düşer, Küçük kulağın içine sürünen. Gel buraya, kal burada. Sana karşı iyi olacağız. Gel buraya, kal burada. Biz senin kardeşleriniz. Fırtına uçan makineyi kucaklar. Kabinde basınç hızla düşer. Boğuk bir gürültü geceyi sürükler. İnsan kargosu panik içinde çığlık atar. İleri, ileri yıkımın içine. Ölünceye dek yaşamak zorundayız. Ve tanrıya çocuk yalvarır, Cennet rüzgarı geri çek. Bize zarar görmemiş dünyayı ver. Bulutlardan bir koro düşer, Küçük kulağın içine sürünen. Gel buraya, kal burada. Sana karşı iyi olacağız. Gel buraya, kal burada. Biz senin kardeşleriniz. Baba şimdi çocuğu tutuyor, Ve ona karşı sıkıca bastırmış. Onun zorla nefes aldığına dikkat etmez. Fakat korku merhamet olmadığını bilir. Böylece baba kolları ile, Çocuktan ruhu ezer, Rüzgarın üzerinde yerini almış ve şarkı söyleyen ruhu: Gel buraya, kal burada. Sana karşı iyi olacağız. Gel buraya, kal burada. Biz senin kardeşleriniz. * "Wiegenfest", "Doğumgünü" manasında kullanılan eski bir kelimedir. Günümüzde de genelde bu manada kullanılır. Fakat kelime anlamı "beşik töreni"dir. NOT: Dalai Lama, Tibet Budizminde "Gelugpa" veya "Gelug" tarikatının en güçlü ismidir. Ayrıca şu anki Dalai Lama "Tenzin Gyasto"nun şiddetli bir uçuş korkusu vardır. Ayrıca parçanın şarkı sözleri "Johann Wolfgang von Goethe" tarafından 1782 yılında yazılan "Erlkönig" şiirinden alıntılar taşımaktadır. --------------------------------------------- Keine Lust Ich hab' keine Lust Ich hab' keine Lust Ich hab' keine Lust Ich hab' keine Lust Ich habe keine Lust mich nicht zu hassen Hab' keine Lust mich anzufassen Ich hätte Lust zu onanieren Hab' keine Lust es zu probieren Ich hätte Lust mich auszuziehen Hab' keine Lust mich nackt zu sehen Ich hätte Lust mit großen Tieren Hab' keine Lust es zu riskieren Hab' keine Lust vom Schnee zu gehen Hab' keine Lust zu erfrieren Ich hab' keine Lust Ich hab' keine Lust Ich hab' keine Lust Nein ich hab keine Lust Ich hab' keine Lust etwas zu kauen Denn ich hab' keine Lust es zu verdauen Hab' keine Lust mich zu wiegen Hab' keine Lust im Fett zu liegen Ich hätte Lust mit großen Tieren Hab' keine Lust es zu riskieren Hab' keine Lust vom Schnee zu gehen Hab' keine Lust zu erfrieren Ich bleibe einfach liegen Und wieder zähle ich die Fliegen Lustlos fasse ich mich an Und merke bald ich bin schon lange kalt So kalt, mir ist kalt . . . Ich hab' keine Lust İstek Yok İsteğim yok.* İsteğim yok. İsteğim yok. İsteğim yok. Kendimden nefret etmeme isteğim yok. Kendime dokunma isteğim yok. Mastürbasyon yapmak isterim, Bunu deneme isteğim yok Elbisesiz kalmak isterim, Kendimi çıplak görme isteğim yok. Büyük hayvanlarla olma isteğim var. Bunu riske atma isteğim yok. Kardan gitme isteğim yok. Donma isteğim yok. İsteğim yok. İsteğim yok. İsteğim yok. Hayır, isteğim yok. Hiçbir şeyi çiğneme isteğim yok. Çünkü hazmetme isteğim yok. Kendimi tartma isteğim yok. Yağın içinde yayılma isteğim yok. Büyük hayvanlarla olma isteğim var. Bunu riske atma isteğim yok. Kardan gitme isteğim yok. Donma isteğim yok. Sadece buraya uzanmaya devam edeceğim. Ve tekrar sinekleri sayacağım. Cansızca kendime dokunurum, Ve zaten uzun bir süredir üşüdüğüme dikkat ederim. Çok üşüyorum, üşüyorum... İsteğim yok. -------------------------------- Los Wir waren namenlos Und ohne Lieder Recht wortlos Waren wir nie wieder Etwas sanglos Sind wir immer noch Dafür nicht klanglos Man hört uns doch Nach einem Windstoß Ging ein Sturm los Einfach beispiellos Es wurde Zeit Los Sie waren sprachlos So sehr schockiert Und sehr ratlos Was war passiert Etwas fassungslos Und garantiert Verständnislos