|
#1
| |||
| |||
| Johann Sebastian Bach (1685 - 1750) Müzik dünyasında Bach hanedanının fertleri arasında ondördü Jena, Anstadt, Ohrduf, Magdeburg, Mülhausen, Weimar ve Lahm'da org çalarak hayatlarını kazanmışlardı. Onikisi korolarda şarkı söyleyerek, ya da koro şefliği yaparak geçiniyordu. Biri Andstadt'ta Kont Ludwig Gunther'in aylıklı saray müzikçisiydi. Öteki Eisenach'da Saxe Dükünün sarayında müzikçiydi. Bir başkası Meiningen'de Dükün müzikçisi olmuştu. Dördüncüsü Hohenlohe Kontunun yanında çalışıyordu. Biri de Weimar Dükünün Kilise Koro şefiydi. Bach ailesinin en aşağı on üyesi koro eserleri, prelütler,şarkılar, ilahiler, süitler, fügler ve konçertolar besteleyerek müzik tarihlerinde kendilerinden söz ettirmişlerdi. İkisi ünlü birer obua'cıydı, üçü güzel viyola çalıyordu, ikisi de birer keman ustasıydı. Birkaç nesil boyunca, Almanya'nın bir çok bölgelerindeki ünlü müzikçilerin Bach soyadını taşıdıkları bilinmektedir. Barok müziği denildiği zaman, hiç kuşkusuz akla ilk gelen isimlerden birisi Johann Sebastian Bach, 21 Mart 1685 de Almanya nın Eisenach adlı küçük bir kasabasında doğdu ve yaşamının büyük bölümünü, aynı zamanda öldüğü kent de olan Leipzig de geçirdi. Aile soyundakilerinin tümünün müzik içgüdüsü, sanat sevgisi ve müzik yaratıcılığı hep onda toplanmıştı. 25 yaşına kadar, ailesinin katkılarıyla beraber, kendi ilgi ve çabasıyla sürdürdüğü müzik çalışmalarını, bu yaşından sonra girdiği Lueneburg Michaelis Schule für Musik te sürdürdü. Burada üstün yeteneğiyle dikkati çekti ve kısa süre sonra bu okuldan ayrılıp Hamburg a gitti, orada çeşitli orkestralarda org ve harpsichord sanatçısı olarak çalıştı. Aynı yıllarda, saray orkestrasında kemancı olarak da bulundu(1703). Zamanın ünlü klavye ustası Buxtehude nin öğrencisi oldu(1705). Daha sonra, saray orkestrası orgçuluğu(1708), saray orkestrası yöneticiliği(1714-1717) yaptı. 1723 yılında Leipzig Thomas Kilisesi ne kantor ve Leipzig Ünivesitesi Müzik Bölümü Başkanlığına getirildi ve ömrünün sonuna kadar bu görevi sürdürdü. Tüm bu yıllar içinde günde en az 30-35 sayfa müzik yazdığı bilinmektedir. Johann Sebastian Bach, ömrünün sonlarına doğru geçirdiği bir hastalık yüzünden kör olmuş, bu onu tanrıya daha çok bağlamış ve en güzel dini öğeler içeren yapıtlarını ömrünün bu son dönemlerinde vermiştir. Johann Sebastian Bach, birçok şekillerde yüzlerce eser verdi ama bunların bir kısmını kendi yakmış, bir kısmı da kaybolmuştur. Buna rağmen günümüze kadar sayısız eseri ulaşmıştır. Bunların içinde en ünlüsü Brandenburg Konçertoları dır. J.S. Bach ın müziğinde inanılmaz bir zeka ve akıl görürüz. Eski dini müziklerden, zamanın popüler armonik müziğine kadar, çoğu zaman bunların senteziyle, hatta kontrpunta çeşitlemeleriyle Bach ın müziği apayrı bir dünyadır. Barok dönemi izleyen klasik dönemin ortaya çıkmasında hiç kuşkusuz en önemli isim Johann Sebastian Bach tır. Johann Sebastian Bach, "Müzikte tek gaye Tanrıyı hoşnut etmek olmalıdır. Dinine gerçekten bağlı herhangi bir kimse, çok çalışırsa en az benim kadar başarılı olabilir" demiştir. Bach, Tanrıya gerçekten bağlanan kimselerin çok çalışmaları gerektiğine de inanmıştı. "İnsan yeryüzündeyken çok çalışmazsa, öbür dünyada Tanrının huzuruna çıkamaz" diye düşünüyordu. Ona göre hayat, uzun ve amansız bir mücadeleden ibaretti. Çok çalışmak, ağır yükü yerden kaldırıp omuzlara yerleştirmek ve Tanrının Kutsal evine bununla beraber gitmek demekti. Hayat, sadece uzun ve çetin bir mücadeleydi. Bach'ın öğrencilerinden biri, ustanın mezarı başında bir arkadaşına şöyle demişti : "Biliyor musun, bizim ihtiyar o kadar alçak gönüllü idi ki dehasının kıymetinden bile haberi yoktu. Dünyanın onu tanıyıp değerini anlaması için aradan belki de yüzyılların geçmesi gerekecek." Gerçekten de öyle oldu... Antonio Lucio Vivaldi (1678 - 1741) Antonio Lucio Vivaldi, barok çağının en büyük kemancı ve bestecilerinden biri, 4 Mart 1678'de Venedik'te doğdu. Babası St. Mark kilisesinin orkestrasında çalan usta bir kemancıydı. Vivaldi henüz kendi eserleriyle ün kazanmadan önce babasıyla birlikte ikili keman konserleri verdi ve bu konserler tanınmasında da büyük ölçüde etkili oldu. Bir papaz eğitimi alan Antonio Vivaldi 1703 yılında resmen papazlık görevine atandı. Ama aynı yıl başka bir işe daha girdi. Ospedale della Pietà adındaki bir kızlar yetimhanede keman öğretmeni oldu. Buradaki görevi yetim ya da sakat kızlara keman çalmayı öğretmek ve onlara konserlerde seslendirmeleri için her ay iki konçerto yazmaktı. Venedik'teki yetimhanede verilen bu konserler bir süre sonra bir gün konseri veren kızlarla tanışmak üzere katıldığı bir yemekten sonra, ayrılırken "bu çirkin kızların tümüne aşık" olduğunu yazar. Bir süre sonra kent seçkinleri de kızlarını bu aynı yetimhane okuluna göndermeye başladılar. Vivaldi daha sonraki yaşamının hemen hemen tümünü burada geçirdi. Ne var ki operaya olan ilgisi onu sık sık Venedik'ten uzaklaştırıyordu. 1710 yılında opera yazmaya başlayan Vivaldi bundan sonra kendini özellikle opera yazmaya verdi. Bilinen 49 operasından 22'si saklanıp bugüne kadar gelmiştir. Opera, her ne kadar Vivaldi için önemli olsa da, bugün Vivaldi'nin önemi bestelediği keman eserleri yatar. Çok usta bir çalgıcı olan Vivaldi'nin keman çalışını izlemiş olan Alman gezgin Johann Friedrich Armand von Uffenbach onun için "kimse bugüne kadar böyle çalmadı ve bundan sonra da çalamaz" diyordu. Yolculukları yüzünden Pieta'dan ayrılan Vivaldi, bu zamanlarda bile yetimhane için konçerto yazmayı bırakmadı. Yaklaşık 230'u keman için olmak üzere, 450 konçerto yazmıştır. Vivaldi operalarını sahneletmek üzere gitmiş olduğu Viyana'da 27 Temmuz 1741 yılında öldü. Bundan sonra bütünüyle unutulmuş görünen Vivaldi'nin adı yüzyılımıza dek pek tanınmadı. Ancak 1920'den sonra yapılan araştırmalar sonucunda Vivaldi'nin yüzlerce eseri gün ışığına çıkmaya başladı. Ve 1960'lara gelindiğinde Vivaldi özellikle "Dört Mevsim"i ile dünyanın en büyük bestecilerinden biri olarak kabul edilmeye başlandı. Richard Wagner (1813 - 1883) Ilk sanat denemelerine çocukluğunda başladı. Duyduğu ve kendine mal ettiği tesirlerden öğrenmeye çalıştı. Çocukluğu ve gençliği huzursuz geçen genç Liepzig li Wagner, Thomas Kantoru Theodor Weinlig den müzik kurallarını öğrenmek suretiyle sanatkarlığını disiplinli bir eğitime tabi tuttu. Fakat daha sonra hayata atılınca dünya meşgalelerinin içinde huzursuz bir halde dönüp dolaştı. Magdeburg, Köningsberg ve Riga tiyatrolarında orkestra şefi oldu. Riga dan kaçarak deniz yolu ile Fransa ya gitti. Dresden de krallık orkestrası şefliğini yaptı. Bir ihtilalci olarak iltica ettiği İsviçre de sürgün hayatı yaşadı. Masal prensine benzeyen Bavyera kralı 2. Ludwig tarafından Münih e çağrıldı. Sonra tekrar İsviçre ye kaçtı. Nihayet Bayreuth daki eserini gerçekleştirme imkanını bulunca orada huzura kavuştu. Etrafındaki kimselerin fedakarlığını gerektiren bu huzursuz hayatında sanat uğrundaki sabatkarlığı sarsılmaz bir sütun gibi yükselmektedir. Liszt, dahi piyanist ve orkestra şefi Hans Richter, ikinci karısı ve Liszt in kızı olan Cosima onun sadık dostlarıydı. Wagner in Venedik te vefat etmesi sembolik bir mana taşır. En son yazdığı sözler Liebe-Tragik (aşk, fecaat), hayatının bütün muhtevasını kapsamaktadır. Fakat Tristan ile müziğin geleceğini tayin eden eseri o yaratmıştı. Wagner 9 kardeşin sonuncusuydu. Napolyon dan kaynaklanan sıkıntılar dışında çocukluğunda olağan dışı pek bir şey olmadı. Dresden de Kreuzchule de okudu. 1827 den sonra Leipzig de felsefe derslerine devam etti ve ilk yapıtlarını burada verdi. Bu yapıtları arasında bir fantezi, bir Polonez, iki piyano sonatı, bir senfoni, Goethe nin Faust u için müzik, tiyatro için bitiremediği Düğünler ile Die Feen operası sayılabilir. Wagner, 1829 da Leipzig de, Beethoven in Fidelio sunu seyredince müziğe karşı ilgisi artmıştı. Çünkü başroldeki primadonnaya aşık olmuştu. 1836 da Magdeburg da bencil ve tutarsız oyuncu Minna Planer ile evlendi. Çalkantılı birlikteliği Minna nın 1866 da ölümüne kadar mutsuz bir yaşamın kapısını aralamıştı Wagner e. Shakespeare den esinlenerek bestelediği Das Liebesverbot / Aşk Yasağı adlı operası başarı kazanmadı. Mayıs 1849 da Röckel ve Bakunin in dostu olduğu ve katıldığı Dresden ayaklanmasının bastırılması üzerine İsviçre ye kaçarak Zürich e yerleşti. Hayatının 10 yılı burada geçmiştir. Zürich te bir yandan tiyatro ve opera yapıtlarını kaleme alırken, Liszt in önerisi üzerine Der Ring des Nibelungen , yazmaya başladı. Zürich ten Venedik e geçti. Stuttgard da bulunduğu sırada, Bavyera Kralı II. Ludwig in çağrısı üzerine Münih e gitse de , yapıtları yuhalandı. Fakat buna rağmen kralın dostluğunu kazanmayı da başardı. Trihscen e sığındı. Burada mutluluk içinde 6 yıl boyunca operalar yazdı ve Bayreuth tiyatrosunun planlarını hazırladı. Franz Liszt in kızı Cosima, 1870 te von Bülov dan boşanmadan önce ona 3 çocuk doğurmuştu. Ve Cosima ile aynı yıl Lüzern de bir Protestan kilisesinde evlendi. Cosima, evlendikten sonra Wagner in can yoldaşı ve esin kaynağı oldu. 1872 yılında kesin olarak Beyrut a yerleşti. 1876 da büyük bir başarı ile yeşil tepe festivallerinin açılışını yaptı. 