Arkasokak Logo
Kayıtsız, hoş geldiniz.





Forum Arkasokak > KÜLTÜR & SANAT & EĞİTİM > Tarih » GeÇmİŞden GÜnÜmÜze Kibris Sorunu..!!
GEÇMİŞDEN GÜNÜMÜZE KIBRIS SORUNU Arda Ercan I. BÖLÜM - GENEL BİLGİLER A-KIBRIS’IN COĞRAFİ KONUMU VE STRATEJİK ÖNEMİ Kıbrıs coğrafi olarak ...

Cevap
  #1  
Eski 31-10-2005, 02:51 AM
muganhan kullanıcısının avatarı
Asil Üye
 
Giriş: Oct 2005
Konum: güzell bi yerrr...
Mesaj: 564
muganhan will become famous soon enoughmuganhan will become famous soon enough
Göz Kırp GeÇmİŞden GÜnÜmÜze Kibris Sorunu..!!

GEÇMİŞDEN GÜNÜMÜZE KIBRIS SORUNU

Arda Ercan





I. BÖLÜM - GENEL BİLGİLER


A-KIBRIS’IN COĞRAFİ KONUMU VE STRATEJİK ÖNEMİ

Kıbrıs coğrafi olarak Asya , Avrupa ve Afrika kıtalarının kesiştiği merkezi bir bölgede bulunduğundan Akdeniz’deki belli başlı deniz yollarını ; boğazları , Süveyş kanalını ve Cebelitarık gibi geçitleri de kontrol etmektedir. Türkiye’den 40 , Yunanistan’dan 570 mil uzaklıktaki ada Akdeniz’in Sicilya ve Sardunya’dan sonra üçüncü büyük adasıdır. Adanın yüzölçümü 9251 km kare olup nüfusu 19. yüzyılda 80.000 iken 1920’lerde 200.000 i aşmıştır.

B-KIBRIS’IN TARİHÇESİNE KISA BİR BAKIŞ
Kıbrıs birçok medeniyete beşiklik yapmıştır. Tarihi çağlar öncesinde, bulunan fil fosilleri nedeniyle Anadolu’nun bir parçası olduğuna inanılan adada bir çok medeniyet hakimiyet mücadelesi vermiştir.Ticaret yolları üstündeki adada varlık gösteren devletlerin başlıcaları ; Hititler , Akalar , Fenikeliler , Persler , İskender İmparatorluğu , Roma İmparatorluğu , Bizans İmparatorluğu , Cenevizliler , Venedik, Osmanlı ve İngiltere’dir[1]

a. Osmanlı Dönemi:

1571 yılında Osmanlılar adayı Venediklilerden alarak Osmanlı hakimiyeti altına almışlardır. Osmanlı döneminde uygulanan zorunlu göç politikası ile Müslüman nüfus toplam nüfusun 1/3 üne ulaşmıştır.

Osmanlı’nın sarsıntı yaşadığı dönemlerde adada çeşitli ayaklanmalar baş göstermiştir. Hatta ada 1832-1840 yılları arasında Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın hakimiyetinde kalmıştır.

1869 yılında ada Süveyş Kanalının açılması neticesinde İngiltere politikasının odağına oturmuş ve nitekim 1878’de fiilen Osmanlı hakimiyetinden çıkmıştır.

b. İngiltere Dönemi:

Abdülhamit ve V. Murat’ın tahttan indirilmesi , Ayestafanos anlaşmasının imzalanması ile sonuçlanan 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşı sonrası Ruslara karşı Osmanlı’nın korunması gereğinin doğmasını gerekçe gösteren İngiltere ,Osmanlı’ya antlaşma teklifinde bulunmaya başlamıştır. İngiltere Osmanlı’yı silahlı olarak müdafaa edecek , karşılığında Osmanlı İngiltere’nin Kıbrıs’ı idaresine rıza gösterecektir.4 Haziran 1878’de yapılan bu antlaşma ile ada fiilen İngiltere hakimiyetine girmiştir. Bu fiili durum İngiltere’nin adayı 5 Kasım 1914’te ilhak ettiğini açıklaması ve Lozan antlaşmasını takiben 10 Mart 1925’te sömürgeleri altına dahil etmesine kadar sürmüştür. İngiltere hakimiyetinde adada 1882 Anayasası ile İngiltere Yüksek Komiseri yönetiminde 6’sı hükümet , 9’u Rum ve 3’ü Türk cemaatlerince seçilen 18 üyeli bir Yasama meclisi göreve başlamıştır.[2]

c. Kıbrıs’ta Türklerin Kökeni

Kıbrıs Türkleri’nin kökeni Anadolu halkıdır ve II. Selim döneminde adaya gönderilmiştir. 21 Eylül 1571 tarihinde çıkan sürgün hükmü ile 572 hanenin Kıbrıs’a göç ettirilmesi öngörülmüştür. Bu göç hareketi ile adada büyük bir ekonomik kalkınma yaşanmıştır. Gerçektende adanın en huzurlu dönemi 307 yıl süren Osmanlı hakimiyetinin olduğu dönemdir.

d. Kıbrıs’ta Rumların Kökeni

Kıbrıs hiçbir zaman Yunan egemenliğine girmemiş ve hiçbir zaman adaya Yunanistan’dan göç dalgası yaşanmamıştır. Ada halkının bir bölümünün kendini Yunan saymasının nedeni; adadaki Türkler ile adayı işgal eden kavimlerin karışması sonucu melez Miken ırkının doğması ve Mikenler’in Yunanlar tarafından Helen ırkından sayılması ayrıca adanın Roma İmparatorluğu hakimiyeti altındayken Hıristiyanlığın yayılıp Bizans hakimiyeti altında Yunanca’nın zorla kabul ettirmesidir.

II. Dünya Savaşı ile iki kutuplu sistem ve self – determinasyon kavramları doğmuştur. Self-determinasyon ile gündeme gelen Kıbrıs sorunu Türkiye Yunanistan ilişkilerinde temel sorun halini almış ve 1955’te konunun Türk dış politikasında temel konu niteliği almasıyla gerginlik hat safhaya ulaşmıştır. Çeşitli dönemlerde yaşanan olayların incelenmesi sonucunda Kıbrıs konusunda Türkiye’nin net bir politika izleyememesinin ve Yunanistan’ın uzlaşmacı tutumdan uzak bir politika sergilemesi üzerine iki ülkenin sıcak temasla burun buruna geldiği ve bazı dönemlerde çatışmalar yaşandığı gözlenmektedir.

Gerginliğin tırmandığı anlarda ise devreye iki kutuplu sistemin blok önderi olan ABD’nin girmesi dikkat çekidir.Zira ABD dönem dönem devreye girerek NATO’ya zarar gelmemesi ve Varşova Paktı’na doğu kanadında açık verilmemesi için en büyük arabulucu olmuştur. Ancak yapılan çalışmalar bir çok dönemde sonuç vermemiştir. “Türk Yunan ilişkileri Kıbrıs’taki gelişmeleri değil Kıbrıs’taki gelişmeler Türk-Yunan ilişkilerini belirler oldu.” [3].



II.BÖLÜM 1940-1960 DÖNEMİ

A-KIBRIS’TA SİYASİ ÖRGÜTLENMELER

II. Dünya savaşının şüphesiz en stratejik noktalarından biri Kıbrıs’tı ve Bölgeye hakim olma mücadelesi veren İngiltere Kıbrıs’a çok yüklü miktarda alt yapı yatırımında bulunmuştu. Gelişen ekonominin yansımaları siyasette de gözlendi ve 1941’de Kıbrıs Sendikal Komitesi (PTUC) çalışmalarını hızlandırdı. Yine 1941 yılında alınan seçim kararı ve siyasal örgütlenme serbestisesi üzerine Çalışan Halkın İlerici Partisi ( AKEL – Anorthotikon Koma Tu Ergozamenu Lau ) kuruldu.AKEL’in etkinliği kiliseyi harekete geçirdi ve kilisenin desteği ile Kıbrıs Ulusal Partisi ( KEK) kuruldu[4] . Seçimlerde Kıbrıslı Rum’lar ideolojik ayrım neticesinde bölünmüşken Kıbrıslı Türkler Necati Özkan ve Fazıl Küçük arasında kişisel olarak bölünmüştü. Ancak bu bölünmüşlük kısa sürdü ve Kıbrıs Türk Azınlığı Kurumu (KATAK) çatısı altında bu iki isim bir araya geldi.

1950-1960 Dönemi Kıbrıs’ta Gelişmeler

1950 sonrası dönemde hem Türkiye’nin hem Yunanistan‘ın bir yandan çekirdekten gelen tepkilerle bir yandan da Batılı devletlerle , özellikle İngiltere ile olan ilişkiler çerçevesinde temkinli bir orta yol politikası izledikleri gözlenir. Gerçi bu denge politikasının daha çok Türkiye için faydalı olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır çünkü Enosise yoğun bir istek taşıyan Rumların istekleri Yunanistan hükümetinde ses getirememiştir. Yunanistan tarafından ses gelmemesi AKEL’i geri planda bırakan kilisenin en yüksek sesi olan ve 18 Ekim 1950 de yapılan seçim sonucunda III. Makarios adıyla başpiskopos olan M.Muskos başpiskoposluğunda verdiği güçle konu üzerindeki siyasi faaliyetlerini arttırmaya başladı. 19 Kasım 1952’ye gelindiğinde ise Yunanistan’da hükümetin başına halkın Enosise umudunu ateşleyen Papagos geldi. Zira Papagos 1954 yazında Yunanistan’a gelen İngiliz Dışişleri Bakanı Eden’e İngiltere’nin niyetini sordu. Papagos beklenmedik sert bir yanıt aldı. Eden, Papagos’a “Gerek bugün gerekse gelecekte Kıbrıs diye bir sorunun olmadığını ve bu konuyu tartışmak istemediğini” söyledi ve alaycı bir şekilde “Neden Kıbrıs’tan daha fazla Rum nüfusa sahip oldukları halde New York’u yada İskenderiye’yi istemediklerini” sordu[5].

