|
#1
| ||||
| ||||
| FATİH SULTAN MEHMED VE İSTANBUL’UN FETHİ Güneş bir başka batar bu şehirde… bir neyzenin dudaklarında eriyen halis bir neyin perdeleri dağlar yaralı yürekleri her gurup vaktinde!... bu şehir, hüzzam bir şarkıdır dudaklardaki adını tarih koymuştur: ‘’aziz İstanbul!...’’ tarihe yön veren, Leyla ile Mecnun misali destani bir aşkın hikayesidir bu: İstanbul ve Fatih… İstanbul fatihini bekliyordu, tarih fatihini bekliyordu ve hatta Bizans bile. ‘’yapamazsın’’diyorlardı yalnızca akıllı olanlar… oysa fetih aklı aşan yüreklere müjdelenmişti. Bizans’ın surlarını titreten bir sükut vardı sultanın gözlerinde… sevdası yüreğinde, alnı secdedeydi müjdeli kumandanın. Gözyaşından toplar döküldü mübarek seherlerde… Zincirlere vurulmuştu İstanbul…bir korku dolandı yüreklere. Ya bitmezse yine bu şeb-i yelda? Bizans bile korkuyordu; güneş gibi bir sultan sızıyordu çatlaklarından surların, ya bu güneşte batarsa kim kurtaracaktı Bizans’ı kendi karanlığından. Akıl durmuştu…alemler susmuştu. Tarih o müjdeli kumandanın dehasını bekliyordu. Buğulu gözlerini o sevdalı şehrin ufkuna dikti sultan, sükun yüklü bir tebessümün gerdiği dudaklarında yine aynı cümle: “ya İstanbul beni, ya ben İstanbul’ u…” o gece bir şehrayin geçti şehrin göğsünden. Sultan, “yapamaz” diyenlerin alık bakışları arasında İstanbul’un tam yüreğine indirdi gemilerini… Zaman dondu kaldı, diller tutuldu… gemiler karadan yürüyordu, tarih beklenen müjdeye koşuyordu; İstanbul mutlak feth olunacaktı… müjdeli kumandanın müjdeli erleri “Tekbir” sesleriyle titrettiler coğrafyayı. Yeni bir sabaha uyanıyordu dünya, zira kutlu bir doğumla doğmuştu Yeni Çağ!... 29 Mayıs 1453… asırlar süren bir hasretin vuslat günü oldu. O gün tarihin yaldızlı sayfalarına bir not düştü Fatih: “fetih muhabbetle başlar.” FATİH SULTAN MEHMET Babası sultan 2. Murat Edirne Segedin anlaşmasından sonra tahtı oğlu 2. Mehmet (Fatih)’e bırakarak Manisa’ya çekilmişti. Bu durumu değerlendiren Macarlar anlaşmayı bozmuşlardır. Hünyadi Yanoş komutasında bir haçlı ordusu hazırlayarak Osmanlılar üzerine saldırıya geçtiler. Sultan 2. Murat yeniden tahta geçmek istemedi. 2. Mehmet (Fatih) bunun üzerine: “Eğer ben padişah isem gel ordumu kumanda et, eğer sen padişah isen gel ordunun başına geç.” Diyerek babasını tekrar tahta çıkarttı. 1448 yılında haçlı ordusunu 2. Kosova Savaşı’nda yenmiştir. 1451 yılında ölümü üzerine oğlu 2. Mehmet (fatih) ikinci defa Osmanlı tahtına çıkmıştır. 2. Mehmet babası ve cedleri zamanında dört defa muhasara edilen fakat her defasında bir gailenin ortaya çıkması yüzünden fethedilemeyen Bizans’ı ele geçirmek istiyordu. Osmanlı hükümdarı bu tarihte henüz 21 yaşındaydı. İstanbul fethinde mutlaka muvaffak olmak, peygamber efendimiz (sav)’in müjdesine mahzar olarak bin yıllık Bizans başşehrini zaptetmek istiyordu. Onun için gece gündüz durmadan bu mevzu ile meşgul oldu. Bu hususta etrafındaki devlet büyüklerinin fikirlerini almaktan geri kalmadı. Fatih Sultan Mehmet Han evvela İstanbul muhasarası sırasında şehrin denizden yardım almamasını temin etmeye çalıştı. Bir taraftan Osmanlı donanmasının miktarını Arttırmak için emirler verdi. Diğer taraftan