1882 de son operası Parsifal in Beyrut taki galasından sonra ailesiyle birlikte kışı geçirmek üzere Venedik e gitti. Ölüm Wagner i, 13 Şubat 1883 de kalp krizi biçiminde, bir felsefe incelemesi üzerinde çalıştığı sırada yakaladı. Wahnfried villasının bahçesinde kendi adına hazırladığı mezarına gömüldü. Mezarı, torunları olan Wieland ve Wolfgang ın büyük bir çabayla sürdürdükleri festivalleri izleyenlerin ziyaret ettikleri yerdir hala. Wolfgang Amadeus Mozart (1756 - 1791) 27 Ocak 1756'da Avusturya'da Salzburg şehrinde doğdu. Babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposluğu Saray Orkestrası'nda keman çalan, bir çok besteler ve keman için bir metod yazan bir müzikçiydi. Oğlu Wolfgang üç yaşına geldiği zaman kendisinden beş yaş büyük olan kızkardeşi Maria Anna (Nannerl)'ın çaldığı klavsen parçalarını belleğine yerleştirip kendi kendine çalmaya başlayınca ondaki mucizevi özelliği farketti, hele bir gün minik Wolfgang'ın eline geçirdiği bir nota kağıdına daha kullanmayı bile beceremediği kocaman tüy kalemle konçerto çiziktirdiğini görünce, ona ciddi olarak klavsen dersleri vermeye başladı. Gerçekten de Wolfgang'ın iyi bir müzikçi olmak için doğuştan olağanüstü özellikleri vardı; kulağı bir kemanda bir notanın sekizde bir kadar akort düşüklüğünü farkedecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu. Zaman geçtikçe Mozart'ın müzik yanında aritmetik ve resime de yeteneği olduğu ortaya çıkıyordu. Çevrede bu harika çocuğa karşı ilginin artması üzerine, babası bu erken doğan güneşten faydalanmak, çocuklarının sayesinde para ve şöhret sağlayabilmek için, oğlunu ve kızını yanına alarak Avrupa kentlerini dolaşmaya, konserler vermeye başladı. Wolfgang klavsen, keman ve org çalmadaki ustalığıyla, her şeyden fazla doğaçtan çalışlarıyla dinleyicilerini hayrette bırakıyordu. Müzik aletlerini çalmakta gösterdiği kolaylığa denk bir kolaylıkla beste de yapmaya başladı. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni meydana getirdi. "Mozart müzik sanatında ulaşılmazlığın simgesidir. Şiirde Shakespear'in olduğu gibi. Onun sanat evreninde belirişi açıklanması olanaksız bir mucizedir.GOETHE Yaşamının ilk oniki yılında babası ve kızkardeşi ile birlikte konserler vererek boydan boya dolaştığı Avrupa'da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi topladı, saraylarda krallar ve kraliçeler önünde çaldı. Soylular, her defasında yeni bir eserle ortaya çıkan harika çocuk Wolfgang'ı dinlemek için yarıştılar, çağın ünlü ressamları Mozart'ların portre ve resimlerini yaptılar. O günlerde Wolfgang'ı dinleyen ünlü düşünürler Voltaire ve Goethe, bu küçük çocuğun bir gün sanatının en büyük ustaları arasına katılacağından emin olduklarını söylediler. Ondört yaşında iken, ilk opera eseri "Lucia Silla" Milano'da çalındığı zaman Mozart kendini opera sahnelerine de, üstelik operanın vatanı İtalya'da, kabul ettirmiş bulunuyordu. Papa tarafından kabul edilerek ona, o güne kadar sadece büyük ustalara layık görülen "Altın Mahmuz" nişanı ve şövalyelik beratı verildi. Mozart, bilinci salt şarkı ve müzikten oluştuğu için kendisini o günlerdeki bu ihtişamlı olayların cazibesine kaptırmadı; sadece besteleri ile uğraştı, bu uğraşını durmadan inatla, ısrarla yürüttü. Yirmibeş yaşına kadar rahat ve huzur görmeden o kentten bu kente dolaştı, han köşelerinde barındı, bazen yiyeceksiz kaldı, kar ve yağmur yağarken atlı yolcu arabalarında titreyip durdu. Bu meşakkatli yolculuklar esasen sağlıksız ve zayıf olan bünyesini oldukça yıprattı. Mozart'ın hayret uyandırıcı; bir başka yönü de birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek ve mafsal romatizması gibi o zamana göre ölümcül olan hastalıkları atlatması, ama buna rağmen ürün vermeye devam etmesi ve keyfini hiç bozmamasıdır. Ablası Nannerl onun bu yolculuklarında "Ben ülkesini teftişe çıkan küçük bir kralım" diyerek kendince bir eğlence yarattığını, geçtikleri kasaba ve köylere bir takım uydurma adlar taktığını anlatır anılarında. Kariyeri, onur ve şan yönünden parlak biçimde sürmesine rağmen maddi durumunu düzeltmedi. Yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekti. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davrandılar. Sadece dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazanmaya çalıştı. Mozart'ın otuzaltı yaşını doldurmadan 5 Aralık 1791'de Viyana'da öldü. Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırıldı. Mezarının nerede olduğu ise bilinmemektedir. Söylenenlere göre, Mozart'ın tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişinin katıldığı katedraldeki cenaze duasından sonra bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömüldü. En fenası, bütün araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemedi, tabutun nasıl olup ta sahipsiz kaldığı ise ölüm sebebi gibi hiç bir zaman anlaşılamadı. İgor Stravinsky (1882 - 1971) Tam adı İgor Fyodoroviç Stravinski olan Rus asıllı besteci Stravinsky, 17 Haziran 1882'de, Rusya'da dünyaya geldi. Kiev ve Petersburg operalarında ünlenmiş yetenekli bas şarkıcı Fyodor İgnatiyeviç Stravinski nin dört oğlundan üçüncüsü olan Stravinsky, küçük yaşta müziği sevmiş; babasının evdeki provalarını dinlemiş; dokuz yaşında piyano, ardından da armoni ve kontrpuan derslerine başlamıştır. Ama müziğe yatkınlığına karşın, ailesinin müziği meslek seçmesine izin vermemesi üzerine ceza hukuku ve hukuk felsefesi öğrenimi için Petersburg Üniversitesine ne gönderildi. Üniversiteyi Rimski-Korsakof un oğluyla birlikte okudu, bu arada müzik ilgisi kompozisyona yöneldi. 1902 yazında Rimski-Korsakof ile tanıştı. Ertesi yıl Rimski-Korsakof tan özel ders almaya başladı ve üç yıl kadar (1903-06) ders almayı sürdürdü. Rimski-Korsakof la sürekli tartıştığı kompozisyonları, gene onun aracılığıyla Petersburg da özel ya da halka açık konserlerde seslendirildi. Mi-bemol majör Senfoni nin (1905-07) yanı sıra, Rimski-Korsakof un kızına düğün armağanı olarak yazdığı Feyervek de (1908; Havai Fişekler) bu tür konserlerde çalındı. Bu son yapıt seslendirilmeden hemen önce ölen ustasının anısına yazdığı cenaze ağıtı (1908) ise Petersburg da çalındı, ama müziği günümüze ulaşmadı. 1905 te üniversiteden mezun olan Stravinsky, 1906 da kuzeni Yekaterina Nossenko yla evlendi. 1907 de oğulları Theodore, ertesi yıl da kızları Ludmilla doğdu. 6 Şubat 1909 da Petersburg da Stravinsky nin Peyerverk ve Scherzo Fantastique (1907-08) adlı orkestra parçasını dinleyen emprezaryo Sergey Diaghilev, ondan Rus Balesi nin 1909 sezonu için çeşitli bale müziklerinin orkestra düzenlemesini yapmasını istedi. 1910 sezonu içinde yeni bir bale müziği ısmarladı. Böylece ortaya çıkan Jar-ptitsa nın (L Oiseau de feu; Ateş Kuşu) 25 Haziran 1910 da Paris Operası ndaki büyük başarısı üzerine Stravinsky, piyano ve orkestra için yazmaya başladığı Konzertstück ü (Konser Parçası) Diaghilev in de ısrarıyla baleye uyarladı; Petruşka adlı bu yapıtı Rus Balesi 1911-1913 arasında tamamladığı Lesacre du printemps (Vesna suyaşçennaya; Bahar Ayini) adlı bu çalışmasının dinamik müziği 29 Mayıs 1913 te Paris in Champs Elysees Tiyatrosu ndaki ilk gösteride büyük bir skandala yol açtı. 1908-1909 yıllarında başladığı, Hans Christian Andersen in Bülbül masalına dayanan kısa operası ise, 1913 te sahneleneceği Moskova Özgür Tiyatrosu nun dağılması üzerine Diaghilev tarafından uyarlanarak Rus Balesimnin 1914 yaz programına alındı. Stravinsky o yaz başladığı mLes Hoces (Svadebka; Düğünler) adlı bale kantatını Rus köylü temaları ve töreleri üzerine kurmaya karar verdi. Savaşın araya girmesiyle ancak 1917 de tamamlayabildiği kompozisyonun orkestra düzenlemesini 1923 e değin bitiremedi. Rus Balesi yle ilişkileri yüzünden 1910-14 arasında Rusya da fazla kalamamıştı. Savaş yıllarını ise tümüyle İsviçre de geçirdi. Ailesinin vereme yatkınlığı da İsviçre iklimini çekici kılıyordu. İkinci oğlu Soulima 1910 da Lozan da, ikinci kızı Milena 1914 te Leysin üde doğdu. Bahar Ayini nin bazı bölümleriyle Solovey de (Bülbül) İsviçre de yazıldı. Savaş ilerledikçe Stravinsky yalnızca Rusya dan değil, Rus Balesi nden ve merkezi Berlin de bulunan müzik yayımcısından da koptu. Savaş sırasında yazdığı kompozisyonların birçoğu için Cenevre de bir yayımcı buldu. İsviçreli romancı Ferdinand Ramuz la birlikte gezginci küçük bir tiyatro için, okunacak oynanacak ve dans edilecek eğlendirici L Histoire du soldat yı (Askerin Öyküsü) yazdı. Savaş bitince Fransa ya yerleşerek yaklaşık 20 yıl (1920-39) çeşitli Fransız kentlerinde oturdu. Bu yıllar da müziğinde de köklü bir değişikliğe giderek önceki üslubunu belirleyen Rus öğeleri yerine yeni-klasik anlatımı benimsedi. Ama yepyeni bir tarzda yazabilmek için büyük çaba göstermek zorunda kaldı ve ancak örnekleme, deneme ve birleştirme yılları dediği uzun çalışmaların ardından, önceki büyük yapıtlarıyla boy ölçüşebilecek Oedipus Rex (1927; Kral Oedipus) ve Lasymphonie de Psaumes (1930; Mezmurlar Senfonisi) gibi yeni yapıtlar verdi. Savaştan hemen sonra Stravinsky, Rus Balesi yle yeniden, ama bu kez çok daha gevşek bağ kurdu. Diaghilev in isteği üzerine 1920 de Giovanni Battista Pergolesi nin müziğine dayanan Pulcinella (1920) bale düzenlenmesini yaptı. Bu topluluk için yazdığı son bale Apollon Musagete (1928; Musaların Başı Apollon) oldu. Ertesi yıl Diaghilev öldü ve topluluk dağıldı. Rusya daki mülklerini yitiren Stravinsky, gelir sağlamak için yan uğraş olarak piyanistliğe ve orkestra şefliğine yöneldi. Piyano ve nefesli çalgılar için konçerto (1923-24), piyano için Sonat (1924), piyano için La Majör Serenat (1925), piyano ve orkestra için Capriccio (1929), iki solo piyano için Konçerto (1935) gibi bazı yapıtlarını da solocu olarak kendisi için yazdı. Daha çok Avrupa da turneye çıktıysa da üç kez Kuzey Amerika ya (1925, 1935 ve 1937) bir kez de Güney Amerika ya (1936) gitti. Bu arada bale müziği yazmayı da sürdürdü. Rus dansçı Ida Rubinstein ın 1920 lerin sonunda oluşturduğu topluluk için iki bale müziği yazdı. Bunlardan Le Baiser de la Fee yi (1928; Perinin Öpüşü) Çaykovski nin piyano ve vokal müziğinden seçmeler üzerine kurdu. Persephone daysa (1934) Andre Gide in bir şiirini temel aldı. Ardından, yeni kurulan Amerikan Bale Topluluğu için The Card Party yi (1937; İskambil Partisi) yazdı. 1938 de büyük kızı veremden ölen Stravinsky, 1939 da da karısını ve annesini kaybetti. II. Dünya Savaşı başlayınca Harvard Üniversitesi nin çağrısını kabul ederek 1939-40 öğretim yılında müzik konferansları vermek üzere ABD ye gitti. 1940 ta yıllardır tanıdığı oyuncu Vera de Bosset yle evlendi. Hollywood da bir ev satın alarak çeyrek yüzyıldan fazla karısıyla orada yaşadı. Savaş yıllarında Do Majör Senfoni (1938-40)ve Üç Bölümlü Senfoni (1942-45) adlı iki önemli senfonik yapıt besteledi. 1920 de yazdığı Nefesli Çalgılar Senfonileri nde kullandığı Rusya dönemine özgü müzik ögelerinin yerine, Do majör Senfoni de yeni klasik ilkelerin senfoni formunda bir özetini verdi. Üç Bölümlü Senfoni deyse konçerto ve senfoninin temel özelliklerini başarıyla birleştirdi. 