İkili görüşmelerin sonuç vermemesi üzerine 16 Ağustos 1954’te Papagos BM Genel Sekreterliğine başvurmak kaydıyla konuyu uluslararası alana taşımak istemiştir ve böylece Kıbrıs konusu ilk kez uluslar arası alanda tartışma konusu olmuştur. Türkiye ve İngiltere ise konunun BM çerçevesinde görüşülmesi taraftarı değildirler çünkü her iki devlette statükonun korunmasını istemektedir. Bu dönemde Türk Dış politikasına konunun yansıması izlendiğinde genel eğilim olarak Türkiye’nin taraf olmamayı yeğlediği gözlenmektedir.

17 Aralık’ta toplanan Genel Kurul’da Türkiye ve İngiltere sundukları tezde temel olarak konunun uluslararası yetki çerçevesine girdiğini , coğrafi açıdan adanın Türkiye ve Suriye’ye daha yakın olduğunu , adanın İngiltere’ye verilmesini kabul eden Laussane antlaşmasına Yunanistan’ın imza attığını ve en önemlisi adanın hiçbir zaman Yunanistan egemenliğine girmediğini vurguladılar ve Yunanistan’ın self determinasyon talebinin gerçekleşemeyeceğini ileri sürdüler. BM Türkiye ve İngiltere görüşlerini dikkate alarak konunun gündeme alınmasını reddetti.[6]

Yunanistan tarafı ve Rumlar önce ikili görüşmeleri denemiş ve olumlu sonuç elde edememişti ,daha sonra konuyu uluslararası platforma taşıyarak BM gündemine sokmak istediler ancak bu çabaları da sonuçsuz kaldı. Sorunu diplomatik yollarla halledemeyeceğine inanmaya başlayan Yunanistan ve Rum kesimi çareyi silahlı mücadele ile yıldırma politikası uygulamada bulacağına inanmaya başlamıştır. Makarios X ( Hi ) örgütü lideri Grivasla temas kurarak adada kanlı şiddet eylemlerinin hız kazanmasına yol açacak bir dönemi başlatmış oluyordu. Grivas tarafından kurulan Kıbrıs Mücadelesi Ulusal Örgütü ( EOKA : Etniki Organosi Kipriaku Agonos ) 1 Nisan 1955'te ilk kanlı şiddet eylemini başlattı. İngiliz subay ve polisleri hedef alan saldırıların en ilginç yanı hain olarak nitelendirilen AKEL üyelerinin de sabotaj eylemlerinden nasiplerini almalarıydı. Artık adada şiddet eylemleri iyice hız kazanmıştı ve bu İngiltere üzerinde bir baskı yaratıyordu. İngiltere ‘de muhalefetin de eleştirilerini şiddetlendirmesi üzerine İngiltere hükümeti Türkiye‘yi de konuya taraf yaparak sorumluluklarını paylaştıracak yeni bir çözüm politikası üretti. İngiltere aldığı karara göre ;

1. İngiltere ,Yunanistan ve Türkiye’nin katılacağı üçlü bir konferans toplanacak

2. Kıbrıs için yeni bir anayasa tasarısı gündeme gelecek,

3. Kıbrıs’ta ekonomik kalkınma programı hazırlanacak.

İngiltere yeni politikasını Türkiye’nin de taraf olması üzerine inşa etmişti[7] ve İngiltere’nin bu kararı üzerine Türkiye ilk kez konuya resmen taraf olma konumuna gelmiştir. Türkiye'nin taraf olmayı kabul etmesinde şüphesiz ki anayasal düzen ve ekonomik kalkınma konularında karar alınacak bir konferansta yer almama riskini göze alamayacak olması ve Batılı müttefik olmasının dışında Yunanistan karşısında Kıbrıs konusunda en büyük dayanak noktası olan İngiltere ile olan iyi ilişkilerini sarsmama isteği de yatmaktadır.

B- TÜRKİYENİN KIBRISLA İLGİLİ POLİTİKA İZLEMEYE BAŞLAMASI Londra Konferansı : İngiltere artık yeni politikasını Türkiye’nin de taraf olması üzerine kuruyordu ve ilk girişim olarak 20 Haziran 1955 ‘te “ Doğu Akdeniz’in siyasal ve savunmaya yönelik sorunlarının” tartışılacağı bir konferans düzenlemiş ve Türkiye’yi de davet etmişti. Akdeniz güvenliği konulu görüşmelerin esas noktasında Kıbrıs konusunun olacağı çok net şekilde belliydi. Türkiye teklife olumlu yanıt gönderdi ancak konuyu daima uzlaşmaz noktaya sürükleyen Makarios ‘un olumsuz cevabı adadan geldi. Başpiskopos Yunan halkına self determinasyon sözü ön koşulunu ileri sürdü. Ancak Yunan hükümeti bu dönemde izlediği denge politikasını sürdürerek müttefikleri ile arasının açılmasını göze alamayarak önkoşulsuz olarak konferansa gitme kararı aldı.[8]

29 Ağustos’ta başlayan konferansta Yunanistan tarafı her zamanki bilindik tezini ileri sürdü ve ENOSİS ‘e ulaşmak için self determinasyon talep etti. Konferansın bu noktaya kadar olan kısmı alışılageldik bir düzlemdeydi ancak konferansın Türk tarafı açısından değer kazanması Dışişleri bakanı Zorlu Fatih Rüştü ‘ nün ilk kez Türkiye’nin resmi görüşlerini dile getirmesi ile oldu. Bakan Türkiye’nin statükodan memnun olduğunu ve eğer mevcut durumda bir değişikliğe gidilecekse adanın eski sahibi olan Türkiye’ye verilmesi gerekmekte olduğunu bildirdi. Türkiye Kıbrıs’ın egemenlik hakkını tamamen başka bir devlete verilmesinin Türk Dış politikası açısından imkansız olduğunu da dile getirme fırsatı bulmuş oldu. Türkiye bu kritik noktada Yunanistan’ı karşısına alma pahasına da olsa konuya taraf olmuştur çünkü İngiltere adadan çıktıktan sonra söz sahibi olabilme amacı vardır. Türkiye’nin bu tarz tutumları tarihin çeşitli evrelerinde de görülmektedir. II. Dünya savaşı bitmek üzereyken Türkiye Almanya’ya savaş açmış ve böylece BM kurucu üyeleri arasında yerini almıştır. Zira günümüzde de olası Irak operasyonuna çok katı bir tepki verilmemesinin temel nedeni de bölge yeniden yapılanırken söz sahibi olmak ve olası Kürt devletinin kurulmasını önlemektir.

Konferans seyri sırasında İngiltere self determinasyonu onaylar bir tavır izlemeye başlayınca Türk tarafından büyük tepki gördü. Aynı günlerde Selanik’te Atatürk’ün evinin bombalanması Türkiye’de ki ortamı iyice gerginleştirmişti ve 6-7 Eylül olaylarının patlak vermesine neden olmuştu.

6-7 Eylül olayları : 6 Eylül’de Atatürk’ün evine bomba konduğu haberi hükümet taraftarı İstanbul Express gazetesi ikinci baskısında yer alması üzerine ( bu baskıyı yapan G.Sipahioğlu haberin daha önce Anadolu Ajansında verildiğini söylemiştir) Kıbrıs Türktür Derneği İstanbul’da bir miting düzenledi. Miting kısa bir süre içinde lümpen bir nitelik kazandı ve polisin seyirci kaldığı olaylarda Rumlara ait azınlık mallarının , kiliselerin ve okulların hedef alındığı yıkma , yakma ve yağmalama eylemine dönüştü. İstanbul ve İzmir’de sıkıyönetim ilan edildi . 6-7 Eylül olayları sonunda birkaç yaşlı Rum ölmüş , 35 kişi yaralanmış , 5622 bina tahrip edilmişti. Toplam hasar yaklaşık olarak 300.000.000 dolardı. Ama asıl olan Türkiye’nin uluslararası prestijine olmuş, “barbar Türkler” sloganı her tarafta duyulmuştu[9]

Yunanistan’da yapılan soruşturma neticesinde Atatürk’ün evine konan ses bombasının MİT’de görevli olduğu söylenen Batı Trakyalı bir öğrenci tarafından Türk Konsolosluğundaki bir görevliye verildiği ortaya çıktı.[10]

Olayların sorumluları ortaya çıkarılamamıştır. Bununla birlikte hükümetin olayların düzenleyicilerine en azından cesaret verdiği kesindir. Göstericilerin adalara gitmesi bile engellenmemiştir.[11]

Çıkan olaylar adada uzlaşmaz tavır sergileyip sürekli uluslararası puanını kaybeden Yunanistan karşısında Türkiye için maalesef çok büyük bir zaaftı. Türk halkı provokasyonlara gelerek tarihine yakışmayacak şekilde Rum halkına eziyet etmişti. Her zaman uluslararası alanda barış yanlısı tutumu ile ön plana çıkan Türkiye bu olayda maalesef “barbar” nitelemesine muhatap olmuştur. Türkiye de bu tip gösteri ve mitingler direkt olarak hükümet tarafından değil , çeşitli örgütler tarafından yapılmakta , ancak hükümetlerin bunlara destek verdiği veya en azından engellemek için çaba harcamadığı dikkat çekmektedir. Rum tarafı X örgütü aracılığı ile birçok İngiliz subay ve polisini hatta kendi vatandaşlarını katletmesine rağmen “barbar” nitelemesine maruz kalmadığı halde Türkiye’nin örgütlü bir şekilde bu olayı planlamamasına rağmen “barbar” olarak nitelenmesi Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu döneminde Osmanlıya olan bakış açısının yeni kurulan laik ve demokratik Türkiye için de önyargılı ve insafsız biçimde Avrupa ülkelerince nasıl kullanıldığının açık bir göstergesidir.

C- KIBRIS’TA TÜRK DİRENİŞİNİN BAŞLAMASI
6-7 Eylül olayları sonrasında doğal sonuç olarak Türk-Yunan ilişkileri kopma noktasına gelmişti. Adadaki Rumlar da olaylara tepkisiz kalmamış ve EOKA şiddet eylemlerini giderek arttırmıştı. Türkiye’nin taraf olmasıyla güçlenen Kıbrıs Türk toplumu da harekete geçti ve Küçük’ün liderliğini yaptığı KTMPB Kıbrıs Türktür Partisi adını alarak ilk direniş örgütü olan Volkan kuruldu.[12]

Volkan’ın kurulması adada yaşanan gerginliklerin artık tek taraflı değil , iki taraflı olarak cereyan edeceğini gösteriyordu. Bu da adadaki şiddet eylemlerinin artması ve yaygınlaşması anlamına geliyordu ki şüphesiz olarak,Napolyon’un Mısır’a saldırmasından sonra Mısır’ın ve ona en yakın üs niteliğindeki Kıbrıs’ın önemini kavrayan İngiltere bu durum karşısında oldukça rahatsız oluyordu.

