|
#1
| ||||
| ||||
| Kalp ve damar hastalıkları, dünyada ve ülkemizde en sık görülen ölüm nedeni. Türkiye'de her 2 kişiden ONG class=style14>1'i kalp ve damar hastalıkları yüzünden sevdiklerini erken terkediyor. Kalp ve damar hastalıkları riskini artıran faktörler: Sigara Aşırı kilo Hareketsiz yaşam tarzı Yüksek tansiyon Yüksek kolesterol Bu risk faktörlerinin azaltılması, kalp ve damar hastalıklarının ortaya çıkmasını ve bunlara bağlı ölümleri azaltır. Kalp ve damar hastalıklarından korunmada, tek bir risk faktörünün değil, tüm risk faktörlerinin birlikte ele alınması ve müdahale edilmesi çok önemlidir. Bu sitede, kalp ve damar sağlığınızı olumsuz etkileyen risk faktörleri hakkında bilgiler ile daha uzun ve sağlıklı bir yaşam için öneriler bulabilirsiniz. Kalbinizi koruyun. İçinde sevdikleriniz var. Kalp krizi nedir, nasıl oluşur? Kalp kasınızın (miyokard) yaşamını sürdürebilmesi için oksijene ihtiyacı vardır ve bu oksijen kan yolu ile gelir. İşte kalp kasınıza oksijen taşıyan kanın geçtiği koroner damarların daralması ya da tamamen tıkanması sonucu kalp kasına gelen kan azaldığında veya tümden kesildiğinde kalp krizi ya da doktorların dediği gibi miyokard infarktüsü oluşur. Kalbe oksijeni taşıyan koroner damarların, plak adı verilen, kolesterol ve diğer maddelerin birikmesi ile oluşan yapılarla kalınlaşıp sertleşmesi ateroskleroz olarak tanımlanır. Koroner damarların içindeki plak parçalandığında içinden çıkan maddeler plağın etrafında bir kan pıhtısı oluşturur. Bu pıhtı damarı tıkayıp kalp kasına kan gelemediğinde, yani kalp kası oksijenden yoksun kaldığında, iskemi dediğimiz durum ortaya çıkar. İskemi sonucu kalp kasının bir kısmında geri dönüşü olmayan bir hasar veya hücre ölümü oluştuğunda kalp krizi (miyokard infarktüsü) oluşur. Kalp krizi için risk faktörleri, kalp krizi riski nasıl azaltılır? Eğer kalp krizi ya da inme için birden fazla risk faktörüne sahipseniz, yaşam tarzınızda risk düzeyinizi azaltacak değişiklikler yapmak zorundasınız. Koroner kalp hastalığı ve kalp krizi riskini artıran temel ya da majör risk faktörleri, esasen kalp-damar (kardiyovasküler) hastalığı riskini artıran faktörlerdir. Çok önemli olan bu majör risk faktörlerini yeniden hatırlatmakta yarar var: Katkıda bulunan risk faktörleri: Sigara Yüksek kolesterol Yüksek tansiyon Diyet ve Beslenme tarzı Fiziksel aktivite ve vücut ağırlığı Kalp krizi belirtileri nelerdir, ne yapmalı? Bazen kalp krizi çok ani ve şiddetli bulgular ile başlar ve kolayca tanı konabilir. Ancak pek çok kişide olay yavaş ve hafif bir ağrı veya rahatsızlık hissi ile başlar ve ne olduğu anlaşıldığında hasta için geç kalınmış olabilir. Kalp krizi belirtileri: Göğüste ağrı ya da rahatsızlık hissi. Sıklıkla göğsün ortasında, birkaç dakika süren, bazen azalıp artabilen, basınç, sıkıştırma, dolgunluk ya da ağrı hissi tarzındadır. Vücudun üst kısımlarında diğer bölgelerde rahatsızlık hissi. Bir kolda veya her ikisinde, sırtta, çenede veya midede ağrı ya da rahatsızlık hissi. Nefes alıp vermede güçlük. Göğüste ağrı ya da rahatsızlık hissi ile birlikte veya tek başına solunum güçlüğü. Diğer belirtiler. Soğuk terleme, bulantı veya baş dönmesi göğüs ağrısı ya da göğüste rahatsızlık hissi. Hem kadın hem de erkeklerde kalp krizinin en sık belirtisi göğüs ağrısı ya da rahatsızlık hissidir. Ancak, kadınlarda diğer bulgular da sıklıkla göğüs ağrısına eşlik eder. Emin olunamadığı durumlarda bile yukarıdaki belirtiler ve kalp krizi kuşkusu olduğunda mutlaka en kısa sürede (5 dakikadan fazla beklenmemeli) acil yardım ve ambülans çağrılmalıdır. Burada dakikalar önemlidir ve hızlı hareket ederek bir yaşamı belki de kendi yaşamınızı kurtarabilirsiniz. Ambülansın gecikmesi halinde hasta bir taksi ile derhal acil servise getirilmeli ve eğer hastaya yardımcı olabilecek kimse yoksa arabayı