1948-51 arasında The Rake s Progress (Ahlaksızın İlerlemesi) adlı yeni-klasik operası üzenrinde çalıştı. Librettosunu W. H. Auden ile Chester Kalman ın yazdığı bu operayı bitirince, 1939 dan beri ilk kez Avrupa ya dönerek yapıtının Venedik teki Teatro la Fenice deki ilk sahnelenişini yönetti. The Rake s Progress i yazarken asistan olarak Hollywood daki evine çağırdığı genç ABD li müzikçi Robert Craft ın serial müziğe yakınlığı, Stravinsky nin artık kendisine dar gelen yeni-klasik tarzı aşmasına yardımcı oldu. O sıralar henüz pek tanımadığı Anton von Webern in, Arnold Schoenberg in ve Alban Berg in müziğini dikkatle inceleyen Stravinsky, başlangıçta tonal müzik çatısı içinde bazı çekingen serial müzik denemeleri yaptı. Daha büyük ölçekli yapıtlar olan Canticum Sacrum (1955; Kutsal Kantik) ve Agon (1953-57) balesinde modal ve tonal bir müzikle başladıktan sonra tümüyle serial bir yapıya geçiyor ve sonunda başlangıçtaki modal ve tonal müziğe dönüyordu. Tümüyle serial kompozisyonlarından ilki olan Thereni yi (1958; Threnoslar), Rusya ve yeni-klasik dönemlerinin başyapıtları kadar önem taşıyan Movements (1959), Variations (1964; Çeşitlemeler) ve Requiem Canticles (1966; Requiem Kantikleri) izledi. Bu tarihten sonra sağlığı bozulan Stravinsky, gitgide daha az yazmaya başladı, ama 1970 te bile hâlâ Bach ın bazı prelüd ve füglerinin çalgı için transkripsiyonlarını yapıyordu. Stravinsky, 20. yüzyıl müziğine büyük katkıda bulunmuş, kendine özgü eleştirel tutumu özellikle ölçü, tempo ve ses gürlükleri açısından önemli sonuçlar doğurmuştur. Bileşik ölçülü asimetrik kalıpları araştırmış, müzik cümlelerinde kullandığı figür ve motifleri uzatarak ya da çıkararak simetrik cümleleme geleneğini yıkmıştır. Müziğe yeniden kazandırdığı şaşmayan vuruş duygusu birçok bestesinin dansa uygun düşmesini sağlamıştır. Bazısı ortak çalışma ürünü birçok kitabı da yayımlanan Stravinsky, 6 Nisan 1971'de ABD'nin New York eyaletinde hayata veda etti ve Venedik te San Michele Adası nda toprağa verildi. DİĞER ÖNEMLİ YAPITLARI Operalar: Mavra (1922). Sahne müziği: Renard (1916; Tilki), Tufan (1962). Ses Müziği: Yıldızlar Kralı (1911), Babil Kulesi (1944), Missa (1948), Kantat (1952), Bir Vaaz, Bir Anlatı, Bir Dua (1961), İbrahim ve İshak(1963). Orkestra Yapıtları: Circus Polka (1942), Od (1943). Bale Sahneleri (1944). Konçertolar: Re Majör Keman Konçertosu (1931), Dumbarton Oaks (1938), Ebony Concerto (1945), Yaylı Çalgılar İçin Re Majör Konçerto (1946). Oda Müziği: Yaylı Çalgılar Dörtlüsü İçin Üç Parça (1914), Solo Klarnet İçin Üç Parça (1919), Yaylı Çalgılar İçin Konçertino (1920), Nefesli Çalgılar İçin Sekizli (1923), Duo Concertant (1932), Eleji (1944), Yedili (1952), Çiftli Kanon (1959). Piyano Yapıtları: Piano Rag-Music (1919), iki piyano için sonat (1944). Johannes Brahms (1833 - 1897) Kuzey Almanya lı Johannes Brahms'ın babası Hamburg ta kontrbasçıydı. Brahms da küçüklüğünde dans yerlerinde çalmıştı. Oradan, büyük kemancı Joseph Joachim vasıtasıyla Robert Schumann ın muhitine girdi. Brahms ta müziğe yeni imkanlar açacak bir kudret sezen Schumann, bu başlık altında yazdığı bir makale ile onu dünyaya tanıttı. Detmold de huzur içinde geçirdiği senelerden sonra Hamburg ta kendisini deneyen Brahms, Göttingen ve Bonn şehirlerine gidip oralarda bir müddet kaldı. Mürzzuschlag ve Tutzing gibi küçük kasabalarda geçirdiği günler eserleri için önemli tesirler yarattı. Nihayet Viyana ya yerleşti. Bu, Brahms ın talihini tayin eden, hayatının son durağı oldu. Bruckner gibi Brahms da bekar kalmıştır. Fakat sayısı pek fazla olan dostları ki başta Clara Schumann, joseph Joachim, Hans von Bülow, Theodor Billroth geliyordu- geçimsiz olarak tanınan ihtiyarı hayata bağladı. Fakat her zaman, resimlerde ve kitaplarda gördüğümüz beyaz sakallı ihtiyar değildi. Genç Brahms hülyalar ve romantik heyecanlarla dolu coşkun bir delikanlıydı. Hoffmann vari (1776-1822 şair besteci ve ressam) bir şekilde kendini genç bir Johannes Kreisler olarak görüyordu. Yukarıda söylediğimiz gibi, istemiyerel fikir ihtilaflarına karıştı. Fakat zaman onu destekledi ve başarıya ulaştırdı. Coşkun delikanlı Brahms olgunlaşarak formlara bağlı bir klasikçi oldu. Haydn ve Handel den daha gerilere giderek Bach ve onun manevi atalarıyla ilgilendi, böylece bu seviyeye yükseldi. Devrin görüşü dahilinde halk türküleri ile uğraştı ve bu yolda, yeniden uyanan tarihi düşünüşün neticesi olarak canlanan eski stillere karşı sevgi ve ilgi gösterdi. Böylece senfoniler, sonatlar, Schubert ve Schumann ruhundan mülhem olan oda müziği eserleri, konçertolar, liedler ve lirik piyano ğarçaları yanında moteler, org eserleri ve dini mahiyette olan eserler yarattı (Alman Requiem i). Viyana da yerleşmesi, hiç değişmeyen ve ayrı tabiatta bir kuzey Almanyalı olmasına rağmen Viyana yı sevmesi dikkate değer bir özellik taşımaktadır. Schumann ın yapamadığı şeye, yani klasiklerden sonraki Viyana da hayal kırıklığına uğramamaya muvaffak oldu. Bach ın ve Bach tan önceki zamanların şekillendirme ve ifade tarzını klasiklerin zihniyeti ile kaynaştırarak kendi stilini yarattı. Brahms ın ifadesinde bir güz havası melankoli kabilinden acı bir havanın esmekte olduğu söylendi. Brahms ın neşelenmek isteyince (mezar benim sevincimdir) koralini söylediği nükte olarak anlatılırdı. Bu söz kötü niyetle söylenmiştir. Fakat birazda gerçeğin ifadesidir. (Onun stili bir gelişmenin, mazinin derinliklerine yönelen bir bakıştır). Bu bakış Brahms ıa ve kendisinden sonra gelenlere birçok malümat kazandırmıştır. Bach külliyatı yayınlarının en ciddi mesai ortaklarından biri olan Brahms, bugün mevcudiyeti tabii görünen definelerin meydana çıkarılmasına yardım etmiştir. Bunu hiç unutmamak gerekir. Şunu da unutmamalıdır ki, Max Reger Brahms tan ilham almıştır. Wagner i takip edenler yanında, müziği hakimiyetleri altına alan, kütleler halinde ortaya çıkan Brahmin ler (Brahms taraftarları ve taklitçileri) ile ne Reger ne de bizzat Brahms ın hiç bir ilgisi yoktur. Fredric Chopin (1810 - 1849) Fransız isimli bu müzisyen Rus tebaalı bir Polonya lı idi. Değeri Almanya da edildikten sonra sanatkar olarak Paris e yerleşti. Bu durumu ile Chopin devrinin sembolü sayılabilir. Milli sınırların üzerinde olmak 19. yüzyılın eşiğinde zuhur eden yeni tip bir sanatkarın veya dahi virtüozların tipik durumudur. Gerçi enstrümanlarında virtüoz olan müsizyenler eskiden beri vardı. Fakat bu yeni tip, ihtisasını meslek edinerek, mesela yalnız (piyanist) olarak dünya konser salonlarını dolaşan virtüozlardır. Thalberg, Moscheles, Liszt gibi bu ayarda virtüozların yetiştiği çevre, müziksever zenginlerin hususi salon larıydı. Müziğin saray çevresinden bugünkü aleni konser dünyasına gidişinde önemli bir rolü olan bu salon havasında Chopin de yaşadı. Bu, espri ve zarafetle dolu, muhteşem bir yaşama tarzını aksettiren bir çevreydi. Chopin in sanatkarlığı o zamanki dünyanın merkezi olan Paris ten ilham alarak gelişti. Onun her tesire açık harikulade ince ve hassas ruhunda, ihtilal endişelerinin de karıştığı restorasyon devrinin parlaklığı ile vatanındaki durumun sönmeyen acı hatirası birleşiyordu. Balzac, Musset, Meyerbeer, Heine, Liszt ve George Sand gibi şahsiyetlerin yaşadığı o zamanki Paris te, vücudu kadar ruhu da son derece hasta olan Chopin in yıldızı parladı ve söndü. Chopin, Schumann gibi tam manasiyle romantik bir sanatkar, fakat yine yaratılış bakımından bambaşka bir şahsiyetti. Besteciliği bunu en açık şekilde gösterir. Pek az eseri istisna edilirse besteciliği tamamen piyanoya hasretmiştir. Piyanodan teshir edici yeni renk ve tınlama imkanları çıkarmış, ayrıca devrinin henüz ulaşamadığı teshirleri bile keşfetmiştir. Filhakika armonilerinin geniş ve zengin ifade sahası, çok farklı üstünlüğünü, bu melodiler ve onların icrasında beliren ritmlerin özel bir serbestlikle tertiplenişi ve nihayet lirik şiire has bir tatlılıktan gelişerek enerji dolu hamlelere kadar yükselen ifade kudreti gibi vasıflarıyla, Chopin in Fransız müziğinin ancak çok daha sonra varabildiği özelliklerin ilk hatlarını tespit etmek mümkündür. Bu romantik sanatkar, devrin ve geleceğin birbirine karışan esrarlı ışığı altında, milletleri birbirinden ayoran sınırların üstündedir. Buna rağmen derin bir hisle öz yurduna daima bağlı kalmıştır. Kendisinden önce konser salonlarında görülen Mazurka ve Polonezleri folklöe nevinden çıkarak şümullü bir sanat seviyesine yükselten odur. Bununla birlikte, prelüd ve noktürnleri (lirik bir ilhamdan doğan tasvirler) şeklinde vasıflandırılabilir. Buluş ve yapılış bakımından son derece zengin olan etüdleri bile bütün teknik güçlüklerine rağmen asıl etüd kalıbından çıkmış, irticalen çalmanın verdiği ilhamdan yine şümullü bir seviyeye yükseltilmiş harikalardır. Ancak kısa süren parçalarda değil, gelişme alanı ırticalen çaldığı anların yaratıcı kudreti yer yer hissedilir. Bunun için münhasıran piyano tesirlerine bağlı kalmayan liedleri ikinci planda kalmakta, her iki piyano konçertosunu da diğer eserleri arasında ayrı bir durum arzetmektedir. Hastalık, vatan hasreti ve daimi özleyişlerin gölgesinde geçen hayatı, romana benzeyen yazılarda, sahte bir (şairliğin) konusu olmaktan kurtulamamıştır. Gerçekte, istidadı küçük yaşta beliren ve genç yaşta olgunlaşan bu sanatkar da çalışma yolunu tutmak zorunda kaldı. Beethoven in öldüğü sene Joseph Elsner in öğrencisi olarak Varşova da umumi dikkat ve ilgiyi üzerine çekti. Viyana da kaldıktan sonra (Temmuz İhtilali) sırasında Paris e geldi. Orada piyanist olarak şöhret yaptı ve adı Avrupanın her tarafına yayıldı. Besteciliği de orada gelişti ve yükseldi. Bir yıl ölüm derecesinde hastalık çektikten sonra Paris te öldü. Daha önce ölüm korkusu ile Majorka adasına çekilmişti. Chopin in yeni bir (fikri aristokrasisi)nin temsilcisi olarak gören Schumann genç besteciyi sonsuz takdir ifade eden şu sözlerle alenen selamlıyordu: (Şapkalarınızı çıkarın baylar, bir dahi geliyor. Şair olmak için kocaman ciltler doldurmak gerekmez; bir iki şiirle bu ünvana layık olabilirsin. Chopin de böyle şiirler yazmıştır). Ludwig Van Beethoven (1770 - 1827) Beethoven, 1770 yılında Almanya'da (Bonn) doğdu. Alkole karşı olan zaafıyla bilinen Beethoven in babası Johann da saray müzisyeniydi.