İngiltere Ve Türkiye’nin Adaya İlişkin Yeni Politikaları

İngiltere adada çözüm için çalışmalara başlamış ve adaya yeni vali Mareşal John Harding’i yollamıştı. Makarios yeni vali ile yaptığı görüşmelerde de beklenenin aksine davranmayarak uzlaşmaya yaklaşmadı. İngiltere’nin ilke olarak önce self determinasyon hakkını kabul etmesini daha sonra kendini yönetebilmenin koşullarını konuşulabileceğini ileri sürdü , Türk Hükümetinin görüşmelere katılmasına karşı çıktı , valinin yetkilerinin kısıtlanıp kurulacak hükümete yetki verilmesini ve EOKA eylemcilerinin af edilmesini istedi.[13] Adada düzenin karşısında en büyük engel konumuna gelen ve gittikçe güç kazanan Makarios EOKA ile ilgisi sebep gösterilerek 9 Mart 1956’da Seychelles adalarına sürüldü.

Makarios sürgüne gitmesi ile önlemin geç alındığı ve Makarios’un adadaki gücü ortaya çıktı.EOKA eylemleri iyice şiddetlendi. Türk halkı iyice zor duruma düştü ve Türkiye’den yardım istemeye başladı.Lefkoşe’de iki kesimin yaşadığı alan arasına bariyer çekilerek kent ilk kez ikiye ayrıldı.[14]

Bu dönemde İngiltere Süveyş Kanalını ele geçirmek için yaptığı harekatta başarısız olunca Kıbrıs’ta asker bulundurmanın kendisine yeteceğine inandı ve tüm yönetimini bıraktığı yerlerde uyguladığı meşhur politikası “böl ve yönet”i Kıbrıs’ta da uygulamaya karar verdi.

Koloniler Bakanının adanın bölünebileceğine dair açıklama yapması üzerine Taksim tezini benimseyen Türkiye açıklamaya olumlu baktı. Taksim ( adanın Türkiye ile Yunanistan arasında bölünmesi) tezini Aralık ayında TBMM’de dile getiren dönemin başbakanı Menderes , muhalefet lideri İnönü’den de destek almıştı. Görüş kamuoyunda da geniş yankı uyandırdı. Artık “ Ya Kıbrıs Ya Ölüm” sloganı yerini “Ya Taksim Ya Ölüm” sloganına bıraktı.[15]

Yunanistan bu gelişmeler üzerine bir politik manevra yapıyor ve yeni politika olarak “ kendisinin de soruna taraf olmadığını ileri sürerek , Türkiye’yi söz sahibi olmaktan çıkarmak üzere sorunu Kıbrıs ile İngiltere arasında bir uyuşmazlık olarak nitelendiriyordu”[16] Hep Yunanistan sorunu uluslar arasılaştırmak isterken artık İngiltere Kıbrıs’ın iç mesele değil uluslararası sorun olduğunu ileri sürüyordu. İngiltere artık sürekli sorun yumağı halinde olan Kıbrıs’tan kurtulmak istiyordu.

Süveyş başarısızlığının ardından istifa eden başbakan Eden’in yerine Macmilan gelmiş Makarios’un adaya dönebileceğini açıklamıştı. Ortam yumuşadıktan sonra NATO çerçevesinde üçlü görüşmelerle çözüme ulaşılacağına inanan Macmillan’a NATO’da barış isteyen ABD’den destek gecikmedi.

ABD İngiltere’nin üslerini garantiye alan bir bağımsızlık tasarlıyordu ancak Türk tarafında Taksim tezi iyice güç kazanmış ve bağımsızlık görüşünün karşısına dikilmişti. Yunanlıların sunduğu bir tasarı BM’de yeterli oy alamamasına rağmen Türkiye bir gerçeğin farkına vardı. Türkiye Taksim tezinde ısrar ettikçe uzlaşmaz taraf sıfatını Yunanistan’ dan devralmaya başlamış ve Yunanistan karşısında hızla puan kaybına başlamıştı.

1957 sonlarına gelindiğinde İngiltere arka arkaya çözüm önerileri sunuyordu. Bu önerilerin ilki adaya vali olarak yollanan Hugh Foot’un Foot planıydı.[17] Her iki tarafta planı reddedince planın uygulanamayacağı da anlaşılmış oldu.

1 Ağustos 1958 ‘de hükümetin gizli desteği sonucunda Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) kuruldu. Asıl amacı ENOSİS karşı müdafaa gibi görülse de amacının Türk ve Rumların bir arada yaşayamayacağını İngiltere’ye kanıtlayıp Taksim tezini kabul ettirmekti.

D-BAĞIMSIZ KIBRIS’IN DOĞUŞU
Toplumlar arsındaki örgütlü mücadele ve şiddet eylemlerinin hız kazanması NATO içinde boşluk oluşturarak VP,na açık vermek istemeyen ABD’yi çözüm için çalışmaya itti. ABD’nin baskısını arttırması sonucunda iç dinamiklerinin etkisini batıya bağımlılıkları nedeni ile ikinci plana atan Türkiye ve Yunanistan bağımsızlık formülü üzerinde uzlaşmaya vardı.

a) Zürich Konferansı: Bağımsız Kıbrıs için görüşmeler yapmak üzere Menderes , Karamanlis , Zorlu ve Averof 6 Şubat 1959 ‘da Zürich’te bir araya geldi. Konferansta taraflar arasında birkaç noktada anlaşmazlık çıksa da orta yol bulunmuş ve uzlaşmaya varılmıştır. Anlaşma sonunda Türkiye ve Yunanistan şu belgeleri imzalanmıştır: 1-Centilmenlik Antlaşması 2-Kıbrıs Cumhuriyetinin Temel Yapısına ilişkin antlaşma 3- Kıbrıs Cumhuriyeti, Türkiye ,Yunanistan arasında bir ittifak antlaşması . ayrıca Garantörlük Antlaşması da parafe edilmiştir.

Bu belgelerin İngiltere ve Kıbrıs’taki iki toplum tarafından da imzalanması gerekmekteydi. Makarios Yunan başbakanına Zürich Antlaşmasını itirazsız kabul ettiğini bildirmiş ancak daha sonra Londra’ya çağırıldığında kendi yarattığı EOKA ve Grivas’ın tepkilerinden çekinerek kararsız olduğunu söylemiştir. İngiltere ‘nin bu kararsız tutumuna son vermesi için baskı yapması sonucunda Makarios Londra Antlaşmasını imzalamayı kabul etti.

Londra Antlaşması : 19 Şubat’ta imzalanan Londra Antlaşması’nın altında İngiltere,Türkiye,Yunanistan başbakanlarının ve Kıbrıs Türk kesimi adına Fazıl Küçük , Kıbrıs Rum kesimi adına Makarios’un imzası bulunuyordu.[18]Yapılan Ant. Sonucunda kamu hizmetlerinin yüzde 70’i Rumlara yüzde 30’u Türklere ait olacaktı. Yüzde 60 ı Rum yüzde 40’ı Türklerden oluşan 2000 kişilik bir ordu kurulacaktı.5 büyük kentte de Türklerin ayrı belediyeleri kurulacaktı.



Yeni Kıbrıs Cumhuriyeti Taksim tezini destekleyenlerin açtığı uzun tartışmalara rağmen 4 Mart 1958’de TBMM tarafından onaylandı.

Böylece bağımsız , egemen ve üniter yapıdaki Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu.

DEVLET TÜRLERİ

TAM YETKİLİ

YETKİ KISITLI

ÜNİTER

BÖLGELİ

FEDERASYON

SÜREKLİ TARAFSIZ

KORUMA ALTINDA

KONDOMİNYUM

MANDA ALTINDA

KENDİNE ÖZGÜ

[19]

III.BÖLÜM 1960-1986 DÖNEMİ
A-1960 -1974 DÖNEMİ
Bu dönemin en büyük özelliği soruna VP, NATO , Bağlantısızlar Hareketinin de karışmasıyla , Kıbrıs meselesinin iyice komplike bir hal almasıdır. 13 Aralık 1959’da yapılan seçimlerin ardından Makarios Cumhurbaşkanı Fazıl Küçük ise yardımcılığına getirildi. İngiltere’ye askeri üs için verilecek alan konusunda çıkan anlaşmazlık nedeni ile geciken bağımsızlık ilanı 16 Ağustos 1960 ‘da yapıldı ve Kıbrıs Cumhuriyeti resmen olmadığı için Kıbrıs Türk ve Rum temsilcileri ile imzalanan Lozan Ant. yenilenerek Lefkoşe Ant. Adı ile tekrar imza edildi. İngiltere valisi adadan ayrıldı ve yeni Kıbrıs Cumhuriyeti BM ‘ye üye oldu.

Bu gelişmeler yaşanırken Türkiye de 27 Mayıs yönetimi vardı. Askerler Kıbrıs konusunda bir uzlaşmazlık yaratmamak için özen gösteriyor ve NATO 'ya bağlılık konusunda Batıya güvence veriyordu.

3 yıl boyunca Kıbrıs da sakin bir ortam etkin oldu. 27 Mayıs yönetiminin ve her iki ülkenin azami çabasına rağmen Türk ve Rum “milliyetçi şahinleri” adada anayasal düzenin huzur içinde yürümesine engel teşkil ediyordu.





B-1964 BUNALIMI
Kıbrıs Cumhuriyeti’nde ilk anlaşmazlık vergi konusunda yaşandı. İngiltere yönetimi varken vergi ile ilgili hükümler Cemaat Meclislerinde alınan kararla belirleniyordu. Türk Cemaat Meclisi gerekli oyu çıkaramayınca mevcut yasanın süresini üç ay uzattı. Üç aylık sürede dolduktan sonra Meclis ne yeni yasa kararı alabildi ne de eski yasayı onayladı. Durum böyle olunca Makarios beş yıllık kalkınma planının uygulanabilmesi için eski yasayı geçerli saydı. Küçük itiraz ederek anayasa mahkemesine iptal davası açtı.