da Karadeniz’den gelecek yardımları önlemek üzere yeni bir hisar yaptırmaya karar verdi. Bu hisarı boğazın en dar yerine vaktiyle Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılan Anadolu hisarının karşısına yaptırdı. Bu hisara Rumeli hisarı denildi. Fatih Sultan Mehmet muhasara esnasında Bizans’a Mora’dan da yardım gelebileceğini düşünerek, buraya meşhur akıncı kumandanlarından Turhan Bey’i bir miktar kuvvetle gönderdi. Turhan bey durmadan Mora’ya akınlar yaparak Bizans’a yardım etmelerini ve kıpırdamalarına mani oldu. Osmanlı padişahı bu hazırlıklarının çoğunu Edirne’den idare etti. Her taraftan Bizans’a gelebilecek yardımları aldığı tedbirlerle önledi. Diğer taraftan askerin yetiştirilmesi için talimlerden de geri kalmadı. Zekasını durmadan bu uğurda harcadı. Gece gündüz muharebe hazırlıklarıyla uğraştı. Bazen sabahlara kadar uyumadığı oldu. Genç padişah Bizans duvarlarını kolayca yıkabilecek bir harp aracı temin için Edirne’de Türk mühendislerinden Musluhiddin, Sarıca Sekban ve Macar Urban’a o zamana kadar yapılan toplardan çok daha büyük toplar döktürdü. Bunlardan bir tanesi pek büyük idi. Adına “Şahi” dediler. Bu top 600-700 kilo ağırlığındaki granit gülleleri 1200metreye kadar fırlatabiliyor ve patladığında sesi kilometrelerce mesafeden duyulabiliyordu. Yalnız bu top Edirne’den İstanbul’ a 30 çift öküzle 2 ayda getirilebilmiş, nakil esnasında yolların ve köprülerin tamiri işinde 2000 insan çalıştırılmıştı. Osmanlı kara ordusu 1453 senesi nisan ayı başlarında İstanbul surları önüne geldi.Türk kuvvetlerinin miktarı yüz bin kadarı savaşçı, elli bini yardımcı olmak üzere yüzeli bin civarında idi. Padişah otağını Bizanslıların sen Romen dedikleri şimdiki Topkapı karşısında Maltepe sırtlarında kurdu. Kuşatmadan evvel Gelibolu’da bulunan Osmanlı donanmasının büyük kısmı nisan 1453 başlarında balta oğlu Süleyman bey kumandasında İstanbul önlerine geldi. Donanma Yedikule’den saray burnuna kadar İstanbul Marmara taraflarını tuttu. Yalnız Haliç önüne gerilmiş olan zincir dolayısıyla buraya giremedi. Kuşatma 6 nisanda başladı. Türk topları büyük gürültüler çıkararak patlıyor, Bizans surlarını dövüyordu. Duvarların bazı noktalarında gedikler açıyordu. Fakat Bizanslılar açılan gedikleri tamir ediyordu. Bu arada Osmanlı donanması haliç ağzındaki zinciri kırarak buraya girmeye teşebbüs etti. Fakat haliçteki Bizanslıların donanmasının karşı koyması yüzünden başarılı olamadı. Muhasara esnasında papa tarafından yola çıkarılan 5 gemi Çanakkale boğazını geçerek nisanın 20’sinde marmaraya geldi. Vaziyeti gören Osmanlı padişahı 9 gemi ile balta oğlu Süleyman beyi düşman gemileri üzerine gönderdi. Marmara da bir deniz savaşı oldu. Neticede müsait rüzgardan faydalanan düşman Türk donanması arasından sıyrılarak halice girmeyi başardı. Başarısızlıktan canı sıkılan padişah kavgaya katılmak istercesine atını denize sürdü. Baltaoğlu Süleyman bey bu savaşta bir gözünü kaybetti. Kuşatmanın uzaması üzerine padişah donanmayı dolma bahçe mevkiinden Haliç’e kızaklar üzerinde yetmiş parçadan ibaret Osmanlı filosu Haliç’e indirildi. Vaziyetten ümitsizliğe düşen Kostantin barış yapmak üzere fatih sultan Mehmet’e elçiler yolladı. İstanbul kuşatmasından vazgeçildiği takdirde istenildiği kadar vergi verileceğini hiçbir Hıristiyan devletle ilişkide bulunulmayacağını tamamen Türklere bağlı kalınacağını söylediler. Cevap olarak fatih , er geç şehre hakim olacağını kesin bir dille belirtti. Böylece kuşatmaya devam olundu. 