İlk piyano derslerini henüz dört yaşındayken babasından aldı.Katı bir insan olan babası çocuğunu çok zorluyor, henüz dört-beş yaşında olan ve parmakları piyanoya yetişemeyen çocuk bazen bu çalışmalar sırasında gözyaşı döküyordu... İlk müzik eğitimini babasından aldıktan sonra, 1779 da Christian Gottlob Neefe yle çalışmaya başladı. 1783 te ilk bestesi olan Dressler in Marşı Üzerine Çeşitlemeler Neefe nin yardımıyla yayımlandı. 1786 da Viyana ya yaptığı ziyaretin ardından, annesinin olumu üzerine Bonn a geri döndü ve Kont Walstein ın hizmetine girdi. 4 yıl boyunca kontun orkestrasında viyola çaldı. Annesinin ölümünden sonra Beethoven Viyana'ya geri döndü ve hayatının sonuna dek orada yaşadı.1794'e dek Viyana aristokrasisi içindeki müzik aşıklarına saraylarda ve özel toplantılarda çaldı. 1795 yılına kadar halka açılmamıştı. Başlangıçta bir besteci olarak değil, bir piyanist ve öğretmen olarak adını duyurdu ve kısa zamanda üne kavuştu. 1798 yılında Beethoven işitme problemleri yaşamaya başladı. Bu tarihten itibaren 21 yıl boyunca hiç kimseyle iletişim kurmadı. Ancak 1819 yılına gelindiğinde yazarak insanlarla diyalog kurmaya başladı. 21 yıl boyunca çekilen yalnızlık çok derin acılar yaşamasına neden oldu. Beethoven bütün senfonilerini işitme problemi yaşamaya başladıktan sonra bestelemesi de dikkate değer bir olaydır. Beethoven ömrü boyunca birkaç kadını sevmesine rağmen hiç evlenmemiştir. Bunlar içinde evlenmeye en çok yaklaştığı ve en çok sevdiği Ölümsüz Aşık tır. Kim olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte bu kadının, Frankfurtlu bir tüccarın karısı olan Antonie Brentano olduğu sanılmaktadır. Sevdiği kişiye kendini bütünüyle veren Beethoven, Diabelli Varyasyonları nı Ölümsüz Aşkı na adamıştır. 1826 da kardeşi Karl ile Gneixendorf ta yaptığı tatilin ardından Viyana ya dönüşünde, siroz hastalığı iyice ilerlemiş, yataktan kalkamaz olmuştu. 26 Mart 1827 de hava iyice bozmuş, durmadan yağmur yağıyordu. O sırada akan büyük bir şimşekle Beethoven in odası aydınlandı. Aynı anda, yumruğunu havaya kaldıran Beethoven in gözleri birkaç saniyeliğine hayata meydan okurcasına açıldı, ve ardından bir daha açılmamak üzere kapandı. Doktorlar bunun Beethoven in anlamlı bir hareketi değil, sadece ışığa karşı bir tür refleks olduğunu söylemektedirler. Beethoven yaklaşık 30.000 kişinin katıldığı bir cenaze töreninin ardından Wahring mezarlığına defnedildi. 1888 de ise naaşı Viyana Merkez Mezarlığı na Schubert in mezarının yanına aktarıldı. Franz Joseph Haydn (1732 - 1809) 1732 yılının bir nisan günü dünyaya gelen Franz Joseph, o güne kadar hiç duyulmamış olan Haydn ismini bütün dünyaya tanıtarak insanlığı şaşırttı. Neşeli, şakacı, yaramazlıktan hoşlanan sevimli bir çocuktu. Haydn ların fakir yuvalarında da neşeye gerçekten büyük ihtiyaç vardı. Avusturya nın Rohrau kasabasındaki bu tek katlı köy kulübesinde keder ve ölüm devamlı misafirdi. Haydn ın babasının ilk eşinden olan oniki çocuğundan altısı daha bebekken ölmüşlerdi. Baba Haydn ın ikinci evliliğinden olan beş çocuktan da biri olsun yaşamadı. Tabiat, o bitmek tükenmek bilmeyen denemelerinde bir şahaser meydana getirmek için pak çok yarım eseri bozup mahvetmeyi daima göze almıştır. Annesiyle babasının Sepperl adını verdikleri Franz Joseph daha küçük yaşta olağanüstü müzik kabiliyetiyle dikkati çekmişti. Müzik öğretmenliği yapan bir akrabasının sayesinde Haydn Rohrau nun oniki mil kadar ilerisindeki Hainburg Katolik Kilisesinin korosuna girdi. Altı yaşındaki yaramaz koro üyesi için büyük şehir müzik, yaramazlık ve açlık karışımı bir yerdi. Çeşitli ilahiler öğrenerek müzik bilgisini ilerletmeye bakıyordu ama koro çalışmaları sırasında önünde duran çocukların perukalarını çekerek onları kızdırmak da en belli başlı eğlencesiydi. Suçüstü yakalandığı zamanlar bir güzel dayak yiyordu. Haydn kısa bir zaman içinde birbirleriyle geçinmelerine hiç imkan olmayan iki komşuyu bir çatı altında birleştirmeyi başardı. Bu geçimsiz komşular boş mide ile neşeli, kaygısız bir gönül dü. Bir gün Hainburg caddelerinde yapılacak bir törene hazırlanırken şehir bandosunun davulcusu hastalandı. Tören günü davulcunun yerini Haydn almıştı. Fakat Haydn öyle ufak tefekti ki davulun altında kayboluyordu. Sonra bu çalgının nasıl çalındığını da hiç bilmiyordu. Fakat bütün bunlar Haydn ın davulu çalmasını önleyemedi. Davul fazla ağır ve büyük geldiği için Haydn dan daha iri ve güçlü kuvvetli bir çocuk davulu taşıyordu. Haydn da elinde tokmaklarıyla yanında yürüyüp davulu çalıyordu. Kısa bir süre sonra Haydn ın müziğe olan kabiliyeti Viyana da St. Stephen Katedralinin Koro şefi Johann Georg Ruetter in de dikkatini çekti. Hainburg a kabiliyetli çocuklar aramak için gelmiş ve bu davul hikayesini duymuştu. Bu arada Haydn ın bir de şarkı söyleme kabiliyetini ölçtü. Aldığı sonuç onu şaşırtmıştı. Yalnız sesini titreterek şarkı söyleyememesini garipsemişti. Çocuğa bunun sebebini sordu. Haydn da : - Benim öğretmenimin yapamadığı işi ben nasıl yapabilirim cevabını verdi. Reutter, bu zeki bakışlı, sevimli çocuğu Viyana ya götürdü, ona ülkenin en büyük kilisesinin korosunda ilahi söyletmek için gerekli çalışmaları yaptırttı. Bu kilisenin korosunda çalışan çocukların her türlü ihtiyacını kilisede karşılıyordu. Onlar da matematik, din, müzik, yazmak ve okumaktan başka hiç bir şeyle ilgilenmiyorlardı. Ara sıra çocuklar Viyanalı zenginlerin evlerine konser vermeye gönderiyorlar, burada ev sahibinin cömertliği tutarsa çocuklara mutfakta sofradan arta kalmış yiyecekler veriliyordu. Kilisede ise çocukların ancak açlıktan ölmelerini sağlayacak miktarda yiyecek veriliyordu. Doğrusunu söylemek gerekirse Avusturya nın en büyük kilisesinin korosunda çalışan çocuklar burada sefil ve perişan bir hayat sürmekteydiler. Haydn, onyedi yaşındayken Reutter ile arasında çıkan bir anlaşmazlık yüzünden koroyu terketti. Kimsesi yoktu, cebinde beş kuruşu da kalmamıştı. Üstelik kış da yaklaşıyordu. Haydn a başını sokacak bir yer lazımdı. Rohrau ya dönmeyi düşünmedi değil. Fakat orada da babası günden güne kalabalıklaşan ailesinin ağır yükü altında ezilmekteydi. Haydn Viyana da kalıp, açlıktan ölmeyi tercih etti. Fakat iyi tesadüfler onu ölümden korudu . Eski arkadaşlarından tenor Spangler e rastlamıştı. Bu genç adam da çok fakir olmasına rağmen Haydn a evinde yatacak yer gösterdi ve biraz para kazanıncaya kadar yiyecek verdi. Haydn ın kendini kurtarması zor olmadı. O devirde Viyana bir müzik şehriydi. İş saatleri sona erince halk sokaklarda şarkı söylüyor, geç saatlere kadar dansediyordu. Genç, yaşlı herkes eline bir çalgı alıp sokak sokak dolaşmayı adet edinmişti. Haydn da eline bir keman alıp caddelerde dolaşmaya başladı. Kalabalık grupların yanına sokulup onlara keman çalıyor, böylece cebine birkaç kuruş giriyordu. Genç kızlar onun çevik hareketlerine, keman çalışına hayrandılar. Kış aylarında da keman çalarak, zenginlerin baloları için dans parçaları besteleyerek para kazanıyordu. Galiba Haydn ın doğduğu gece uğur getiren yıldızlardan biri gökte parlamış olmalıydı. Bu yıldız, genç adamı daima doğru yola götürüyordu. Altı yaşındayken onun kabiliyetini keşfeden öğretmenle, karşılaşmıştı, sekiz yaşında Reutter in himayesine girmişti, onun sayesinde müzik bilgisini artırmıştı. Onyedi yaşında Spangler le karşılaşmış onun yardımıyla ölümden kurtulmuştu. Yirmi iki yaşında da Viyana nın ünlü öğretmenlerinden Nicolo Porpora ile tanışmıştı. O güne kadar Haydn ciddi bir müzik eğitimi görmemişti. Öğretmenlerinin köklü bilgileri olmadığı için Haydn ı gelişigüzel yetiştirmişlerdi. Ama şimdi durum tamamen değişiyordu. Nicolo Porpora ona müzik hakkında bilmediklerinin hepsini öğretebilirdi. Haydn ın bu ciddi öğretmene ders ücretini ödemesine imkan yoktu, onun için yanına uşak olarak girmek zorunda kaldı. Haydn, öğretmeninin elbiselerini fırçalıyor, perukasını tarıyor, öfkeli zamanlarında onu yumuşatmaya çalışıyor küfürlerini duymamazlıktan gelip onun müzik bilgisini kapmaya bakıyordu. Porpora nın yardımıyla Haydn kendisine çok faydalı olacak başka bir dost edindi. Avusturyalı asilzade, Baron Karl Joseph von Fürnberg, oda müziğine meraklıydı. Genç Haydn ı da besteci ve kemancı olarak yanına aldı. Haydn Baronun emrinde çalışırken yaylı sazlar için onsekiz kuartet bestelemişti. Bu müzik çeşidini Haydn yeni keşfetmişti. Daha sonra da kuartetler onun ünlü senfonilerine temel olacaktı. Haydn gene uğur yıldızının yardımıyla Baron von Fürberg den Kont Maximilian Morzin den sonra da Prens Esterhazy nin yanında çalışmaya başladı. Bu son görev genç bestecinin meslek hayatını sağlam temeller üzerine kurmasını sağlamıştı. 