İkinci uyuşmazlık ordu konusundaydı. Türkler Türk Ordusunun başında Türk komutan talep ederken Makarios milli bütünleşme için bunun tehlikeli olduğunu savunuyordu. Türk tarafı ise ayrı dil ve dindeki askerlerin bir arada disiplini yakalayamayacağını savunuyordu. Neticede Makarios komutanın Rum yardımcısının ise Türk olduğu tek orduda karar verdi

Üçüncü anlaşmazlık ise Kamu hizmetleri konusunda idi ve bu konuda uzlaşmaz taraf Rum kesimi idi. Rumlar adada yüzde otuzluk yöneticiyi çıkaracak nitelikli Türk eleman bulunmadığını ileri sürdü. Makarios bu nedenle anayasa değişikliği talep etti. Küçük bu teklifi yetkilerinin kısıtlanması olarak algıladığı gerekçesi ile reddetti.

Adadaki bu uzlaşmaz tutum gerginliği de arttırıyordu. Nitekim 21Aralık 1963'te Rum polisinin bir Türk arabasını durdurup arama yapmak istemesi ve Türklerin karşı çıkması üzerine olay yerine gelen Türkler ile Rum polisi arasında çatışma yaşandı. Rum polisi kısa sürede Türklerin yaşadığı köyleri izole edip dış ile bağlantısını kesti. Buna karşılık 1960 Ant.’na dayanarak Lefkoşe –Gönyeli hattını denetim altına aldı ve böylece “Yeşil Hat” ile Lefkoşe ikiye ayrılmış oluyordu.[20]

Her iki toplumunda şahinlerinin etkinlik kazanması sonucunda gerilim iyice artmış ve çatışmalar şiddetlenmiştir. Türkler ayrı posta teşkilatı kurmuş, Türk polisler üniformasından Kıbrıs Cumhuriyeti apoletini sökmüştü. Bunun üzerine askerler İnönü ile bir toplantı yaptılar ve İnönü ada üzerinde Türk jetlerinin ihtar uçuşu yapmasına ve İngiltere ile Yunanistan’a nota gönderilmesi kararını aldı.

İngiltere’nin teklifi ile Türkiye , Yunanistan ile Türk ve Rum kesimi temsilcilerinin katılması ile 15 Ocak 1964’te Londra’da bir konferans toplandı[21]

Konferansta Denktaş Federal yönetim talep ederken Makarios daha kolay uygulanacak ve vetoyu sınırlayacak bir anayasa teklif etti. Konferans sonunda BM’ye ait bir gücün adaya gitmesi kararı alındı.

Bu sırada İsmet İnönü adaya müdahale konusunda net bir kararı olmamasına karşın ABD nin NATO üzerindeki hassas politikasından faydalanmak için adaya müdahaleden söz etmeye başladı. ABD’nin yanıtı gecikmedi ve Johnson yazdığı mektupta bir hayli sert bir tutum takındı.

C-İNÖNÜ VE PAPANDREAU’ NUN WASHİNGTON ZİYARETLERİ

Johnson’un İnönü’ye gönderdiği mektup sonrasında Türk – Amerikan ilişkileri kopmamıştır. Aksine İ.İnönü Johnson’un Washington’da üçlü konferans teklifini kabul etmiş ve ilişkileri sıkılaştırmıştır. Fakat 1959 da sağlanan yumuşama bu kez sağlanamamıştı.Çünkü yumuşama sonrası her iki ülke de Sovyetleri tehdit değil, potansiyel müttefik olarak görmeye başlamıştı. Tehditten kaçarak çatısına sığınılacak ülke olan ABD bu gücünü yitirmişti. İki kutuplu sistemlerde genel olarak zayıf ülkeler tehlike olarak gördükleri kutubun liderine karşı diğer kutubun çatısı altına sığınırlar. Ancak 1960 sonrası Sovyetlerin tehlikeli olarak nitelendirilmemesi bu ortamı yok etmişti. Oyunun taşlarını değiştiren bir diğer husus ise Kıbrıs Cumhuriyeti ve Makarios’un etkileriydi. Tüm bu değişiklikleri hesaba katmayan Johnson , Türk ve Yunan başbakanlarıyla yaptığı görüşmelerden beklediği sonucu alamayacaktı.

Johnson-İnönü Görüşmesi

Papandreu İnönü ile bir araya gelmek istemeyince iki lider ABD’ye ayrı tarihlerde davet edildi. Görüşmelerden ilki 22 Haziran 1964 Johnson ile İsmet İnönü arasında gerçekleşti. Johnson mektubunun sert havasının dağıtılmasını amaçlayan taraflar görüşmeler sonrasında yayınladıkları ortak deklarasyonda Zürich ve Londra antlaşmalarının geçerli olduğu bildirildi. Görüşmeler süresince İnönü Federasyon fikrinden söz etmeyerek statükodan memnun olunduğu izlenimi vermiştir.



Johnson-Papandreu Görüşmesi
İnönü’nün ziyaretinden iki gün sonra yapılan görüşme çok daha sert bir havada geçti. Papandreu soruna Makarios’u da taraf etmek istedi. Johnson’un olası Türk müdahalesi sonucunda Yunanistan’ın zarara uğrayacağını ve ABD’nin tarafsız kalacağını söylemesi üzerine Papandreu Amerika’yı VP ile tampon bölgede olduğunu hatırlatarak “Rusya” ile tehdit etti.

Görüşme sonrası yayınlanan bildiri ile yeni bir çözüm arayışına girilmesinin şart olduğu açıklanmış ve böylece Yunanistan uyguladığı kurnaz politika ile amacını elde etmişti. Türkiye ile yapılan görüşmede alınan kararlarda böylece geçerliliğini yitirmiş oluyordu. Yapılan ikili görüşmelerde sonuca varılamaması üzerine Amerika nasıl davranacağını daha iyi bildiği yeni görüşmeler hazırlamaya karar verdi. Artık konuda etkili ses İngiltere değil Amerika’ydı.

II. Cenevre Konferansı Ve Acheson Planı
ABD eski Dışişleri Bakanı Acheson’un arabuluculuğunu yürüttüğü görüşmeler Türk tarafı , Yunan tarafı , BM’nin İngiliz arabulucusu Tuomioja’nın katılımı ile başlandı. Görüşmelere Kıbrıs Cumhuriyeti de davet edilmişti ancak Makarios bu daveti reddetti. Görüşmelere başlanmadan önce genel kanı görüşmelerden olumlu bir sonuç alınamayacağıydı çünkü Yunan tarafı Washington görüşmelerinde yaptığı gibi yine Türk tarafı ile aynı masaya oturmaktan kaçındı. Askeri müşavirliğini Turgut Sunalp’in yaptığı Türk heyetine Nihat Erim, Yunan heyetine ise Nicolareisis başkanlık yapmıştı. Her iki heyetlere ayrı ayrı görüşüp fikir iletimi yapan Acheson 14 Temmuz’da çözüm planını sundu. Çözüm önerisi ile hem Rum hem de Türk tarafının isteklerine cevap verilmiş oluyordu[22]. Ancak Makarios devlet başkanı olduktan sonra artan yetkilerinin kısıtlanmasını kabul etmemiştir. Gerekçesi ise bu planın gizli bir Taksim olduğudur. Nitekim Makarios’un bu tepkisinden sonra Yunanistan da öneriyi reddetti. Bir müddet sonra ikinci kez toplanan Cenevre konferansında Yunanistan Türkiye’ye El Greco Burnu’nu kiralamayı teklif etmiş ancak Türkiye bunu gizli bir Enosis olduğu gerekçesi ile reddetmiştir.

D-TÜRKİYE’NİN ADAYA İLK MÜDAHALESİ
Adada 1964 Martından beri hızlı bir silahlanma dikkat çekmiştir. Özellikle de Cenevre’den gelen olumsuz haberler ortamı iyice gerginleştirmiştir. Beklenen olası çatışmaların ilki Türkiye denetimindeki Erenköy-Mansura bölgesinde çıkmıştır. Anadolu’dan silah nakli yapıldığı gerekçesi ile Grivas’ın yönettiği Rum askerleri liman yolunu ablukaya almak için baskın yapınca TMT üyelerinin silahlı yanıtı ile karşılaşmışlardı. Erenköy’den çekilen Türkler hükümet güçlerince ablukaya alınınca Türkiye’nin yanıtı gecikmedi.7 Ağustos’ta Türk jetleri bölge üzerinde ihtar uçuşu yaptı. Grivas’ın yönettiği UMB ( Ulusal Muhafız Birliği ) güçlerinin geri çekilmemesi üzerine Türk jetleri bu birliği bombaladı. 64 Türk jetinin katıldığı operasyonda 33 Kıbrıslı Rum

ölmüş 230 kişi yaralanmıştır. BM ateşkes çağrısından sonra Grivas ablukayı kaldırınca Türkiye’de çağrıya olumlu yanıt verdi. Artık çatışmalar yerini Rumların Türklere uyguladığı ekonomik ablukaya bırakmıştı.[23]

1964 bunalımında Makarios’a Sovyetlerden destek gelmişti çünkü Makarios her seferinde NATO’ya girmeyeceğini açıklıyor ve Doğu Bloğu ülkeleri ile temaslarda bulunuyordu.

Galo Plaza Raporu Ve BM Genel Kurul Kararı.

BM milletler arabulucusunun vefatı üzerine yerine geçen Ekvator devlet başkanı Galo Plaza bir rapor hazırlar ve raporunda , 1959 Londra Antlaşması’nın geçerli olamayacağını ve self-determinasyon hakkı olan , tarafların haklarını koruyacak bir devlet kurulmasının gerektiğini ancak yeni devletin hiçbir devletle birleşme hakkının olmaması gerektiğini savunur.

Türkiye konunun BM Genel Sekreterliği’ne gitmesini Bağlantısızlar Hareketi’nin Rum tarafına verdiği destek nedeniyle istemese de 16 Aralık 1965’te konu BM Genel Kurulunda tartışıldı ve 5 olumsuz oya karşı 47 olumlu oy alarak kabul edildi.” 5 olumsuz oy uzlaşmaz tutum izleyen Yunanistan’a mesaj niteliğinde ABD’den ve Türkiye ile tarihsel bağı olan İran, Pakistan , Arnavutluk’tan geldi.”[24]

Böylece BM Londra Antlaşmasını hiçe sayarak Kıbrıs’ın tam egemen bir devlet olduğunu kabul ediyor ve müdahaleye karşı çıkarak Makarios’un istediği tarzda hareket etmiş oluyordu.