Das wird zensiert Sie sagten grundlos Schade um die Noten So schamlos Das gehört verboten Es ist geistlos Was sie da probieren So geschmacklos Wie sie musizieren Ist es hoffnungslos Sinnlos Hilflos Sie sind gottlos Wir waren namenlos Wir haben einen Namen Waren wortlos Die Worte kamen Etwas sanglos Sind wir immer noch Dafür nicht klanglos Das hört man doch Wir sind nicht fehlerlos Nur etwas haltlos Ihr werdet lautlos Uns nie los Wir waren los Hadi Biz isimsizdik, ve şarkısız. Biz tekrar asla sözsüz olmadık. Hala biz, Biraz şarkısızız. Henüz sessiz değiliz. Bizi duyabilirsiniz. Ani bir rüzgardan sonra, bir fırtına başladı. Gerçekten eşsiz. Zamanıydı. Hadi.* Onlar dilsizdi, Bu şekilde tamamiyle şaşırmış, Ve tamamiyle güçsüz. Ne oldu? Oldukça kontrolsüz, Ve kesinlikle, Anlayışsızlık, Ki sansürlenecek. Onlar yersiz konuştu, Müzik hakkında fazla kötü. O kadar utanmazlık ki, yasaklanmalı. Bu akılsızlık, Orada denedikleri. O kadar tatsız ki, Yaptıkları müzik. Umutsuz değil mi? Hissiz. İşe yaramaz. Onlar tanrısız.** Biz isimsizdik. Bir ismimiz var. Biz sözsüzdük. Sözler geldi. Hala biz, Biraz şarkısızız. Henüz sessiz değiliz. Duyarsınız. Kusursuz değiliz. Sadece bir miktar güvensiziz. Siz sessiz olacaksınız. Bizden asla kurtulamayacaksınız. Biz başıboştuk. NOT: "Los" kelime olarak pek çok manaya gelir. Kelimelerin sonuna geren "-los" eki kelimeye "-siz" (namen -los, isim -siz gibi) anlamı katar. Sıfat olarak ise "başıboş" veya "kapalı" gibi anlamlara gelir. Bir komut olarak ta "Los!" tıpkı ingilizcedeki "Go!" komutu gibi algılanabilir. Bu türkçe'ye tam olarak çevrilemese de "Hadi!" diyebiliriz. * Burada bir çift anlam var. Parçada geçen "Es wurde Zeit. Los!" cümlesi "Zamanıydı, hadi!" manasına geliyor. Fakat ikinci okunuşta cümleyi Till "wurde Zeitlos"şeklinde okuyor ve bu da "Zamansız hale geldi" anlamına geliyor. **Orjinal lirikte geçen "Sie sind gottlos" cümlesi "Onlar tanrısız" manasına geliyor. Fakat Till vokalini "Sie sind gott" dedikten sonra bir süre kesiyor ve ardından "los" diyor. Bu şekilde de cümle "Onlar tanrı, hadi!" anlamına geliyor. --------------------------------------- Amerika We're all living in Amerika Amerika ist wunderbar We're all living in Amerika Amerika, Amerika Wenn getanzt wird will ich führen auch wenn ihr euch alleine dreht Lasst euch ein wenig kontrollieren Ich zeige euch wie es richtig geht Wir bilden einen lieben Reigen Die Freiheit spielt auf allen Geigen Musik kommt aus dem Weißen Haus und vor Paris steht Micky Maus We're all living in Amerika Amerika ist wunderbar We're all living in Amerika Amerika, Amerika Ich kenne Schritte die sehr nützen und werde euch vor Fehltritt schützen Und wer nicht tanzen will am Schluss weiß noch nicht dass er tanzen muss Wir bilden einen lieben Reigen Ich werde euch die Richtung zeigen Nach Afrika kommt Santa Claus und vor Paris steht Micky Maus We're all living in Amerika Amerika ist wunderbar We're all living in Amerika Amerika, Amerika We're all living in Amerika Coca-Cola, Wonderbra We're all living in Amerika Amerika, Amerika This is not a love song This is not a love song I don't sing my mother tongue No, this is not a love song We're all living in Amerika Amerika ist wunderbar We're all living in Amerika Amerika, Amerika We're all living in Amerika Coca-Cola, sometimes war We're all living in Amerika Amerika, Amerika Amerika Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Amerika harika. Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Amerika, Amerika... Ne zaman bir dans olsa idare etmek isterim, Etrafta tek başınıza döndüğünüzde bile. Kendinizi biraz kontrol altında bırakın. Size gerçekten nasıl gittiğini göstereceğim. Yuvarlak halinde güzel bir dans edeceğiz. Özgürlük bütün kemanlarda çalacak. Müzik Beyaz Saray'dan gelecek, Ve Mickey Fare Paris'in önünde duracak. Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Amerika harika. Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Amerika, Amerika... Bilirim bu hareketler çok faydalıdır. Kaçan adımlardan sizi koruyacağım. Ve sonunda kim dans etmek istemezse, Henüz etmek zorunda olduğunu bilmiyordur. Yuvarlak halinde güzel bir dans edeceğiz. Size yolu göstereceğim. Noel Baba Afrika'ya gidecek, Ve Mickey Fare Paris'in önünde duracak. Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Amerika harika. Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Amerika, Amerika... Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Coca-Cola, Wonderbra* Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Amerika, Amerika... Bu bir aşk şarkısı değil. Bu bir aşk şarkısı değil. Anadilimde söylemiyorum. Hayır, bu bir aşk şarkısı değil. Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Amerika harika. Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Amerika, Amerika... Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Coca-Cola, bazen savaş Hepimiz Amerika'da yaşıyoruz. Amerika, Amerika... *Wonderbra çok ünlü bir Amerikan iç çamaşırı markası... -------------------------------------------------------- Moskau Это песня о самом красивом городе в мире. Москва! Diese Stadt ist eine Dirne Hat rote Flecken auf der Stirn Ihre Zähne sind aus Gold Sie ist fett und doch so hold Ihr Mund fällt mir zu Tale wenn ich sie dafür bezahle Sie zieht sich aus doch nur für Geld Die Stadt die mich in Atem hält Moskau Раз, два, три! Moskau Посмотри! Пионеры там идут, песни Ленину поют. Sie ist alt und trotzdem schön Ich kann ihr nicht widerstehen не могу устоять Pudert sich die alte Haut Hat sich die Brüste neu gebaut построила вновь Sie macht mich geil ich leide Qualen Sie tanzt für mich ich muss bezahlen я должен платить Sie schläft mit mir doch nur für Geld Ist doch die schönste Stadt der Welt Moskau Раз, два, три! Moskau Посмотри! Пионеры там идут, песни Ленину поют. Ich sehe was, was du nicht siehst (Wenn du deine Augen schließt) когда ты ночью крепко спишь Ich sehe was, was du nicht siehst (Wenn du vor mir niederkniest) когда ты предо мной лежишь Ich sehe was, was du nicht siehst (Wenn du mich mit dem Mund berührst) когда со мною говоришь Ich sehe was, das siehst du nie Раз, два, три! Moskau Раз, два, три! Moskau Посмотри! Пионеры там идут, песни Ленину поют. Moskova "Bu şarkı dünyadaki en güzel şehir hakkında. Moskova!" Bu şehir bir fahişe. Alnında kırmızı noktalar var.* Dişleri altından yapılmış, O şişman ve henüz çok güzel. Ağzı vadime düşer, Bunun için ona ödediğimde. Elbiselerini çıkarır fakat sadece para için, Beni kararsızlık içinde bırakan şehir. Moskova "Bir, iki, üç" Moskova "Bak!" "Öncüler oraya gidiyorlar"** "Lenin için şarkı söylüyorlar" O yaşlı ve yine de güzel. Ona karşı koyamıyorum. "Karşı koyamıyorum" Yaşlı cildini pudralar. Ve onarılmış göğüslerine sahiptir. "Onarılmış" Beni azdırır, büyük acı çekerim Benim için danseder, ödemek zorundayım. "Ödemek zorundayım" Benimle birlikte uyur fakat sadece para için, O hala dünyadaki en güzel şehir. Moskova "Bir, iki, üç" Moskova "Bak!" "Öncüler oraya gidiyorlar" "Lenin için şarkı söylüyorlar" Senin görmediğin bazı şeyler görürüm, "Gece derin bir uykuya daldığında" Senin görmediğin bazı şeyler görürüm, "Benden önce