1760 yılı, Haydn ın müzik ve his hayatında bir dönüm noktası oldu. O yıl genç adam hem iyi bir patron, hem de bir iş bulmuştu. Bir süreden beri Viyana nın ünlü perukacılarından Johann Peter Keller in genç ve güzel kızıyla ilgileniyordu. Fakat Haydn ona evlenme teklifinde bulununca genç kız manastıra girmeyi kararlaştırdığını söyleyerek bu teklifi geri çevirmişti. Keller, besteciye büyük kızının onunla evlenmeyi kabul edebileceğini söylemiş, böylece Haydn, sevdiği kızın ablasıyla evlenmek üzere hazırlıklara başlamıştı. Fakat maalesef Keller in kızı, Hayd ın ince ruhunu anlayacak, onun dehasını takdir edecek özelliklere sahip değildir. Bu bakımdan Haydn ın evlilik hayatı hiç de mutlu olmadı. Besteci, yıllar yılı anlayışsız bir kadınla hayatını paylaşmak zorunda kaldı. Şimdi Haydn ın evindeki huzursuzluğu bir kenara bırakıp Esterhazy nin sarayına dönelim. Haydn buraya geldiği zaman kendini tamamen Prensin emirlerine adamayı kabul etmişti. Sarayda oturacak, Prensin istediği eserleri besteleyecek, o ne zaman emrederse konser verecek, yemeklerini de diğer uşak ve hizmetçilerin yanında yiyecekti. Bütün bu fedakarlıklara karşılık olarak da Haydn sessiz, sakin bir çalışma odasına kavuşmuştu. Besteci, Esterhazy ailesinin yanında tam otuz yıl kaldı, hayatının en parlak, en verimli devresini burada geçirdi. Hayd, Esterhazy lerin sarayına yerleştikten bir yıl sonra Prens ölmüş, yerine kardeşi Şahane Nicolas geçmişti. Genç Prens, Haydn ı kendi sarayına aldı, ücretini artırdı, orkestrasını geliştirmesini sağladı. Orkestra üyeleri daima yanında bulunduğu için Haydn yeni bestelediği eserlerin denemesini hemen yapabiliyordu. Hangi sazların hangi notaları çalmasının uygun olacağını bulması da kolay oluyordu. Bu şekilde çalışmak, Haydn ın pek hoşuna gitmişti. Kısa zamanda her bakımdan kusursuz eserler meydana getirebilmesini de orkestra üyelerinin hep beraber olmasına borçluydu. Sosyal durumunun kötülüğünü ise evliliği gibi boyun bükerek kabullenmiş kaderin bir cilvesi olarak benimsemişti. Bir başkasının kölesi olmak gerçekten çok acı ama diyordu, Tanrının isteğine de karşı gelemem. Zaten Esterhazy ailesinin fertleri müzikle uğraşan kölelerine daima çok iyi davranımlarıyla şöhret yapmışlardı. Nicolas Esterhazy, Hayd na durmadan eser bestelemesini emrediyordu. Zamanın bacaklarını kırmalısın diye de nasihatte bulunuyordu. Prens Nicholas da bariton adı verilen bir telli sazı çalmakta ustaydı. Bu saz madeni ve bağırsak tellerin birbirleriyle titreşim yapmalarından meydana gelen tatlı sesler çıkaran bir sazdı. Haydn bu saz için iki yüze yakın eser bestelemişti. Estarhazy, Haydn ın ücretini artırdıktan başka onun sarayında özel dersler vermesine de ses çıkarmıyordu. (Öğrencilerinden bir de genç Beethoven�di.) Haydn, müziği seviyordu, durumundan memnundu, hepsinden önemlisi o bütün insanları seviyordu. Orkestrasında çalışanlara bir baba gibi davranıyordu. Onlar da besteciye Baba Haydn demeyi adet edinmişlerdi. Hayd, basit bir hayat sürüyordu. Boş zamanlarında balık tutuyor, yürüyüş yapıyor, ara sıra da ava çıkıyordu. Akrabalarına, dostlarına sık sık para gönderiyor, karısının kaprislerine gülümseyerek boyun eğiyordu. Bu arada eser bestelemekten geri kalmıyordu. Canlılığına, oynaklığına rağmen Haydn ın bestelediği eserlerde insanın kalbini acıyla burkan kederli bir hava vardı. Altın kafeste şarkı söyleyen bir bülbülün yalvarışlarını andırıyordu onun besteleri... Haydn, seyahat etmeyi pek sevdiği halde patronu onun Viyana ya kadar gitmesine bile izin vermiyordu. Bir keresinde Haydn, Prens ten Viyana ya gitmek için izin istemiş, patronu isteğini geri çevirmişti. Haydn bu üzüntüyle eline kağıdı kalemi alıp ünlü veda senfonisi ni besteledi. Kış mevsimi gelmek üzereydi. Orkestra üyelerinin hepsi evlerini ailelerini özlemişlerdi. Fakat prens inadından vazgeçmiyor, onları sayfiye sarayında bir süre daha hapsetmeye kararlı görünüyordu. Bir akşam da dostlarını konsere davet etti. Konserin son parçası, Haydn ın yeni bestelediği Veda Senfonisi ydi. Dinleyiciler, senfoninin o güne kadar dinledikleri eserlere hiç benzemediğini farkederek şaşırmışlardı. Ama onları eserin sonunda daha büyük bir sürpriz bekliyordu. Eserin birinci bölümü kederli bir hava için sürüp gitti. Nefesli sazlardan çıkan sesler dertli bir insanın acı iç çekişlerini andırıyordu. Üçüncü bölümde ise sazlar birden coşup öfkeli bir kimsenin çevresindekilere isyan edişini hatırlatan ilgi çekici bir melodiyi çalmaya başlamışlardı. Sonra birden ire sazların hepsi susuverdi ve yine ağır bir parçaya başladılar. Bu son parçada işleri biten müzikçiler, sazlarının başındaki mumu söndürüp yavaşça salondan çıkıyorlardı. Sonunda salonda iki kemancıyla Haydn kaldı. Kemancılar da gidince Haydn başını nota sehpasına dayanıp sessizce oturdu, beklemeye koyuldu. Prensin bu jesti nasıl karşılayacağını pek merak ediyordu. Biraz sonra da Prens, senfoninin manasını anladığını, ertesi gün tatile başlayabileceklerini söyledi. Haydn ın Viyana ya yaptığı ziyaretler, cenneti ziyaret etmekten farksız oluyordu. Güzel yiyecekler, güzel müzik ve iyi dostlar arasında geçen günler ona bir rüya gibi geliyordu. Bazen sarayda yalnızlıktan, kimsesizlikten de bunaldığı olmuyor değildi. Viyana dönüşlerinde sarayın havasını yadırgıyor, bu hayata daha fazla dayanamayacağını sanıyordu, fakat bu da geçiciydi tabii... Kısa bir süre içinde Haydn, sarayın sessizliğine de kendini alıştırmaktan güçlük çekmedi. Yeni eserler bestelemek Haydn ın sıkıntılarını unutmasına yetiyordu. Şakalarını bile müziğin yardımıyla yapmaya kendini alıştırmıştı. İşte mesela konserlerinde dinleyicilerin çoğu zaman uyukladıklarını farketmiş, onları uykudan uyandırabilmek amacıyla sürpriz senfonisi ni bestelemişti. Başından sonuna kadar ağır, uyku verici bir tempoda devam eden senfoninin son kısmında sazlar müthiş bir gümbürtüyle yeni bir bölüme geçiyorlardı. Bu kısımda en derin uykuya dalmış bir kimsenin bile yerinden sıçramaması imkansızdı. Bazı çevrelerde Haydn için senfoninin babasıdır derler. Bu pek de doğru sayılmaz. 1744 yılında, Haydn daha oniki yaşında bir çocukken Paris senfoni besteleyen müzikçiler vardı. Ertesi yıl da Alman bestecileri bu yeni müzik çeşidini benimseyivermişlerdi. O devirde senfoni üç bölümden meydana geliyordu. Birkaç yıl sonra ise senfoniye dördüncü bir bölümün eklenmesi uygun görüldü. Haydn olgunluk çağına eriştiği zaman Avrupanın büyük şehirlerindeki besteciler yüzlerce senfoni bestelemişlerdi. Haydn ise bu yeni müzik çeşidini geliştirmek, daha sevilir bir şekle sokmak için çalışmış ve bunu başarmıştır. Ama Haydn ın binbir itinayla bestelediği senfoniler bile Mozart, Beethoven gibi bestecilerin senfonilerinin yanında sönük kalır. Belki Haydn, senfoninin babası değildi ama Mozart ın müziğinin isim babası sayılırdı. Mozart da çocukluk yıllarında Baba Haydn ın müziğine hayran olmuş, onun izinden yürümek istemişti. Daha sonra Estarhazy nin sarayındaki konserlerde o da piyano çalmış, ilk bestelerinden bir kısmını Haydn a ithaf etmiştir. Haydn a gelince, o da bu genç hayranını bir evlat gibi seviyor, onu desteklemek istiyordu. Mozart ın genç yaşta ve en verimli çağında hayata gözlerini kapayıp fakirler mezarlığına gömülmesine de pek üzülmüştü. Başlangıçta Mozart, Haydn ın bestelerinin etkisi altında kaldığı halde sonradan Haydn Mozart ın eserlerinden ilham alarak yeni eserler meydana getirmiştir. Haydn, her sabah, işe başlamadan önce Tanrı ya o gün kendisine kabiliyet bağışlaması için dua ederdi. Çalışmaları iyi giderse Tanrının o günkü duayı kabul ettiğine, kötü giderse, Tanrının o günkü duayı kabul etmediğine inanırdı. Tanrının onu işlemiş olduğu günahlardan ötürü cezalandırdığını düşünürdü. Ömrünü Tanrıya ve Prens Estarhazy ye hizmet ederek geçirmeyi çok istiyordu. Fakat 28 Eylül 1790 tarihinde Prens Estarhazy nin ölümü üzerine Haydn da saraydaki görevini kaybetti. Bereket ki, prens ona yılda beş yüz dolar tutarında bir para ödenmesini vaziyet etmişti. Haydn, iki kere Londra ya gitti. Oxford Üniversitesinden fahri doktorluk ünvanını aldı. Gençlik yıllarında olsa bu başarı onu herhalde çok sevindirirdi ama Haydn ın artık böyle şeylerden zevk alacağı yaşı geçmişti. Besteci, altmış altı yaşındayken ünlü ingiliz şaiiri Milto un Kaybolan Cennet isimli şiirinden ilham alarak Yaratılış oratoryosunu besteledi. Dünyanın, güneşin, yıldızların oluşunu anlatan bu dev eser Haydn ın son oratoryosuydu. Haydn ın yetmiş altıncı yaş gününde dostları besteciye güzel bir kutlama töreni hazırlamışlardı. Artık yürüyemeyecek halde olan besteciyi tekerlekli sandalyesine oturtup Yaratılış oratoryosunun özel temsiline götürdüler. Dinleyiciler arasında Haydn ın öğrencilerinden Beethoven de vardı. Haydn salona girerken dinleyicilerin hepsi birden ayağa kalktılar, besteciyi çılgınca alkışladılar. Konserin sonunda gene tekerlekli sandalyesiyle dışarı çıkarken Beethoven Haydn ın elini öptü. Bestecinin uzun, sükün dolu hayatı artık sona ermek üzereydi. Fakat kader, onu sessiz sedasız ölmesine imkan bırakmayacaktı. Sürpriz Senfonisi nin bestecisine sürprizli bir ölüm yakışacaktı mutlaka. 10 Mayıs 1809 da Napolyon un orduları Viyana kapılarına gelmişti. Şehir bombalanırken biri Haydn ın evinin yakınına düştü. Bombardımandan sonra Haydn da yatağa düştü. Üç hafta sonra her şey bitmişti. Besteci, ölüm döşeğinde : Şu berbat savaş benim de sonumu getirdi diyerek söyleniyordu... ISAAC ALBENİZ (1860 -1909) Romantik çağın ikinci yarısında yaşayan önemli bir İspanyol bestecisi ve piyano virtüözüdür. Granados'la birlikte, Pedrell 'in önderliğindeki İspanyol Ulusal Okulu'nun temelini atmış ve 19. yüzyılda lirik İtalyan müziğinin etkisi altında kalan İspanya'ya yepyeni bir ulusal stil kazandırmıştır. İspanyol halk dans ve ezgilerini yeni yöntemlerle birleştirerek yirminci yüzyıla hazırlamış ve evrenselleşmesine önemli katkılarda bulunmuştur. İspanya'nın Catalonia bölgesinde Barcelona yakınındaki Gerona'da doğan Albeniz müzikte en fazla dikkat çeken yeteneklerden biriydi. Beş yaşını doldurmadan ilk konserini vererek adını duyurmuş, 15 yaşında piyanist olarak Avrupa ve Amerika'nın müzik salonlarını hayranlarının alkışlarıyla inletmiştir. Çok küçük yaşta Marmontel'den de ders alan "harika çocuk" Albeniz, Paris'te Vincent d'Indy ve Paul Dukas'nın öğrencisi olmadan önce Leipzig ve Brüksel'de çalışmış, İspanya kralının verdiği bursla Brüksel'de öğrenim görmüştür. Baş döndürücü yaratıcılık dönemine girmeden önce kırk yıl süren bir yorumculuk deneyimi geçirmiştir. Bu döneminde de piyano için küçük ve romantik besteler yapmıştır ama bunları kendisi önemsiz olarak görmüştür. 