E-DEMİREL – ALBAYLAR CUNTASI DÖNEMİ
1965 sonrası Türkiye’de Adalet partisi tek başına iktidar olurken , Yunanistan’da ABD’yi Washington görüşmeleri sırasında tehdit eden Papandreu istifası ile iktidarsız yönetimler başa geçmeye başlamıştır.

Demirel TMT üyesi öğrencileri eğitimlerini sürdürmek için Türkiye’ye çağırmış , Atina ise Çekoslovakya’dan yapılan silah naklini durdurmak için Lefkoşe’ye baskı yapmıştır. ABD yardımına muhtaç olan her iki ülke uzlaşma için çaba gösterirken bu kez de ada ile olan ilişkilerinde çözülmeler yaşıyordu. Kıbrıs’taki Türk kesimi Türkiye’nin Enosis’i kabul ettiğini söylerken Rum kesimi ile Yunanistan arasındaki çelişki daha derin boyuttaydı. 21 Nisan’da başa geçen Albaylar Cuntasına Makarios kök söktürmekteydi. Makarios adadaki Yunan askerinin çekilmesini ve Kıbrıs ile ilgili kendisine danışılmadan karar alınmamasını istemekteydi.

Her iki ülkede de bu çok bilinmeyenli denklemler varlık gösterirken , iki ülkenin yeni yönetimleri ABD’den maddi yardım alıp ekonomik kalkınma programlarını hazırlamak için barış ortamı sağlama amaçlı görüşmelere start vermişti.

Demirel ile Kollias arasında görüşmeler başlamıştı ancak Yunanistan Enosis’te ısrarlı tutumunu sürdürünce görüşmelerden yine sonuç alınamadı.

F-1967 KIBRIS BUHRANI
Londra konferansı sonrası Makarios adada Rumlara karşı Türk direnişinin önemli isimlerinden olan Rauf Denktaş’ın adaya girişini yasaklamıştı. Ancak Demirel ile Kollias arasındaki görüşmelerde uzlaşmaya varılamaması üzerine adada gerilim artınca Rauf Denktaş gizlice adaya dönmek istemiş ve yakalanarak hapsedilmiştir.

Türk tarafı derhal bir muhtıra vererek Rauf Denktaş’ın serbest bırakılmasını talep etmiş ancak Makarios Rum kanunlarına göre yargılanması konusunda ısrar etmiştir. Böylece taraflar arasındaki gerginlik bir kez daha hat safhaya ulaşmıştır. Türkiye araya ABD , İngiltere ve BM’yi sokarak Rauf Denktaş’ın serbest bırakılmasını sağlamış olsa da adadaki ve Türkiye-Yunanistan arasındaki gerilim dinmemiştir.

“Kıbrıs’ta bu gelişmeler sürerken Grivas komutasındaki Rum askerleri zırhlı araçlar ve toplarla Boğaziçi ve Geçtikale köylerini ablukaya almış ve pek çok Türk’ü öldürmüştür.”[25] Türk jetleri ada üzerinde ihtar uçuşu yaparken , meclisten de savaş yetkisi alındı. Ancak Türkiye hiçbir zaman deniz devleti olamadığını bir kez daha anladı ve yeterli deniz gücü olmadığı için Demirel adaya askeri müdahale yapma yetkisini kullanamadı.

Olayların bu noktaya gelmesi sonucunda NATO devreye girerek çözüm aramış ancak başarılı olamamıştı. Bunun üzerine ABD Başkanı yolladığı arabulucu ile Yunanistan’ın tazminat ödemesini , Grivas’ın adadan sürülmesini , her iki ülke milli kuvvetlerinin dağıtılmasını ve antlaşma hükmü dışında adaya yollanan askerin geri çekilmesini sağlayarak ortamı yumuşatmıştır.

G-KIBRIS GEÇİCİ TÜRK YÖNETİMİNİN KURULMASI
1967 bunalımı sonrasında Türk tarafı kazandığı üstünlükten faydalanarak adadaki fiili ayrılmışlığı resmiyete dönüştürdü ve Kıbrıs Geçici Türk Yönetimi ilan edildi. Rauf Denktaş adaya dönerek geçici yönetimin başkanı olan Küçük’ün yardımcılığı görevini üstlendi.

Bu dönemde taraflarının tümü ortaya çıkan yeni durumu değerlendirmek için zaman kazanma amaçlı görüşmeler yapmış çözümden hep uzak kalınmıştı.

H-1974 HAREKATI
1967’de yaşanan buhran sonrası Türk jetleri ada üzerinde ihtar uçuşu yapmış hatta iki ülke savaş eşiğine gelmişti. Ancak ABD’nin devreye girmesiyle durum yatışmıştı. 1968 Haziran’ında başlayan görüşmelerde Rumların Enosis fikrinden vazgeçmemesi ve Türk tarafının Self- determinasyon hakkının kendilerinde olduğu fikrini reddetmesi , görüşmeleri çözümden uzak bir noktaya taşımıştır.Ayrıca Türkiye 1960 Anayasası’nda ki hakların genişletilmesini isterken Rumlar, “ Türklere 60 Anayasası’ndaki hakları dahi vermemek ve Türk toplumunu bir azınlık statüsünde tutmak gayesindeydiler.”[26]

Türkler başta en sağlam çözüm olarak federal devlet sistemini görür.[27]1968’de başlayan görüşmeler ilerledikçe “ Türk tarafı bölgede muhtariyete dayalı üniter devlet yapısını esas alır”[28] . Bu sisteme göre Kıbrıs’ta tek bir devlet çatısı olacak ancak çeşitli yerlerdeki Türkler kendi işlerini görebilecekti ve Rum müdahalesi olmayacaktı. Bu görüşle dağınık haldeki Türklerin kendi yönetimini sağlaması hedef alınmıştır. Bu görüş her iki toplumunda müdahale riskini minimize edecek çok akılcı bir görüştür. Ancak koyu Enosis taraftarı olan Rumlar bu görüşe de yanaşmamıştır.

1973 yılına gelinince Türkiye’nin başında başbakanlığını Bülent Ecevit’in yaptığı CHP-MSP koalisyon hükümeti vardır. Yeni hükümetin Kıbrıs politikası ise “fonksiyonel federatif sistem tezi”dir. Bu teze göre tek bir devlet vardır ve görev yetki paylaşımı esastır. Bu tez bir nevi statüko-ante isteği olarak tanımlanabilir. 1960 anayasasına dönüş esas alınmıştır.

Bu sırada Makarios Enosis’i diplomatik yollarla Türkiye’ye kabul ettiremeyeceğini anlamıştır. Bölgede kriz yaratmak için adeta uygun an kollamaktadır.

1974 yılında Çandarlı isimli Türk petrol arama gemisi uluslararası sularda petrol araması yapmıştır. Türklere göre olay Türk karasularında Yunanlılara göre ise Yunan karasularında cereyan etmiştir. Bu görüş farklılığı taraflar arasında gerginliğe yol açmıştır.

Bu gerginlik sürerken “ Kıbrıs Rum toplumu içinde tartışmalar arttı ve Makarios ile Albaylar Cuntası’nın arası açıldı. Enosis’i gerçekleştirip kamuoyu desteği sağlamak isteyen Cunta yönetimi Makarios’u adanın ilhakı yolunda bir engel olarak görüyordu.”[29] Adada Yunanistan tarafından gelen kışkırtmalar sonucunda Makarios’a karşı çatlak sesler yükselmeye başlamıştır. Bunun üzerine Makarios 2 Temmuz 1974 ‘te Yunan Cumhurbaşkanı Fedon Kizikis’e yazdığı mektubunda “Atina’nın Rumları kışkırtmasını protesto etti ve kendisini tayin edilmiş bir vali değil , helenizmin büyük bir bölümünün seçtiği bir önder olduğunu belirterek, kendisine bu şekilde davranılmamasını talep etti.”[30]

Bu mektuptan sonra Atina boş durmadı ve 15 Temmuz 1974’te EOKA militanı Nikos Sampson Rum Milli Muhafız Teşkilatı ile birlikte bir darbe yaparak Makarios yönetimine son verdi. Sampson adada “ Kıbrıs Elen Cumhuriyeti’ni” ilan etti.[31]

Türkiye bu durumu 1960 yılında kurulan statükonun bozulması olarak değerlendirmiştir. Bu nedenle Garanti Antlaşmasının 4. maddesi birinci fıkrasında belirtilen “Bu antlaşmanın hükümlerine uyulmadığı taktirde Yunanistan , Birleşik Krallık , Türkiye bu koşullara uyulmasını sağlamak için gerekli teşebbüs ve tedbirler hakkında birbirleri ile iştiare etmeyi taahhüt ederler”[32] ifadesinden yola çıkarak Yunanistan’ın antlaşmanın1. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ Kıbrıs Cumhuriyeti herhangi bir devletle tamamen veya kısmen birleşmemeyi, yada herhangi bir siyasi ve iktisadi birliğe katılmamayı taahhüt eder. Adanın doğrudan veya dolaylı olarak taksimini teşvik edecek her tür hareketi yasaklar” ifadesine aykırı davrandığını bildirerek İngiltere ile birlikte hareket etme kararı almak istemiştir. Ecevit bu nedenle 17 Temmuz’da Londra’ya gitmiş Başkan Wilson ve Dışişleri Bakanı Callaghen ile temaslarda bulunmuş ancak bir sonuca varamamıştır. “ İngilizlere göre bu müdahale küçük çapta değildi ve sorunun BM ile NATO nezdinde çözümlenmesi gerekmekteydi.

İngiltere’nin taraf olmayı reddetmesi üzerine 20 Temmuz 1974’te yine garanti antlaşmasının IV. Maddesi II. Fıkrasında yer alan “ortaklaşa veya anlaşarak hareket etmek mümkün olmadığı taktirde ,garanti veren üç devletten her biri bu antlaşma ile kurulan düzeni tekrar kurmak amacıyla harekete geçme hakkını muhafaza eder.” ifadesinden hareketle “mecliste oybirliği ile harekat için yetki alınmış ve Türk Silahlı Kuvvetleri adanın kuzey bölgesine çıkarma yapmaya başlamıştır.”