yattığında" Senin görmediğin bazı şeyler görürüm, Benimle konuştuğunda. Senin asla görmeyeceğin bazı şeyler görürüm. "Bir, iki, üç" Moskova "Bir, iki, üç" Moskova "Bak!" "Öncüler oraya gidiyorlar" "Lenin için şarkı söylüyorlar" *"Flecken" kelimesi "nokta" manasındadır. Ancak "namus lekesi" anlamında da bu kelime kullanılır. **"Öncüler" Eski "Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği" devletindeki Komünist partinin organize ettiği bir örgüttü. Şu anda da eskisi kadar büyük olmamakla birlikte bazı küçük parçaları "Doğu Almanya" dahil olmak üzere bir kaç ülkede bulunmaktadır. Till de geçmişte bu örgüte üyelik yapmıştır. ----------------------------------- Morgenstern Sie ist hässlich dass es graut wenn sie in den Himmel schaut Dann fürchtet sich das Licht Scheint ihr von unten ins Gesicht So muss sie sich am Tag verstecken Will das Licht doch nicht erschrecken Lebt im Schatten bis der Schein vergeht Sieht einen Stern im Zwielicht prangen und fleht Mal mir Schönheit auf die Wangen Morgenstern ach scheine auf das Antlitz mein Wirf ein warmes Licht auf mein Ungesicht Sag mir ich bin nicht alleine Hässlich, du bist hässlich Ich bin allein zur Nacht gegangen Die späten Vögel nicht mehr sangen Sah Sonnenkinder im Gewimmel und so rief ich in den gestirnten Himmel Morgenstern ach scheine auf die Liebste meine Wirf ein warmes Licht auf ihr Ungesicht Sag ihr sie ist nicht alleine Morgenstern ach scheine auf die Seele meine Wirf ein warmes Licht auf ein Herz das bricht Sag ihr dass ich weine Denn du, du bist hässlich Du bist einfach hässlich Der Mensch ist doch ein Augentier Schöne Dinge wünsch' ich mir Doch du, du bist nicht schön, nein Morgenstern ach scheine auf die Liebste meine Wirf ein warmes Licht auf ihr Ungesicht Sag ihr sie ist nicht alleine Und der Stern will scheinen Auf die Liebste meine Wärmt die Brust mir bebt wo das Leben schlägt Mit dem Herzen sehen Sie ist wunderschön Sabah Yıldızı Kız karanlık çöktüğünde çok çirkin olur,* Gökyüzüne baktığında. Sonra ışık korkar. Aşağıdan yüzüne parlar. Bu yüzden gün boyu saklanmak zorunda. Sadece, ışıktan korkmak istemiyor. Parlaklık soluncaya dek gölgelerde yaşar. Alacakaranlıkta bir yıldızın parladığını görür ve yalvarır. Yanaklarımın üzerine güzelliği çiz. Sabah yıldızı, ah parla,** Yüzümün üzerine. Sıcak bir ışık fırlat, Korkunç yüzüme. Bana yalnız olmadığımı söyle. Çirkin, sen çirkinsin. Gecede yalnız giderim. Geç saat kuşları daha fazla ötmedi. Kalabalığın içinde güneşin çocuklarını gördüm. Bu yüzden yıldızlı cennetlerde ağladım. Sabah yıldızı, ah parla, Sevgilimin üzerine. Sıcak bir ışık fırlat, Onun korkunç yüzüne. Ona yalnız olmadığını söyle. Sabah yıldızı ah parla, Ruhumun üzerine. Sıcak bir ışık fırlat, Kırılan bir kalbin üzerine. Ona ağladığımı söyle. Çünkü sen, sen çirkinsin. Sen son derece çirkinsin. İnsanlar gözün yarartıklarıdır. Güzel şeyler benim istediğim şeylerdir. Fakat sen, sen güzel değilsin, hayır. Sabah yıldızı, ah parla, Sevgilimin üzerine. Sıcak bir ışık fırlat, Onun korkunç yüzüne. Ona yalnız olmadığını söyle. Ve yıldız parlamak ister, Sevgilimin üzerine. Göğsümü ısıtır ve sarsar, Hayatın vurduğu yeri. Kalp ile görüldüğünde, O son derece güzel. *"Grauen" fiilinin Almanca'da iki anlamı vardır. Tercümede kullanılan anlamı cümleyi tamamlıyor. Fakat ikinci manası da parçaya uyabilir. "Korkunçluk onu çirkin yapar" gibi bir anlam kazanır. **"Morgenstern" kelime olarak "Sabah Yıldızı" anlamına gelir. Sabah yıldızı dediğimiz şey ise bizde de bilindiği gibi "Venüs"tür. ---------------------------------------- Stein um Stein |