1893 yılında evlenerek Paris'e yerleşmiş ve bir süre sonra piyano konserlerini bırakarak kendini beste yapmaya adamıştır. Weimar'da Listzt'in öğrencisi olan bestecinin ilk çalışmaları, özellikle piyano için besteleri, Schumann ve kişisel olarak da tanıştığı Listzt'ten etkilenmiş olmakla birlikte Londralı milyoner bankacı Francis Money - Coutts'un mali desteğinden kaynaklanmaktadırlar. Sonraki yaşantısının büyük bölümü Londra ve Paris'te geçen Albeniz'i hocası Pedrell tam olarak anlayamamış, bilgisinin sezgisel olduğunu düşünmüştür. Bu düşünce günümüze kadar gelmiş ve onun picturesque müziği ile bağdaşmıştır. Kişiliğini "İspanya Şarkıları", "İspanyol Dansları", "İspanyol rapsodisi" ile ortaya koyan Albeniz bugün kendi tekniğini yaratan dahi bir besteci olarak görülmektedir. Librettoları Money-Coutts'a ait "Merlin" ve "Henry Clifford" operalarını ve bitmemiş "The King Arthur" üçlemesini Londra'da yazmıştır. Albeniz'in müziğe asıl katkısı bazı ilginç piyano parçaları ile ortaya çıkmış ve Juan Valera'nın romanına dayanan libretto'suna Money-Coutts'un aracılık ettiği "Pepita Jiménez" komik operası (lirik güldürü, 1896) ile "Catalonia" (1899) adlı senfonik yapıttan sonra artmıştır. Piyanist besteci olarak yorulmaksızın bestelemiş, ama Fransız modern sanatına yaklaşıncaya kadar da doruğa erişememiştir. Kuşkusuz, Albeniz'i doruğa ulaştıran asıl başarısı, tipik İspanyol şenliklerini (fiesta) anımsatan 12 piyano parçasının oluşturduğu dört defterlik "İberia Süiti " (1906-1909) adlı evrensel nitelikteki başyapıttır. Bu yapıt, bunca yıllık konser kariyerinden sonra pek bestesi bulunmayışının onu düşürdüğü bunalımın ertesinde ortaya çıkmış ve yirminci yüzyıl piyano yapıtlarının en önde gelenlerinden biri sayılmıştır. Bu yapıtın bazı parçaları E.F.Arbós ve D.E.Inghelbrecht tarafından orkestraya uyarlanmıştır. Müziği bazen çok karmaşık olmasına rağmen, Fransız dostları Debussy , Chausson, Fauré ve Dukas sayesinde Albeniz'in armoni ve piyano yazısı mükemmelleşmiştir. " İberia Süiti"ndeki "Corpus Christi at Sevilla " gibi çalışmaları, ulusal öğeler taşıyan çağdaş bir dilin anlamlılığını gösterirler. " İberia"nın en parlak danslarından biri "Triana" dır. Bazıları bu eseri 3/4lük olmasına karşın bir "pasadoble" olarak görmek istemiştir. Ülkesinin zengin folklor birikimini " İberia" da ustaca kullanan besteci yepyeni bir ulusal stil elde etmiştir. Endülüs parçalarının en başarılı piyano yapıtları arasında "Puerta de Tierra" adlı bolero, "Cantos de España" dan seguidilla temposundaki "Castilla", "Recuerdos", " Rumores de la Caleta" bulunmaktadır. İçinde "Asturias" ın "Leyanda" başlığı ile bulunduğu "İspanyol Süiti" yayıncısı tarafından "Prelüd" adlı koleksiyona dahil edilmiştir. Yine bu süitteki "Sevilla" dansı, çok sevildiği Endülüs başkentini temsil etmektedir. "Mallorca", ilk kez İngiltere'de yayınlanan anımsatıcı bir barcarolle dür. "12 Karakteristik Parça"nın sonuncusu olan "Torre Bermeja" da yerel müziğin tipik bir örneğidir. "İberia" dan önceki bu eski parçalar büyüleyici niteliktedir ve bestecinin seçtiği yolu göstermektedir. Albeniz en iyi vurgularını Endülüs'ü düşünürken yapmış, "Navarra" yı tamamlayamadan da yaşama veda etmiştir. Yapıtlarının birçoğunun orkestrasyonu E.F.Arbòs tarafından yapılmıştır. FRANZ LİSZT (1811 - 1886) Burgenland eyaletinde doğmuştu. Fakat, Macar değildi. Alman asıllı olduğu halde, Bach a Alman, Purcell e İngiliz, Rameau ya Fransız dediğimiz manada Alman da değildir. ona Avrupalı dersek doğru olur. Paris, Weimar, Roma, Budapeşte veya Bayreuth olsun yaşadığı her yer onun vatanıydı. Bu yüksek ruhlu müzisyende, fazilet ve insanlık, hiçbir menfaat düşüncesi tanımayan büyük bir sanatkarlık anlayışı ile birleşiyordu. Asrının dünyasını onun gibi temsil eden başka bir kimse yoktu. Yetiştiği salonların ihtişamını umumi konser salonlarına götürdü. Virtüozluğun en parlak olduğu bir devirde, yaratıcı sanatkarın yanında icracıya da aynı mevkii sağlıyan ilk büyük piyanist Liszt tir. Elbette onun ruhunda, beşeri büyüklüğünü teşkil eden, vakar ve tevazu gibi faziletlerin karşılığı olan VİRTUS yaşıyordu. Küçüklüğünde Beethoven i görmüş olan Wagner in yakın dostu, henüz tanınmayan genç sanatkarlara yol açan Liszt, müziğin her alanında geniş görüşe sahip şahsiyetiyle asrın rehberi vasfını taşıyordu. Müzikteki partiler ve bunların kavgalarına dair dosya çoktan kapanmıştır. Lsizt in başkanlık ettiği YENİLİK PARTİSİ uğrundaki mücadele unutulup tarihe karışmıştır. Hatırda kalan tek şey, Liszt in başarılı teşkilatçılığı, en müspet manada siyasi bir başarı denilebilecek sosyal yardım alanındaki çalışmalarıdır. Onun sayesinde, sanatkarın toplumdaki yeri ve değeri sağlanmış, kuvvetlenmiştir. Mozart ve Beethoven ın, sanatkarın insanlık şerefine dair arzularını Liszt tam bir cihanşümül görüşünün ilham ettiği en büyük fikirlerden biri de, sanat alanında çalışan insanın haklı talebi olan ekonomik durumunun teminat altına alınması ile, eserini yaşatma mükellefiyetinin birbirine bağlı bulunması gerektiğidir. Dahası var. Liszt tarafından kurulan ALMAN GENEL MÜZİK DERNEĞİ�nin programında sosyal esasların yanında ahlak kuralı olarak yeni müziğe yardım ödevi de ön plana atılmıştır. Elbette YENİ MÜZİK olarak, Liszt ve taraftarlarının terakkiperver fikirlerine göre yazılan eserler kastedilmekteydi. Liszt büyük piyanistin ta kendisiydi. Onun elleri kuyruklu konser piyanosundan bugünkü imkanları çıkardı. Biz bugün bunu ancak sezebiliyor, veya çağdaşlarının sözlerinden anlayabiliyoruz. Bize kalanlar, aynı ruhtan doğan eserlerdir. Bu, yaşadığı devrin ve yakın muhitinin ruhudur. Tasvir hevesiyle dolu GENRE tablolarına benzeyen parçalarında, müzikal taklitlerinde ve salon tezyinatını andıran lirik melodilerinde bu ruh belirmektedir. Bizler bu tesirlerin bazılarından belki uzaklaşmışızdır; buna rağmen hayretimizi mucip olan bazı özellikler vardır ki, tınlama oyunları ve seslerin kaynaşması ile müzikal renkleri ve renklerin bölünmesi empresyonizmi andırmaktadır. Piyanonun sahasını orkestra tesirlerine kadar yükselten bu renk hassasiyetinin orkestra eserlerinde de belirmesi tabiidir. Bunu Liszt in senfonik şiirleri göstermektedir. Devrin edebiyat ve resim alanındaki cereyanlarına yakın olarak tarihi sahneleri ele alan bu tasvirlerde, Fransız romantik sanatkarı Berlioz un, Beethoven in senfoni fikrini değiştirerek çıkardığıtasviri program müziği fikri ŞİİR TARZINDA YAZILAN senfoniye yükseltilmişti. Bugün bazı münakaşa ve tenkidlere maruz kalan be eserler yazılmamış olsaydı dahi, müziğin ve müzisyenin sosyal durumu uğrundaki faaliyetleri, onun büyük virtüozluğu, öğretmenliği ve insanlığı da adının müzik tarihine geçmesi için kafi gelirdi. Durup dinlenmeyen bir yolcu ve sanatının yorulmaz bir elçisi olan Liszt ender görülen bir tarzda asrının adamıydı. Teşvik edici fikir ve hareketleriyle müziğe sanıldığından daha çok hizmetlerde bulunmuştur. FELİX (BARTHOLDY) MENDELSSOHN (1809 -1847) Mendelssohn a hayran kalan ve gıpta eden çağdaşları onu Latincede mesut manasına gelen Felix adıyla andılar. Gerçekten her türlü başarıya kavuşan Mendelssohn mesut bir hayat geçirmiştir. Tanınmış bir filozofun torunu olan Mendelssohn, harika çocuk olarak ihtiyar şair Goethe ye piyano çaldığı andan, kızkardeşinin genç yaşta vefat etmesinden duyduğu acının sebep olduğu vakitsiz ölümüne kadar mesut olmuştu. Bu şair onun için Latincede liyakatlı manasına gelen meritis tabirini kullanmıştır. Filhakika o zaman umumi bir faaliyet haline gelmiş bulunan Alman ve Avrupa müzik hayatının içinde bugünkü manada büyük orkestra şefi, ayrıca da öğretmen ve teşkilatçı olan Mendelssohn un yaptığı hizmetler büyüktür. Hepsi kusursuz bir güzellikte, mükemmel bir form arz eden eserlerinden bazılarının bugün için daha ziyade kendi zamanının zevkine bağlı kaldığı görülmektedir. Fakat Mozart a meftun olan ve harika çacuk durumundan çıkıp Goethe nin fikir dünyası içinde hakiki kültüre sahip bir sanatkar haline gelen Mendelssohn un tarihi önemini belirtmek için şu üç olayı saymak yetişir: birincisi, Mendelssohn un 17 yaşında kemale erip Shakespeare in Yaz Gecesi Rüyası uvertürü gibi bir şaheseri yazabilmesidir. Ikincisi, Leipzig konservatuarını kurmasıdır. Onun bu teşebbüsü sayesinde Bach ın şehri o asrın müzik hareketlerini ve müzik pedagojisini geliştiren en önemli yerler arasına girmiştir. Üçüncü olay, ilk icrasından tam 100 yıl sonra Bach ın Matthaeus Passion unun Berlin de yeniden icrasıydı. Bu icradan tam bir Bach cereyanı doğdu. Daha önce Bac ın ihyası için emek sarfeden ve Goethe nin dostu olan Zelter in öğrencisi Mendelssohn bu hareketiyle sadece mütehassıslarca tanınan Thomas kilisesi kontorunun ismini dünyaya tanıttı ve kökleştirdi. Bundan doğan heyecanlı Bach sevgisi ve bağlılığı yaratıcı ve araştırıcı hareketlere tesir etti; neticede meydana gelen Bach bilgisi yirminci asrın müzik hakkındaki telakkilerinin temeli oldu. Devrin son derece hareketli fikir ve sanat hayatının çeşitli cereyanları içinde Mendelssohn u romantiklerin klasiği ve terakkisever bir çevre içinde muhafazakarların başı haline getiren bu Bach zihniyeti, onun fikir aleminin desteği oldu. Bu zihniyetin tarafları Schumann dan Reger e kadar- Mendelssohn un etrafında toplanmış bulunuyorlardı. Mendelssohn un bu durumunu gösteren, fakat daha az tnınan bir tarafını da zikredelim: Resim çizen bir insan gibi büyük bir itina ve titizlikle öğrettiği kuralların hepsine mutlaka riayet ederek her eserine çekidüzen vermeye çabalıyordu. Bunun için, isyankarane hamleler yapan Hector Berlioz a anlayış göstermedi; sağduyuya ve şekil vuzuhuna aykırı görünen her teşebbüse düşman oldu. Çağdaşlarının cüretli hedeflerinden ziyade geleneklere bağlı kaldı. Edebiyat ve estetik alanında ince bir kültüre sahip olan, fakat iyi kalpliliğine rağmen biraz soğuk olduğu iddia edilen Mendelssohn un öğretmenliği ve Bach taraftarlığı bu halinden doğmuştur. Mendelssohn da romantik sayılan hususlar şüphesiz daha fazla yanılmış ve tesirli olmuştur. Düzenli bir forma döktüğü sözsüz şarkılar ın melodik tatlılığı, keman konçertosunun parlak canlılığı, oda müziği eserleri, orgun kullanılmadığı bir zamanda org sonatları ve asrın koro sevgisiyle tazelenen oratoryoları, senfonileri, koroları bu karakterdedir. Mesut Mendelssohn un hayatı pek mücadelesiz geçmedi. Daha ziyade hislerine uyarak romantizmi temsil edenlere karşı duyduğu antipatiye, karşı taraftan da mukabele edildi. Bu kaçınılmaz münakaşalarda, başka yollardan yürüyen muhaliflerden ziyade, fazlasıyla şekilperest davranan kendi taraftarları ona zarar verdiler. Hem ihtiyar Goethe nin, hem çağdaşı Wagner in rol oynadığı hayatı büyük bir hızla geçti. Paris te büyük Cherubini Mendelssohn u himaye etti. Daha öğrenci iken harikulade bir piyanist olan Mendelssohn besteci olarak da dikkati çekti. Bach ın havarisi olarak tanındı. Sonra eserleriyle, İngiltere de şöhret kazandı. İtalya ya seyahat