Türkiye’nin adadaki anayasal düzeni sağlamak için harekete geçmesiyle birlikte 20 Temmuz’da Güvenlik Konseyi de harekete geçmiştir. Yunanistan’ın adaya müdahalesinde sessiz kalan BM , Türkiye’den ummadığı müdahale gelince hemen harekete geçmiş ve olası Tük – Yunan savaşını önlemek için çok hızlı bir şekilde toplanmıştır. Güvenlik Konseyi 21 Temmuz’da taraflara ateşkes çağrısında bulunmuştur[33]

BM ateşkes çağrısına Yunan tarafı “Türklerin adadan çekilmesi koşulu ile uyacağını”[34]söylese de Amerika’nın Türkiye ve Yunanistan nezdindeki baskısı sonucu ateşkesi koşulsuz kabul etmiştir. Bunun üzerine 22 Temmuz 1974 saat 17:00 den itibaren ateşkes ilan edilmiştir.

23 Temmuz 1974’te Yunan hükümetinin istifa etmesinin ardından Cumhurbaşkanı Kizikis yerine eski başbakanlardan Constantin Karaminilis Fransa’dan Yunanistan’a geldi.

BM 353 no’lu kararının 5. maddesi “ Kıbrıs’ta anayasal düzenin yeniden kurulması için Türkiye , Yunanistan ve İngiltere hükümetlerinin derhal görüşmelere başlamasını istiyordu.” Böylece 25 Temmuz’da Cenevre’de bir konferans toplandı ve Türkiye açısından başarılı bir sonuçla 30 Temmuz 1974 ‘te Cenevre Deklarasyonu yayınlandı. Cenevre deklarasyonu sonrası Türkiye kendisi için avantajlı bir ortam yaratıp uluslararası alanda destek kazanmıştı ancak yapılan görüşmeleri onaylama konusunda Yunan tarafının sürekli oyalaması görüşmelerin başarısına gölge düşürüyordu. Rum kesiminin Türkler üzerindeki şiddet eylemlerini sürdürmesi sonucunda alınan karar doğrultusunda 14 Ağustos’da Lefkoşe – Magosa hattının çizilmesi ile son bulacak operasyon “Ayşe tatile çıktı“ parolası ile başlamıştı.

İkinci operasyon sonrasında Türkiye ilkinin tersine çok sert bir uluslararası tepki ile karşılaşmış ve işgalci devlet statüsünde gösterilmiştir. Tepkilerin en büyüğü şüphesiz ABD’nin yardımları kesip askeri ambargo uygulamasıydı.

İkinci operasyon Türk dış politikası açısından başlı başına bir hatadır. Türkiye ilk operasyon sonrası kazandığı desteği kullanarak çok daha avantajlı bir statü yaratabilecekken haklı durumdan haksız duruma kendi kendini sürüklemiştir.







I-HAREKAT SONRASI KIBRIS

Türkiye harekat sonrasında Kıbrıs’ın kuzeyinde askeri denetimini kurmuştu ancak bu durum henüz hukuki açıdan onaylanmamıştı.[35] Nitekim 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti (KTFD) ilan edildi ve Rauf Denktaş yaptığı açıklamalarda ilk işlerinin iki kesimli bir federasyon çerçevesinde Rum tarafı ile birleşmek olduğunu belirtti.

KTFD ilan edilmişti ancak adada harekat sonrası nüfus önemli ölçüde düşüş göstermişti. Bu işgücü kaybının önlenmesi içinde Türkiye’den 40.000 kişi getirildi.

KTFD ilanından sonra Rum kesimi ile birçok kez görüşmeler düzenlenmiş hatta bazı antlaşmalar imzalanmıştır.[36] Ancak gerek Rum başvuruları ile BM’den alınan aleyhte kararlar gerekse Rum kesiminin federe devlet çatısı altında Türkler ile barış ortamında yaşayamayacağının anlaşılması üzerine;

BM ilkelerine saygılı , bağımsızlık dışında politika izlemeyecek olan , Doğu Akdeniz’de barış ve huzuru temel almaya ilke edinen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi tarafından oybirliği ile kuruldu

IV. BÖLÜM SONUÇ
A-ADANIN ÖNEMİ VE VAZGEÇİLMEZLİĞİ

Hiç şüphesiz adanın Türkiye için önemi en başta adada aynı soydan gelen , aynı kültürü paylaşan Kıbrıs Türk halkının yaşamasından kaynaklanır. Ayrıca hiçbir ülke kendisinden 40-50 mil uzaklıktaki bir adanın tamamı ile başka bir devlet kontrolüne girmesine izin veremez. Nitekim Türkiye için bu durum daha da tehlikelidir. Eğer ada Rum kontrolü ile Yunanistan etkisine girerse Yunanistan Ege Adaları’ndaki üstünlüğünün de avantajı ile Türkiye’yi sarmış ve Akdeniz’i neredeyse bir Yunan gölüne çevirmiş olacaktır. Nitekim Ulu önder M. Kemal Atatürk “ Efendiler , Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece , bu bölgenin ikmal yolları tıkanmıştır. Kıbrıs’a dikkat ediniz . Bu ada bizim için çok önemlidir” diyerek adanın stratejik önemini vurgulamıştır. İngiltere devlet adamı Beaconsfiled Kıbrıs için “ Ön Asya’nın Anahtarı” tanımını yaparken Tarık Zafer Tunaya “ Kıbrıs … Akdeniz bölgesinde , Asya,Afrika yollarının kavşağında demir atmış , dünyanın en büyük uçak gemisidir” diyerek adanın önemini çok net bir şekilde açıklamıştır.





B-İZLENEN POLİTİKALARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
Adada izlenen politikalar özetle incelenecek olursa her iki tarafında net bir şekilde içsel dinamikleri , uluslararası ortam , ve uluslararası örgütler tarafından yoğun bir şekilde etkilenerek hareket ettikleri ve karar alma sürecinde bu ulusal ve uluslararası aktörlerin ön planda olduğu görülür. İki tarafın yakınlaşma sağladığı dönemlerde , adadan yada iç dinamiklerden toplumsal değere dönüştürülen Enosis ve Taksim planlarından sapıldığına dair şikayetler gelmeye başlarken , iki taraf arası gerginlik artınca başta ABD olmak üzere batılı güçlerden ihtarlar yağmaya başlamıştır.

Adada süren bu çok yönlü denge oyunlarının sürekli ve kalıcı bir barış ortamı yaratılmasında büyük zorluklar yarattığını söylemek yanlış olmayacaktır.

C-TÜRK DIŞ POLİTİKASI AÇISINDAN KIBRIS DEĞERLENDİRMESİ
Kıbrıs sorununun Türk Dış Politikası açısından incelemesi yapıldığında ilk dikkat çeken Türkiye’nin soruna İngiltere tarafından zorla taraf edilmesidir. Konuya taraf olduktan sonra ise uzun bir süre kararlı bir politika tespit edemeyen Türkiye , en büyük yanlışlarından birini garantörlük antlaşmasındaki yasal yetkilerini kullanarak yaptığı I. Kıbrıs Harekatı sonrası avantajlı durumunu kullanıp diplomasi silahı ile Rum kesimine üstünlük kurabilecekken , II. Harekatı yapıp kendini işgalci duruma düşürmesidir.Yapılan ikinci harekat sonrasında en büyük tepki ABD’den gelmiş ve Türkiye Amerikan ambargosu ile karşı karşıya kalmıştır.

Sonuç olarak baktığımızda Türkiye’nin daha çözüm yanlısı yaklaştığını ancak dönem dönem şiddet eylemlerini önlemede yeteri mücadeleyi vermeyerek adadaki krizin tırmanmasına yol açan ikinci taraf olduğunu söyleyebiliriz. Ancak yinede şu ana kadar adada tam bir uzlaşma ortamı oluşturulamamışsa bunun en büyük mimarı Makarios etkisi ile oluşan uzlaşmaz politikalardır diyebiliriz.















KRONOLOJİ


1947
Kıbrıs sorununu bir milli davaya dönüştürmeyi amaçlayan Kıbrıs Türk Kültür Derneği, Türkiye’de kuruldu.


1949
Kıbrıs Türk Kurumları Federasyonu altında KATAK, Milli Parti, Çiftçiler Birliği ve Kıbrıs Türk İşçi Birlikleri Kurumu birleşti.


1950
Bütün dünyada kolonilerin tasfiyesi eğilimi yaygınlaşınca AKEL ve Ortodoks Kilisesi yoğun bir kampanyaya girişti ve bir “plebisit” düzenledi. Rumların Enosis’i kabul etmesine rağmen, İngilizler bu kararı tanımadı.


18 Ekim 1950
Makarios, Kıbrıs Rum Başpiskoposu seçildi.


1954
Hürriyet Gazetesi, kurucusu Sedat Simavi’nin çabalarıyla, adadaki olaylara geniş yer vermeye başladı. Milli Talebe Federasyonu, Türkiye’nin birçok yerinde yaptığı mitinglerle Türk kamuoyu’nu harekete geçirmeye başladı.


16 Ağustos 1954
Yunanistan, Kıbrıs’a “self determination” (kendi yazgısını kendi belirleme) hakkı verilmesi için BM’ye başvurdu. BM bunu reddetti. Türkiye Hükümeti, ilk kez Rum ve Yunanlılara sözlü tepki gösterdi.


1 Nisan 1955
Yunan Subayı Grivas komutasında ve Makarios’un desteğinde, Enosis’i gerçekleştirmeyi amaçlayan EOKA örgütü kuruldu.


29 Ağustos 1955
Türkiye, Kıbrıs sorununa taraf olmayı ilk kez kabul etti ve görüşlerini Londra Konferası’nda sundu. Böylece resmen soruna taraf oldu.


1957
NATO, arabuluculuk görevini üstlenince, EOKA geçici olarak ateşkes ilan etti. İngiltere, çözüm arayışına katkıda bulunması amacıyla Makarios’u serbest bıraktı.