1453 senesinin 28 mayısını 29. Salı gününe bağlayan gecenin sabahı kılıç , pala ,ok ve gürzlerle silahlandırılmış Anadolu ve Rumeli askerleri hücuma geçti. Topkapı civarındaki bir gedikten ilk giren kahramanlar burçlar üzerinde yalın kılıç boğuşmaya başladılar. Kavga çok şiddetli oldu. Ölümden ancak kaçanlar kurtulabildi. İmparator Kostantin’de ölüler arasındaydı. Bizans sokaklarını akın akın Türk askerleri doldurdu. O gün fatih beyaz atı üzerinde, kumandanlarının ve askerlerinin önünde İstanbul sokaklarından geçti , Ayasofya önüne geldi. Bizans’ın en büyük kilisesinin içinde ikindi namazını yanındakilerle beraber burada kıldı. Ve sonra ellerini kaldırarak : -ey ulu tanrım, bu şehrin fethini bana nasip ettiğin için sana yüz bin kere şükrederim. İstanbul’ un fethi ile Osmanlılar idareleri altına büyük bir şehirle birlikte imparatorluk topraklarını da almışlardı. Onun için bu tarihten sonra Osmanlı devletine imparatorluk adı verilmiştir. Fatih’in şahsiyeti fatih orta boylu ,tıknaz vücutlu ve geniş omuzlu idi. Yüzü beyaz ,kaşları eğri saçı sakalı siyahtı. Burnu ince uzun aşağıya doğru kıvrıktı. Cesareti, zekası ve enerjisi yüzünden okunurdu. İşlerinde azim sahibiydi. Yapacağı işleri en ince taraflarına kadar düşünür , sonra bu sahada hazırladığı planı yılmadan tatbik ederdi. Kumandanlık vasfı ileri idi. Savaşın ortaya koyduğu ihtiyaçlar karşısında yeni usul ve önlemleri bulmuş ve tatbik etmiştir. Savaşlarda kumandanlığı bizzat yaptı ordunun en ileri saflarında bulunmaktan kaçınmadı. Gerektiği zamanda silah kullandı ve yaralandığı da oldu. Bilginin değerini çok iyi takdir eden fatih sultan Mehmet bilginlere de hürmet göstermiştir. Sarayında toplanmış olan bilginleri birbirleri ile münakaşa ettirmekten büyük zevk duymuş , dolayısıyla ilme hizmet etmiştir. Fatih , fethettiği İstanbul şehrini bir ilim merkezi haline getirmekle beraber onun imarına da hizmet etmiştir. Adıyla anılan fatih camii , çinili köşk ve Osmanlı padişahlarının oturduğu Topkapı sarayının yapılmasına onun zamanında başlanmıştır. Fatih zamanına gelinceye kadar Osmanlı devleti ve padişahları aşiret devrinden kalma adetlere bağlı kalmışlardı. Fatih sultan Mehmet saray geleneklerinin yerleşmesinde, padişah otoritesinin kuvvetlenmesinde amil olmuştur. Çıkarmış olduğu kanunlarla devlet teşkilatının esasını kurmuş, büyük devlet memurlarının teşrifattaki yerini ve değerini tayin etmiştir. Fatih sultan Mehmet , milletimizin büyük tarihi içinde yetişmiş olan azim , zeka, uyanıklık ve bilgi vasıflarıyla mümtaz ve değerli bir evladıdır. |
|
#2
| |||
| |||
| paylaşım için saol |
|
#3
| ||||
| ||||
| paylaşım için saol... ![]() "içinde sakladınmı , o içinde saklandığın baharı demli bir çay tadında?Ben o uzak kentten ve o uzak zamanlardan sana çevirdim yolumu...Yorgun geleceğim..." |
|
#4
| |||
| |||
| paylaşım için saol |