yaptı. Düsseldorf ta parlak bir başarı gösterdi. Sonra Leipzig de Gewandhaus Konserleri nin orkestra şefi olarak başarıdan başarıya koştu. Berlin de de çok seviliyordu. Zamanın hareketlerine faal bir şekilde katılan Mendelssohn un hayatı aralıksız başarılarla dolu olarak geçmiştir. PAGANINI DÜNYANIN GELMİŞ GEÇMİŞ EN BÜYÜK KEMAN VİRTÜÖZÜDÜR ""BAZI KONSERLERİNDE EN ÖNDE OTURANLARIN,ACABA O DA BİZİM GİBİ ETTEN VE KEMİKTEN Mİ DİYE BASTONLARIYLA PAGANINI"Yİ YOKLADIKLARI SÖYLENİR"" Paganini' nin müziği, kendi yorumuna göre yazılmış çok zor yapıtlardan oluşur . bu yapıtlar öylesine kıvraklık , dinamizm ve üstün bir hüner gerektirir ki halk , onun bedenine şeytanın girdiğine inanmıştır. Fiziksel görünümü de , kemikli yapısı ve sinirli davranışlarıyla şeytansı bir imgeyi çağrıştırır.Bu inanç ölümünden sonra da sürer. Paganini'yi kutsanmış toprağa gömmezler. Oradan oraya taşınan cesedi , 1926 yılına dek belli bir gömüte yerleştirilemez paganini'nin bestelerinin çoğu teknik beceri gösterisidir. konçertoları, kaprisleri ve oda müziği çalışmaları vardır. Yapıtlarının çoğu zamanında basılmamıştır. Paganini'nin çalış tekniğindeki şeytansı tılsım , uzun yıllar çözülememiştir. Armonikleri kullanmaktaki öncülüğü , kemanını değişik tınılar elde etmek için akort edişi , yay tekniğindeki ustalığı , staccato ve pizzicato yöntemini yaygınlaştırması paganini'ye özgü, daha önce hiç duyulmamış yeniliklerdir . kemandaki doğru tonlaması, net ve temiz sesleri yine onun hüneridir. Keman konçertosu'nun son bölümünde pizzicato'lar, en alımlı şekliyle canlanır. Niccolo Paganini, 27 Ekim 1782 yılında Cenova da doğmuştur. Babası tersane işçisidir. Aynı zamanda keman çaldığı için Paganini nin ilk müzik öğretmenidir. Niccolo 11 yaşına geldiği zaman usta bir kemancı olmuştur artık. Çevresindeki ünlü bütün keman öğretmenleri ona parasız ders verirler. İlk turnesini yaptığında henüz 13 yaşındadır. Bu arada, kendi yeteneğine uygun, zor yorumlanacak yapıtlar besteler. Yalnız keman değil, gitar, viyola ve mandolin de çalar. 1805 1813 yılları arasında LUCCA prensesinin müzik yönetmeni olur. Paganini nin içki ve kumara olan düşkünlüğü de çok ünlüdür. Elde ettiği büyük başarılar onu kumara ve içkiye alıştırır. Kumar alışkanlığı ona herşeyini, hatta kemanını kaybettirir. Zengin bir işadamı ona Guamerius yapımı bir keman armağan eder. Sonradan Stradivarius ve Amati yapımı kemanlara da sahip olur. Bu kemanlar onun hazinesidir. 23 yaşına geldiğinde konserlerini azaltır. 1824 yılında bunalıma girer ve 1827 yılında iyileşip Avrupa turnelerine çıkar. Avusturya, Almanya ve Fransa ya gider. Paris ve Londra da ilk sahneye çıkış tarihi 1831 yılıdır. 1833 yılında Paris te Berlioz a içinde viyola solo olan bir senfonik yapıt ısmarlar. Ortaya Harold en İtalie adlı eser çıkar. Ancak Paganini bu yapıtı hiçbir zaman seslendirmez. 1834 yılından sonra konserlerini çok azaltır. Gırtlak kanseri hastalığına yakalanır ve 27 Mayıs 1840 yılında Nice de ölür. Gelmiş geçmiş en büyük keman virtüözü olan Paganini, baş döndürücü çevikliği, son derece duygusal yorumu ile inanılmaz bir müzisyendir. Yeteneği o kadar olağanüstüdür ki, şeytanla işbirliği yaptığı inancı yayılmıştır. Teknik olarak çağının çok ilerisindedir. Bugün bile eşliksiz keman için yazdığı 24 Caprices i tek resitalde seslendirecek ustalıkta kemancı sayısı çok azdır. Özellike 24. Kapriçyo nun teması üstüne en çok çeşitleme yapılmış tema olarak müzik tarihine geçmiştir. Brahms, Rachmaninof, Blacher, Lutoslawski, Snitke, Ernst ve Rochberg gibi besteciler kendi çağlarına, kendi akımlarına göre, Paganini temasını çeşitlemişlerdir. Paganini, ne Berlioz gibi büyük orkestraların bestecisidir, ne de Chopin gibi minyatür müziğin ustasıdır. Oysa tarih boyu yaşamış her türlü çalgı yorumcusunun en üstünüdür. Temelde virtiözitesi yaratıcılığa dayanır. Müziğinin dış görünüşündeki buzlu pırıltılar, romantik armonideki sıcakkanlı yapının ters çevrilmişi gibidir. Romantik ısıyı şeytansı bir çerçeveye yaraştırır. Piyanonun gündeme geldiği, en duyarlı çalgı olarak saygı gördüğü günlerde keman ile cambazlık yapan bir besteci, büyük bir ilgiyle karşılanır. Bu nedenle onun keman yapıtlarını, örneğin 24 Caprices ini, Schumann ve Liszt piyanoya uyarlamışlardır. Liszt in Etudes d execution transcentande adlı yapıtları, Paganini nin yapıtlarını örnek alır, piyanoda onlara koşut gelişir. Her birinde yaratıcı enerji, parlak bir teknik, soluksuz bir yorum egemendir. Paganini nin bestlerinin çoğu teknik bir beceri gösterisidir. Konçertoları, kaprisleri ve oda müziği çalışmaları vardır. Yapıtlarının çoğu, zamanında basılmamıştır. Paganini nin çalış tekniğindeki şeytansı tılsım, uzun yıllar çözülememiştir. Armonikleri kullanmaktaki öncülüğü, kemanını değişik tınılar elde etmek için akort edişi, yay tekniğindeki ustalığı, staccato ve pizzicato yönetmini yaygınlaştırması, Paganini ye özgü, daha önce hiç duyulmamış yeniliklerdir. Kemandaki doğru tonlaması, net ve temiz sesleri yine onun hüneridir. Keman konçertosunun son bölümünde pizzicatolar en alımlı şekliyle canlanır. Paganini nin müziği kendi yorumuna göre yazılmış, çok zor yapıtlardan oluşur. Bu yapıtlar öylesine kıvraklık, dinamizm ve üstün bir hüner gerektirir ki, halk, onun bedenine şeytanın girdiğine inanmıştır. Fiziksel görünümü de, kemikli yapısı ve sinirli davranışlarıyla şeytansı bir imgeyi çağrıştırır. Bu inanç ölümünden sonrada sürer. Paganini yi kutsanmış toprağa gömmezler. Oradan oraya taşınan cesedi, 1926 yılına dek belli bir gömüte yerleştirilemez. GEORGES BİZET Georges Bizet 25 Ekim 1838 yılında Paris yakınlarında Monmarte da orta halli bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Vaftiz ismi Alexandre-César Leopold du. Annesi Alimeé amatör bir piyanistti; küçük oğlunun dehasını fark etmetke gecikmedi. Bizet okuma yazmadan önce notaları öğrendiğinde henüz 4 yaşındaydı. Babası Alophe şan öğretmenliğinin yanı sıra, peruka imal ediyordu. Küçük Bizet in müzikal bilgisi anne ve babasının yoğun çalışmaları sonucunda hızla ilerledi. Ama o müziğin yanı sıra edebiyatla da yakından ilgileniyordu. Öyle ki, sonunda annesi müziğe olan ilgisini kaybetmesinden korktuğu için kitaplarını saklamaya başladı. Ailesinin müzik konusundaki sabit fikirli çalışması ilk meyvesini 1848 yılında verdi. Bizet 9 Ekim günü Paris Konservatuarı na kabul edildiğinde henüz 10 yaşını bile kutlamamıştı. Daha ilk aylarda dehasını göstermekte gecikmedi. Piyano dalında göz kamaştıran yeteneğiyle ilk ödüllerini kazandı. Artık bütün kıdemli müzik öğretmenleri ona ders verebilmek için yarışır hale gelmişlerdi. Bu yarış o kadar kıyasıya oluyordu ki, Fransız operasının en ünlü bestecilerinden Charles Gounod sırf ona ders verebilmek için emekli olmaktan vazgeçti. Küçük Bizet in mükemmel hafizası vardı; gördüğü, duyduğu herşeyi bir sünger gibi emiyor, istediği anda da en küçük şeyleri bile rahatlıkla hatırlayabiliyordu. Konservatuarda okuduğu yıllarda Marmontel den dersler aldı. 1852 yılında piyano, 1855 yılında da org ve füg dallarından birincilikle mezun olduğunda 17 yaşındaydı. Bizet kendine güvenenleri yanıltmadı ve genç bestecilerin adını duyurmasında önemli olan payı olan Büyük Roma Ödülü nü kazandı. 1857 yılında, Offenbach ın mucize doktor adlı eserinin operet olarak bestelenmesi için açılan yarışmanın birinciliğini Lecoq la paylaştı. Onu parlak bir gelecek bekliyordu artık. Ama, daha sonra kendisinin de söyleyeceği gibi, Bizet bu altın kaplı gelecekte hiçbir zaman mutlu olmadı. Tanrı nın hediyesi olan dehası belki de onun lanetli hediyesiydi . Bizet gerçekten sağlam iradeli bir yapıya sahipti, Roma ya gitmek için çıktığı yolculukta, kışın en sert günlerinde Fransa-İtalya sınırında bulunan tepeleri yürüyerek aştı, hem de ayağında kar botları olmadan 1858 in Ocak ayında Roma ya vardığında, artık 19 yaşında genç bir delikanlıydı ve sonu belli olmayan başdöndürücü bir hayata adımını atıyordu. Genç Bizet oldukça popüler biri olmuştu. Gerçi öyle yakışıklı sayılmazdı; bebeği andıran parlak cildi, kumral saçları ve ince çerçeveli gözlükleriyle öylesine güçlüydü ki, tanıştığı herkesi kendine hayran bırakıyordu. Bir keresinde maskeli baloya bebek kılığında katılmıştı. Aslında insanların hayran olduğu sadece ince esprileri değil, kusursuz piyano çalışıydı da Dönemin bütün büyük bestecileri bu yeteneği ayakta alkışlıyordu. Alkışlayanlar arasında büyük besteci ve piyanist Franz Liszt de vardı. Roma da bulunduğu yıllar içerisinde de bazen olmadık işler yapıyordu, dini eserler için açılan yarışmaya bir komik operayla katıldı. Sonuç olarak yarışmadan derhal çıkarıldı. Bizet hayatında hep yaşayacağı talihsiz olaylar dizisine, ilk olarak 1859 yılında rastladı. Tatilde olduğu dönemde kronik boğaz enfeksiyonuna yakalandı. Şanssızlık o ki, ona bakan hastabakıcı da hastaydı. Bu enfeksiyon Bizet in yakasını hiç bırakmayacak ve sonunda ölümüne neden olacaktı. Hastalıktan biraz olsun kurtulan Bizet, 1860 yılında Paris e döndüğünde, kendisini piyanissten çok besteci olarak görüyordu. Bu öz güveninin yıkılması çok uzun sürmedi, ertesi yıl ona her zaman destek veren, yazdığı her eseri kıyasıya eleştirip olgunlaştıran annesi öldü. Bu onun hayatında aldığı en büyük darbe oldu. Annesinin ölümünden sonra Bizet teselliyi evin hizmetçisi olan Maria da buldu. 1862 yılında Maria, Jean adında gayrimeşru bir çocuk dünyaya getirdi. Bazı söylentilere göre, bu yeni kuzen in gerçek babası Bizet ydi. Roma ödülü nden gelen para da o sırada suyunu çekmeye başladı. Bunun üzerine özel dersler vermeye, eğlence amaçlı, sanatsal değeri olmayan besteler yapmaya ve bunları yayınevlerine satmaya koyuldu. Para kazanabilmek için günde 16 saat çalışıyordu. Bütün can sıkıcı programların arasında, kendine ayırdığı gerçek beste çalışma zamanı da ondan beklenen düzeye ulaşmasını engelliyordu. 6 yıl boyunca taslak üzerine yazmaya devam etti. Bazen, bütün yazdıklarını bir kenara atıyor, herşeyden vazgeçiyor, daha sonra içindeki ateşi yeniden canlandırarak çalışmaya dönüyordu. Bu bitmeyen gel-gitler, sonunda meyvesini verdi. Ilk operası olan İnci Avcıları tamamlandı ve gösterimi oldukça başarılı geçti. Ama Bizet nin deyimiyle kan emici eleştirmenler operayı yerden yere vurunca, gösteriminin başarısına gölge düştü. 