1957
Rauf Denktaş, Kıbrıs Türk kurumları Federasyonu Başkanı seçildi.


2 Eylül 1957
9 Eylül Cephesi örgütü, örgütün yöneticilerinin bulunduğu evde bir patlama olması sonucu dağıldı.


15 Kasım 1957
Rauf Denktaş, Burhan Nalbantoğlu ve Kemal Tanrısevdi tarafından, ileride TMT’nin çekirdeği olacak olan pasif mukavemet teşkilatı niteliğinde bir örgüt kuruldu. Dr. Fazıl Küçük ve Denktaş, Ankara’ya giderek Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’dan silahlı bir direniş örgütü için destek istedi. EOKA eylemleri durmayınca, Zorlu, Genelkurmay’a gerekli talimatı verdi. Özel Harp Dairesi Başkanı Tümgeneral Daniş Karabelen, Binbaşı İsmail Tansu’yu planları yapmak ve Kıbrıs’a gönderilecek subayları belirlemekle görevlendirdi.


1958
Türkiye’de bir ay içinde Taksim lehinde 53 miting gerçekleştirildi.


28 Ocak 1958
27-28 Ocak tarihleri arasında liseli Türk öğrencilerin Taksim lehinde Lefkoşa’da yaptığı yürüyüş, İngilizler tarafından sert bir şekilde engellendi. İngiliz ve Türkler arasında çıkan çatışmalar bütün adaya yayıldı.


Mayıs 1958
Binbaşı İsmail Tansu’nun hazırladığı plana uygun olarak, Yarbay Rıza Vuruşkan, Türk Mukavemet Teşkilatı (TMT) Lideri Bozkurt olarak, banka müfettişi kılığında üç subayla birlikte Kıbrıs’a gitti.


19 Haziran 1958
İngiliz Başbakanı Harold Mac Millan, Kıbrıs’ın İngiliz Milletler Topluluğu içinde kalmasına, fakat Türkiye ve Yunanistan’la da bağlara sahip olmasına dayalı bir tasarı sundu.


1 Ağustos 1958
Yarbay Vuruşkan, TMT’nin kuruluşunu tamamladı. TMT, Rumlar geniş kapsamlı saldırılarına başlayana kadar silahlı eylemde bulunmadı.


11 Şubat 1959
Türkiye ve Yunanistan, bağımsız bir devlette Kıbrıs halklarının durumunu belirleyen Zürih-Antlaşması’nı imzaladı.


19 Şubat 1959
Zürih Antlaşması, Londra Antlaşması adı altında Türkiye, Yunanistan, İngiltere ve adadaki iki halkın liderleri tarafından tekrar imzalandı. Böylece Kıbrıs, iki halkın ortak egemenliğinde ve yönetiminde, üç ülkenin de garantörlüğünde bir ada haline geldi. Ayrıca taraflarca Garanti ve İttifak Antlaşmaları da imzalandı.


15 Ağustos 1960
‘Kıbrıs’ın bağımsızlığına ilişkin Zürih ve Londra antlaşmaları yürürlüğe girdi. Böylece Kıbrıs, bağımsız bir cumhuriyet oldu. Türk ve Yunan birlikleri, 24 Ağustos’ta, Lefkoşa yakınlarında resmi geçit yaptılar. Askeri birlikler, Cumhurbaşkanı Makarios ile yardımcısı Fazıl Küçük tarafından denetlendi.


16 Ağustos 1960
Kıbrıs Cumhuriyeti Anayasası yürürlüğe sokularak Kıbrıs Cumhuriyeti ilan edildi.


1961
1963'e kadar Rum liderliği, Türkleri adadan çıkararak Enosis’i gerçekleştirmeyi öngören, siyasi ve askeri aşamaları içeren geniş kapsamlı Akritas Planı’nı hazırladı.


30 Kasım 1963
Makarios, on üç maddelik anayasa değişikliği önerisi sundu.


21 Aralık 1963
EOKA, Akritas Planı’nın silahlı eylem safhasını uygulamaya koydu.


22 Aralık 1963
26 Aralık tarihine kadar “Kanlı Noel” adı verilen bu haftada Rumlar, yüzlerce Türk’ü öldürdü, binlerce Türk’ü yaraladı ve Küçük Kaymaklı köyü’ndeki Türklerin evlerini kullanılmaz hale getirdi.


27 Aralık 1963
Bir İngiliz komutasında üç garantör ülkenin askerleri “Barışı Koruma Kuvveti” adı altında adada göreve başladı.


30 Aralık 1963
Rumların saldırılarının durduğu yere, Lefkoşa’nın Türk ve Rum kesimlerini ayıran Yeşil Hat çizildi.


Ocak 1964
Londra’da, üç garantör ülke ve adadaki toplum liderlerinin katıldığı bir konferans düzenlendi, fakat olumlu bir sonuç alınamadı.


4 Mart 1964
BM Güvenlik Konseyi, Kıbrıs Hükümeti’nden, şiddeti ve kan dökülmesini önleyecek kararlar almasını istedi. Bu tarihten sonra Rum Yönetimi, Kıbrıs Hükümeti olarak tanınmaya başladı.


14 Mart 1964
Kontrolü Kıbrıs Hükümeti’ne verilen BM Barış Gücü adada göreve başladı.


4 Nisan 1964
Makarios, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni kuran antlaşmaları tek yönlü olarak feshettiğini açıkladı.


Mayıs 1964
Makarios ağır silahlar satın aldı ve zorunlu askerlik yasası çıkartarak Rum personel sayısını arttırdı. Bunun üzerine TBMM, Haziran’da adaya çıkartma yapmak kararı aldı. ABD Başkanı Johnson, Türkiye Hükümeti’ne ağır ifadeler bulunan bir mektup gönderdi. İnönü, çeşitli nedenlerle çıkartmadan vazgeçti.


6 Ağustos 1964
11 Ağustos tarihine kadar Rumlar, Türklere karşı tekrar saldırıya geçti. Tillirga, Mansura ve Koççira bölgelerinden kaçan Türkler, Erenköy’e sığındı. Buradaki Türkler, büyük bir direnişe başladı. 8-11 Ağustos’ta Türk uçakları, Erenköy’deki Rum birliklerini bombaladı. 11 Ağustos’ta ateşkes ilan edildi.


21 Nisan 1966
Patris isimli Rum Gazetesi, Akritas Planı’nın büyük kısmını yayınladı.


21 Nisan 1967
Yunanistan’da darbe oldu ve askeri cunta yönetimi ele geçirdi.


Eylül 1967
Yunanistan ve Türkiye arasında Kıbrıs ile ilgili görüşmeler yapıldı; ancak bir sonuç çıkmadı.


15 Kasım 1967
Rumlar, Boğaziçi ve Geçitkale köylerine saldırarak 26 Türk’ü öldürdü ve 230 Türk’ü tutsak etti. Bunun üzerine TBMM, 24 Kasım’da adaya çıkartma yapma kararı aldı.


23 Kasım 1967
Türk çıkartma birlikleri Mersin’den yola çıktı. Fakat Yunanistan, adadaki 13.000 askerini geri çekmeyi ve 1959 antlaşmalarını tanımayı kabul edince Demirel birlikleri yarı yoldan geri döndürdü.


28 Ağustos 1971
Yunan Cuntası’nın görevlendirdiği Grivas, adaya çıkarak EOKA-B’yi kurdu ve Makarios’a cephe aldı. Bu örgüt, Enosis’in hemen gerçekleşmesini öngörüyordu.


2 Temmuz 1974
Makarios, Kıbrıs'daki Yunan subaylarının geri çekilmesi ve EOKA’B’nin dağıtılması isteğini içeren bir mektubu Yunan Cuntası’na yazdı.


15 Temmuz 1974
Yunan subayları ve EOKA-B militanları Kıbrıs'ta darbe yaptı. AKEL ile EDEK partileri yanlıları katledildi. Yaklaşık 2000 Rum öldürüldü. Makarios, İngiliz üsleri aracılığıyla Malta’ya kaçtı. EOKA-B militanı Nikos Sampson, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı’na getirildi. Aynı gün, Türk hükümeti, gizlice, 20 Temmuz’u çıkartma günü olarak belirlendi ve askeri hazırlıklar başladı.

17 Temmuz 1974
Bülent Ecevit, İngiltere’ye gitti. İngiltere Başbakanı Wilson’a ortak müdahale teklifinde bulundu ve İngiliz üslerinden TSK’nın yararlanabilmesi isteğini sundu. Wilson bunları reddetti.

18 Temmuz 1974
ABD Dışişleri Bakanı Kissinger’in yardımcısı Sisco Londra’ya gelerek Bülent Ecevit ile görüştü. Müdahaleden vazgeçmesi için Ecevit’in şartlarını öğrendi ve bunları Yunanlılar ile görüşmek üzere Atina’ya hareket etti.

19 Temmuz 1974
Sabah hareket emrinin gelmesiyle Türk çıkartma birlikleri Mersin’den gemilerle hareket etti. Bu arada Yunan Cuntası, Ecevit’in tüm önerilerini reddetti.

20 Temmuz 1974
Sabah saat 01.45’te Sisco, T.C. Başbakanlığı’na geldi. 48 saat içinde bir ABD formülü getirebileceğini söyledi ve müdahaleden vazgeçilmesini istedi. Ecevit, bunu reddetti ve 05.05’te kalkan ilk jet uçağıyla Türk amfibi harekatı başladı.

21 Temmuz 1974
Türk jetleri ve üç Türk muhribi, Türk Hava ve Deniz Kuvvetleri arasındaki koordinasyon eksikliği nedeniyle birbiriyle muharebe etti. Sonuçta TCG Kocatepe battı ve bu geminin personelinden 54 kişi şehit oldu.

22 Temmuz 1974
İkinci çıkartma birliği olan 39. Tümen adaya çıktı ve havadan inmiş olan birlikle birleşti. 17.00’de ateşkes ilan edildi. Türk birlikleri, Laptat-Girne-Lefkoşa üçgeni içerisinde Cenevre Görüşmeleri’nin sonucunu beklemeye başladı.

23 Temmuz 1974
Yunanistan’da cunta karşıtı güçler bir darbe yaptı ve demokratik yönetime geri dönüldü. İki gün sonra Karamanlis, başbakan olarak göreve başladı ve ateşkesi ilan etti.

25 Temmuz 1974
30 Temmuz'a kadar Türkiye, Yunanistan ve İngiltere adanın durumunu Cenevre’de görüştü. Sonuçta Cenevre Protokolü imzalandı.