1866 yılında Bizet hayatı boyunca görebileceği tek başarıya ulaştı. Perthli Güzel Kız adlı operasının ilk seslendiriminden sonra hem halk, hem kan emici eleştirmenler oyunu beğendiler. Perthli Güzel Kız adlı operası için, Lirique-Theatre la yaptığı anlaşma Bizet için oldukça karlıydı. Anlaşmaya göre, Bizet ilk gösterimden 3000 frank, ayın otuzunda 1500 frank ve eğer 3 yıl içinde 120 gösterime ulaşırsa 16000 frank alacaktı. Bugün ilk gösterimden bu yana neredeyse 130 yıl geçmesine rağmen, opera henüz 120 gösterime ulaşmamıştır. Bizet para kazandıkça, yeni yarışmalara giriyordu. Ama ne yarışmalar, ne de jüri Bizet nin eserlerini beğeniyordu. Sonuçta, Bizet de yarışmalar yüzünden yarışma fobisi başgösterdi. Yayıncısına gönderdiği mektupların birinde şöyle yazıyordu: Tekrar tekrar reddediliyorum. Bu benim için eserlerime karşı yapılan bire sabotaj Etrafımda bir uğursuzluk dolaşıyor, ama ne olduğunu anlayamıyorum Bizet yi sevmeyen yalnızca yarışmalar değildi. Sağlığı da iyiye doğru gitmiyordu. Kalbinden rahatsızlığı vardı, eklemleri romatizma olmaya yatkındı, üstüne üstlük bir de ağır çalışma temposu buna eklenince, Bizet nin sağlığı asla düzelmeyecek biçimde kötüleşmekteydi. Belki de hayatının en güzel günleri sayılabilecek o günleri babasının Paris dışında satın aldığı yazlıkta geçirmeye başlamıştı. Burada komşuları olan Mme. La Contesse de Moreton de Chabrillian la ateşli bir aşk yaşadı. Bu ilişki nasıl sonuçlandı bilmiyoruz, ama bilinen şu ki, bu ateşli ve ihtiraslı komşu, ilerde Bizet yi dünyaya tanıtacak olan CARMEN karakterinin oluşmasında büyük rol aynayacaktı. Bizet aradığı aşkı 1867 yılında buldu. Eski müzik öğretmeninin 18 yaşındaki kızı Genevieve Halevy, genç Bizet nin kalbini çalmıştı. Aşklarını büyük tutkularla yaşayan Bizet, genç kızın ailesini ikna etmek için oldukça uğraştı. Biraz olsun yumuşayan aile iki gencin nişanlanmasına izin verdi. Ama etrafında şansızlıklar dolaşan Bizet yi kötü kader bir kez daha yıktı. Evlenmelerine 1 hafta kala Genevieve in ailesi nişanı bozdu. Bizet bu olaydan hiç yılmadı ve isteğine 2 yıl sonra kavuştu. Genevieve in ailesi sonunda evliliği kabul etti. Iki genç 3 Haziran 1869 yılında evlendiler. Bizet girdiği yarışmalarda başarısız olmaktan ölesiye korkuyordu. 1868 yılında, Paris Dünya Sergisi için açılan müzik yarışmasına katıldığında sırf bu yüzden Gaston de Betsi takma adını kullandı. Bizet ailesinin mutluluğu bu kez yeni bir darbe yedi. Bu ne bir yarışmada kaybetmenin, ne de seslendirilmeyen eserlerin üzüntüsüydü.... Darbe Prusya!dan gelmişti. O yıl patlak veren Fransa-Prusya savaşı yüzünden bütün sanatçılar birer ikişer Paris i terk etmeye başlamışlardı. Bizet Paris te kalarak Ulusal Muhafızlar a katıldı ve savaşı tam ortasında yaşadı. Savaş bütün şiddeti ile sürerken, bir de kara kış bastırınca kentte yiyecek sıkıntısı çeklmeye başladı. İnsanlar açlık içinde kıvranıyorlardı. Bu sıkıntıları çekenler arasında Bizet ve karısı Genevieve de vardı. Öyle ki, yiyecekten umudu kesen çift artık yemek olarak fare avlıyorlardı. Günler ilerledi ve Bizet çifti savaşın etkilerini biraz olsun hafifletmek için Bordeaux ya doğru yola çıktılar. Ancak aşırı baskı ve olayların acımasız yüzü Genevieve in ruhsal dengesini bozmuştu, hafızasında bulanıklaşmalar başlamıştı ve bir anda sinir krizleri geçiriyordu. 1871 yılında Çocuk Oyunu adlı suiti tamamladı. Bizet operaları üzerinde dolaşan uğursuzluğu kırmaya çalışıyordu. 1872 yılında Cemille / Djamilla operasını sahneye koydu. Başarısızlık onu yine yenmişti ve opera istenen ilgiyi görmedi. Soluk almadan sürdürdüğü çalışmaları sonucunda Alphons Daudet nin oyunu için yazdığı Arles li Kız / L Arlesienne sahne müziği 1 Ekim 1872 yılında sahneye kondu. Başarısız eserlere yeni bir halka eklemenin dışında Arles li Kız , Bizet ye değişik bir başarı da kazandırdı. Bestesinden aldığı bölümlerle yeniden bestelediği süit 10 Kasım 1872 yılında çalındığında, beklenmedik bir başarı kazandı. Böylece Bizet nin günümüzde en sevilen eserlerinden biri olan L Arlesienne Süitleri doğmuş oldu. Bizet bu arada daha önce yazdığı eserleri gözden geçirmeye başlamıtı. Kimi operaları sahnelenmemiş, kimileri ise sahnelendikten kısa bir süre sonra gösterimden kaldırılmıştı. Yeniden düzenlediği Don Rodrigue operasından oldukça ümitliydi, ama bu sefer operayı eleştirmenler değil, opera binasında çıkan yangın gösterimden kaldırmıştı. 1873 yılına küçük iniş çıkışlarla giren Bizet dönüşü olmayan noktaya hızla yaklaşıyordu. Hayatının iki yılında onu etkileyen iki olay vardı; biri üzerinde çalıştığı CARMEN operası, ikincisi ise hasta olduğu dönemden bu yana hiç peşini bırakmayan kronik boğaz enfeksiyonu ve romatizma. Ünlü yazar Prosper Mériméé nin 1830 yılında İspanya da yaptığı uzun inceleme gezisinin ardından 1845 yılında Revue des Deux Mondes dergisinde yayınladığı CARMEN romanı Bizet yi derinden etkilemişti. Uzun zamandır aradığı eseri bulan Bizet, İspanya yı hiç görmemiş olmasına rağmen, İberia folklörünü incelemeye başladı. Partisyonun yazılması bittikten sonra Opera-Comique yetkililerine teslim eden besteci, konusu nedeniyle oldukça sert tepkiler aldı. Yöneticilerin tepkileri yetmiyormuş gibi, tamir edilen opera salonu yüzünden provalar yeterince iyi gitmiyordu. Sonunda tahmin edilenden çok sonra, 3 Mart 1875 yılında CARMEN in prömiyeri gerçekleşti. Ama dönemi için böylesine sert bir oyuna ne eleştirmenler, ne de halk hazırdı. Gelen eleştiriler hak etmediği kadar acımasızdı. Yine de Bizet ye operanın temsilinden bir gün önce Légion d honneur ün şovalye ödülü verildi. Almış olduğu bu nişan belki de onun muhteşem eseri Carmen in hayatını kurtarıyor ve konu olarak tepkiler alan, gösteriler sırasında seyirci toplayamayan opera, yıl sonuna kadar gösterimde tutuluyordu. Bu arada Bizet nin sağlığı geri dönülecek noktayı çoktan geçmişti. Boğaz enfeksiyonu onu nefessiz bırakıyor, yazlıklarında kaldığı dönemde Seine Nehri nde yüzmesi romatizmasını çılgına çeviriyordu. Bizet adeta intihar ediyordu, yaptığı akıl almaz hareket ve yoğun duygusal baskıya hasta olan kalbi daha fazla dayanamadı. Arka arkaya gelen iki kalp krizi sonucunda hayata gözlerini kapadığında tarih 6. evlilik yıldönümü ve 37 kez oynanacak olan CARMEN operasının 31. gösterim günü olan 3 Haziran 1875 di. Hayatı küçük başarılarn sevinci ve başarısızlıkların büyük üzüntüsüyle geçen Bizet ye kader son oyununu iş yapmaz denilen CARMEN operasının, ölümünden hemen sonra tüm dünya sahnelerinin vazgeçilmez operası olmasıyla bir kez daha oynamış oldu... NİKOLAY ANDREYEVİCY RIMSKY-KORSAKOV Rimsky-Korsakof milliyetçi akımın Rusya da oldukça güçlü olduğu bir dönemde yaşadı. Çocukluğundan itibaren aklında hep denizci olmak vardı. Rusya nın kültür başkenti San Petersburg daki, askeri birliğe yazıldı. Burada birçok opera ve konser dinleme şansı buldu. Dinlediği eserler içinde onu en çok etkileyen Glinka oldu. Balakirev le tanıştı. Besteci, 1862-1865 yıllarını denizde geçirdi. Bu dönemde yaylı çalgılar dörtlüsü, piyano beşlisi ve piyano için fügler besteledi.1876 yılında incelediği Halk Şarkıları, Rimsky-Korsakof un daha yaratıcı bir döneme girmesini sağladı. Mayıs Gecesi and Snegurochka operalarını yazdı. 1874-1881 yılları arasında Bağımsız Müzik Okulu nun yöneticiliğini yaptı. Borodin 1887 yılında öldüğü zaman Polevec Dansları Prens Igor operasını öğrencisi Glozunov la beraber tamamladı. En çok bilinen eseri Sheherazade ile İspanyol Kaprisyosunu yazdı. 1889 yılında Wagner in Halka(Ring) operasının Rusya daki prömiyeri yapıldı. Bu eserden çok etkilenen Rimsky-Korsakof, bütün vaktini opera eserlerine ayırmaya başladı. Bu arada sinir hastalığı geçirse de yaratıcılığı etkilenmedi. 1896 yılında, Mussorgsky nin Boris Godunov operasının, kendi versiyonunu tamamladı. Rimsky-Korsakof Rus Beşlisi adı verilen, eserlerinde Rus Halk Müziğini temel alan milliyetçi grubun merkezinde olmasına karşın; ömrünün son yıllarında devrimci düşünceye sempatiyle bakmış ve desteklemiştir. Bu nedenle San Petersbrug konservatuarındaki görevinden Çarlık yönetiminin baskısıyla uzaklaştırılmış, eserlerinin çalınması Rusya da yasaklanmıştır. Rus beşlisinin en parlak bestecisi Rimsky-Korsakof renkli orkestrasyonu ile dikkat çeker. Sonraki kuşak bestecilerinden Stravinsky üzerinde önemli etkisi olmuştur. Bu mesaj en son " 14-03-2008 " tarihinde saat 07:32 PM itibariyle ~coffee~ tarafından düzenlenmiştir.... |
|
#2
| ||||
| ||||
| uzun hepsini okuyamadm ama çok güzel bi paylaşım saolll... ![]() ![]() 'sussaM yalnızlık, konuşsaM ayrılık, dönseM yıkılış, dönmeseM yok oluş.. şimdi ben susuyoruM, yalnızlığa talip.. seNde sus bana sus ki, bir daha ölmeyeyiM..' " вїя đΰ$'τΰм... кıяıŁđıм!!! " Sén A$ksız Géçén Dünü'M ,, Sén Ya$anMamı$ ßugünüm Vé TakvimLérdé békLéyén ya$anacak YaRını'M'sıN..! Git GamzéLéRi YağmuR KoKan YaRiM,, ßén gittiğiN YérLéRdé yağMuRunuM.! SériN, ısLatan aMa ü$ütMéyén... ●● «3 [ย] ๓ยtรยz קгєภรєร «3 ●● ![]() |
|
#3
| ||||
| ||||
| nereye gitsem hep senin görüyorum o değil millet otomatik bot sanıcak her konuya mesaj yazıyorsun die ![]() sinem konu için teşekkürler okadarçok bilgi varki 900 kişi görüntülemiş bu yazıyı ![]() Arkadaşlar artık lütfen kopyala/yapıştır konu açmayalım kendi yorumlarımızla konu açalım... Arkasokakta Siyasi ve Kişiler Hakkında Konular ve Tartışmalar Yasaklanmıştır Konu Açarken Lütfen Etiketleri Girelim |
|
#4
| |||
| |||
| saol güsel bişey tabiki |
![]() |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Heavy Metal Kültürü | horrorpheliac | Rock & Metal | 3 | 15-05-2008 04:25 AM |
| Klasik Batı Müziği Kadın Bestecileri | horrorpheliac | Klasik & Soul & Jazz | 1 | 15-03-2008 07:46 PM |
| Ünlü Klasik Müzik Eserlerinin Hikayesi | ~coffee~ | Klasik & Soul & Jazz | 5 | 14-03-2008 07:14 PM |
| Klasik Müzikle İlgili Terimler | horrorpheliac | Klasik & Soul & Jazz | 1 | 11-03-2008 06:02 PM |
| Metal Tarihi | hllcyln | Müzik Sohbet ve Paylaşımları | 9 | 05-12-2007 09:46 AM |