26 Temmuz 1974
Karamanlis, ülkesini NATO’nun askeri kanadından çıkardı.

6 Ağustos 1974
Türk Birlikleri, Rumların ateşkese uymamasını gerekçe göstererek Lapta’yı ele geçirdi.

8 Ağustos 1974
Üç garantör ülke Dışişleri Bakanları’nın yanı sıra Kıbrıs Türk Halkı Lideri Rauf Denktaş ve Kıbrıs Rum Halkı Lideri Glafkos Klerides’in katıldığı 2. Cenevre Görüşmeleri başladı. Rum ve Yunanlılar, buradaki tüm önerilerini görülmeden reddetti.

12 Ağustos 1974
Rumlar, Kıbrıs'taki Ayakebir köyüne saldırarak buradaki Türkleri katletti.

14 Ağustos 1974
Türkler, 2. Cenevre Görüşmeleri’nden çekildi ve Barış Harekatı’nın ikinci safhası başladı. Aynı gün Rumlar, Atlılar köyünde bulabildikleri tüm Türkleri (57 kişi) kurşuna dizdi. Ayrıca Muratağa ve Sandallar köylerindeki tüm Türkleri (89 kişi) öldürerek çukurlara gömdü, ve Baf’ta beş Türk’ü öldürdü.

15 Ağustos 1974
Rumlar Taşkent, Tatlısu ve Terazi köylerinden 50 Türk’ü kurşuna dizdi.

16 Ağustos 1974
Türk birlikleri Lefke-Lefkoşa-Mağusa hattını çizdi. 19.00’da ateşkes yürürlüğe girdi. Bu arada Rumalr Baf, Larnaka ve Limasol’un çeşitli köylerindeki 100’e yakın Türk’ü öldürdü.

17 Ağustos 1974
Türk birlikleri gerilla saldırıları düzenleyen Rum askerlerinden Karpaz Yarımadası’nı arındırdı. Son olarak, ateşkes ihlallerini gerekçe göstererek Yeşilırmak bölgesinde mahsur kalan Türkleri kurtardı.

1 Kasım 1974
BM Genel Kurulu aldığı kararda iki toplumun eşitliğini kabul etti ve “Kıbrıs Hükümeti”nden söz etmeyerek iki toplum liderinin, eşitlik esasıyla, Kıbrıs Sorunu’na siyasi bir çözüm bulmaları için görüşmeye davet etti.

5 Şubat 1975
Harekat nedeniyle ABD Türkiye’ye ambargo koydu.

13 Şubat 1975
Kıbrıs Otonom Türk Yönetimi, çok partili demokratik sisteme geçmek ve eşitlik temelinde bir federasyon oluşturmak için gerekli federe birimlerden Türk kanadını oluşturmak amacıyla Kıbrıs Türk Federe Devleti’ni ilan etti.

31 Temmuz 1975
2 Ağustos 1975'ya kadar Viyana’da yapılan toplumlararası görüşmeler sonucu Nüfus Mübadelesi Antlaşması imzalandı. İsteyen Rum ve Türkler kuzeyden güneye ya da güneyden kuzeye geçirildi.

1977
Makarios öldü ve Kıbrıs Rum toplumu liderliğine Kiprianu getirildi.

12 Şubat 1977
Denktaş ve Makarios, 4 maddelik bir ilke antlaşması imzaladı. Buna göre iki toplumlu ve iki bölgeli federal sistem toplumlar tarafından kabul edildi ve federasyon esaslarının görüşülmeye başlayacağı bildirildi.

1979
1983'e kadar Rumlar, iki kesimli ve iki toplumlu federasyonla bağdaşmayan savlar öne sürdü.

19 Mayıs 1979
Denktaş ve Kiprianu 10 maddelik bir doruk anltaşması imzaladı ve toplumlararası görüşmelerde 1977 Denktaş-Makarios antlaşmasının esas alınmasını kabul etti.

13 Mayıs 1983
BM Genel Kurulu, aldığı kararla, Rumların egemenliklerini kuzeye yayması ve Rum göçmenlerin kuzeye geri dönmesi gerektiğini bildirdi.

13 Kasım 1983
Kıbrıs Türk Halkı, “self-determinasyon” hakkını kullanarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etti.












KAYNAKÇA



ORAN Baskın , Türk Dış Politikası Cilt I ,İletişim Yayıncılık , İstanbul , 2002
ARMAOĞLU Fahir, 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi , Alkım Yayıncılık , İstanbul
SÖNMEZOĞLU Faruk , Tarafların Tutum ve Tezleri Açısından Kıbrıs Sorunu(1945-1986) , İstanbul Üniversitesi Yayınları , İstanbul , 1991
GÖNLÜBOL Mehmet , Olaylarla Türk Dış Politikası (1919-1995) , Siyasal Kitabevi, Ankara , 1996
İktisadi Kalkınma Vakfı , Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti , İKV Yayınları , İstanbul , 1991
UÇAROL Rifat , Siyasi Tarih (1789-1999) , Filiz Kitabevi , İstanbul , 2000
SİSAV, Kıbrıs Sorunu Gelişmeler ve Görüşler , SİSAV Yayınları, İstanbul , 1990
MAKALELER VE İNTERNET ARAŞTIRMALARI

1. Ferai Tınç , “ Kıbrıs Meselesinin Politik Açıdan İncelenmesi “ , Kıbrıs Sempozyumu (1-2 Aralık 1997),Harp Akademileri Basımevi,İstanbul,1998,s.94

2. Prof.Dr. Mesut Önen, “ Kıbrıs Meselesinin Politik Açıdan Değerlendirilmesi”, Kıbrıs Sempozyumu (1-2 Aralık 1997),Harp Akademileri Basımevi,İstanbul,1998, s.100

3. Prof.Dr. Erol Manisalı, “Mevcut Durumun Değerlendirilmesi” Kıbrıs Sempozyumu (1-2 Aralık 1997),Harp Akademileri Basımevi,İstanbul,1998,s.22

4. Sami Kohen , “ Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Aşırı Silahlanmasının Politik, Askeri , Ekonomik Açıdan İncelenmesi”, Kıbrıs Sempozyumu (1-2 Aralık 1997),Harp Akademileri Basımevi,İstanbul,1998,s.117

5. Emekli Orgeneral Nezihi Çakar , “Kıbrıs Sorununa Çözüm Önerileri” , Kıbrıs Sempozyumu (1-2 Aralık 1997),Harp Akademileri Basımevi,İstanbul,1998, s.236

6.www.kıbrıs.gen.tr

7.www.osmanli700.gen.tr/olaylar/olaylare2.htm





--------------------------------------------------------------------------------

[1] Sisav , Kıbrıs Sorunu Gelişmeler ve Görüşler , İstanbul , 1990 , s.15

[2] A.g.e, s.16

[3] ORAN Baskın , Türk Dış Politikası Cilt I , İletişim Yayıncılık , İstanbul , 2002,4. Baskı , s.593

[4] A.g.e ,s.594



[5] A.g.e , s.597



[6] A.g.e. , s.599

[7] A.g.e ., s.600



[8] A.g.e. , s.600



[9] FIRAT Melek , Türk Dış Politikası Cilt I , İletişim Yayıncılık , İstanbul , 2002, s.601

[10] A.g.e., s.601

[11] A.g.e., s.601

[12] ORAN , A.g.e, s.601.

[13] A.g.e, s 603.

[14] A.g.e s 603

[15] A.g.e s 603

[16] A.g.e s 605

[17] Foot planı hakkında detaylı bilgi için bknz ORAN Baskın , Türk Dış Politikası Cilt I ,İletişim Yayıncılık , İstanbul , 2002, s 606

[18] Londra Ant. Maddeleri hakkında detaylı bilgi için bknz ORAN Baskın , Türk Dış Politikası Cilt I , İletişim Yayıncılık, İstanbul ,2002 , ss. 610-613.

[19] Devlet türleri şemasının ayrıntısı ve örnekleri için bknz ORAN Baskın , Türk Dış Politikası Cilt I ,İletişim Yayıncılık, İstanbul ,2002 ,s. 613.

[20] Yeşil hat, adını yeşil bir kalemle çizilmesinden almıştır.

[21] ARMAOĞLU Fahir , 20.YY Siyasi Tarihi , Alkım Yayınevi ,İstanbul , s. 786.

[22] Acheson Planı ile ilgili detaylı bilgi için bknz ORAN Baskın , Türk Dış Politikası Cilt I ,İletişim Yayıncılık , İstanbul , 2002, s 728

[23] ORAN Baskın , Türk Dış Politikası Cilt I ,İletişim Yayıncılık , İstanbul , 2002, s 728



[24] A.g.e., s. 734.

[25] UÇAROL Rıfat , Siyasi Tarih (1789-1999), Filiz Kitabevi , İstanbul , 2000, Gözden Geçirilmiş ve Genişletilmiş 5. Baskı , s. 764.

[26] ARMAOĞLU, A.g.e., s.801

[27] A.g.e., s.801.



[28] A.g.e., s .801.

[29] A.g.e., s. 802.

[30] A.g.e., s. 802. ayrıca ORAN A.g.e., s. 740. ve GÖNLÜBOL Mehmet, Olaylarla Türk Dış Politikası, Siyasal Kitabevi , 1996, 9. Baskı, Ankara, s.573.

[31] ARMAOĞLU, A.g.e., s.801.

[32] Ant tam metni için bknz İKV, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti , İstanbul ,1991, s.14.

[33] Uçarol, A.g.e., s. 768

[34] A.g.e., s. 769

[35] ORAN, A.g.e, s. 764

[36] Yapılan antlaşmaların en önemlileri dört ilke antlaşması ve on nokta antlaşmasıdır.Anlaşmaların metinleri ekte bildirilmiştir.
imza

İLK KARŞINA ÇIKANI SEVME, SENİ SEVECEK OLAN ARKALARDA BİR YERDE SENİ BEKLİYOR..
özgür ÖZDEM




macchu.picchu@hotmail.com
muganhan kullanıcısına MSN aracılığı ile mesaj yolla
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap

Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 07:20 AM.


Copyright ©2005 - 2008 Arkasokak.Net
Tasarım: NoDRaC
Bize Ulaşın - Gizlilik İlkesi - En Üst
Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0