hastanın kendisi kullanmamalıdır. Kalp krizinden korunmak için Kalp krizinden ve inmeden korunmanın 3 temel noktası vardır: Sigarayı bırakın. Daha fazla hareket edin. Beslenmenize dikkat edin. Gayet basit gibi görünüyor ama neden hala kalp krizi ve inme dünyada 1 ve 3 numaralı ölüm nedenleri olarak kalmayı sürdürüyor? Çünkü ne yazık ki, aşağıdaki kalp dostu öneriler her zaman dikkate alınmıyor . Sigarayı bırakın. Her gün aktif olun. Sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olun. Bunun için VKİ (vücut kitle indeksi) cetvellerinden yararlanın. Kan kolesterolünüzü düşürün: Doymuş (tereyağ gibi oda ısısnda katı olan yağlar) ve trans yağları (katı margarinler) tüketmeyin, total kolesterolü 200 mg/dL’nin altına çekin. Risk düzeyinize göre, LDL kolesterolü, kalp hastalığı riskiniz düşük ise 160, orta derecede ise 130 ve yüksek ise 100 mg/dL’nin altına indirin. HDL (iyi) kolesterol – erkeklerde 40 mg/dL kadınlarda 50 mg/dL veya üzeri olmalı. Trigliseridler 150 mg/dL’den düşük olmalı. Kan basıncını düşürün: Hedef <120/80 mmHg Diyabetiniz varsa mutlaka kontrol ettirin. Çünkü diyabetlilerde sıklıkla mevcut olan yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, sigara, şişmanlık ve hareketsizslik gibi risk faktörlerinedeniyle kalp damar hastalığı riski 2-4 kat artmıştır. Stresi azaltın. Stres, sigara içmenize veya fazla yemenize neden olabilir. Alkolü sınırlayın. Alkolün fazlası tansiyonu ve trigliserid düzeylerini yükseltir, kalpte ritm bozukluğuna neden olabilir. Kalp krizinden sonra yaşam: Yaşam tarzında değişiklikler yapmanın zamanı gelmiştir! Hiç şüphesiz kalp krizi ciddi bir olaydır ancak yaşamın sonu da değildir! Pekala iyileşebilir ve kaldığınız yerden yaşamınıza devam edebilirsiniz, ancak bir şartla: Bir daha aynı durumla karşılaşmamak veya bir inme geçirmemek için yaşamınızda neleri değiştirmeniz gerektiğini öğrenip bunları eksiksiz uygularsanız! Yaşamınızda yapacağınız bu değişiklikler nelerdir? İşte ikinci bir kalp krizi veya inmeyi önlemek için olmazsa olmazlar: Sigara ve puro, pipo gibi tüm tütün kullanma alışkanlıklarınızı terketmelisiniz. Kalp krizi geçiren bir kişinin tütüne devam etmesi ikinci bir kriz riskini 2 kat artırır! Daha hareketli olmalısınız. Düzenli bir egzersiz programı ile stres ve depresyon azalır, kilonuzun, kolesterolünüzün ve tansiyonunuzun düşürülmesi kolaylaşır. Beslenmenize özen gösterin. Bu sayede hem daha çabuk iyileşir hem de kilonuzu kontrol altında tutar, kan kolesterol düzeyinizin ve tansiyonunuzun yükselmesini önler, daha kolay düşürülmesine yardımcı olursunuz. ’Ben nasılsa ilaç kullanıyorum, bana birşey olmaz’, yanılgısına asla düşmeyin, yukarıda saydığımız yaşam tarzı değişiklikleri kalp sağlığınız açısından en az ilaçlar kadar önemlidir!! Kalp krizinde tanı yöntemleri Kalp krizi geçiren hastalara pek çok tanısal testler veya birtakım işlemler yapıldığını duymuşsunuzdur. Bu testlerin neler olduğunu, doktorların hangi amaçla bunlara başvurduğunu temel düzeyde de olsa bilirseniz kendinizi daha güvende hissedeceğinizi, size yapılan işlemler konusunda hekiminizin açıklamalarını daha kolaylıkla anlayabileceğinizi düşündüğümüz için size bu bilgileri açıklayarak aktarmayı uygun gördük. Aşağıda yer alan kan testleri ve diğer tanı yöntemleri sayesinde doktorunuz: gerçekten bir kalp krizi geçirip geçirmediğinizi, eğer geçirdiyseniz bu krizin kalbinize ne oranda zarar verdiğini, kalbinizi besleyen koroner arterlerinizdeki hastalığın (KAH) derecesini, eğer size daha önce KAH tanısı konmamış ise, diğer bir deyişle, bu kalp krizi, kalp damarlarınızdaki hastalığın bugüne kadar olan ilk belirtisi ise, bundan sonrası için hangi tedavi yöntemlerinin ve yaşam tarzı değişikliklerinin kalbinizi koruyacağını ve ileride ciddi tıbbi sorunlarla karşılaşmanızı önleyeceğini, belirler. Bu tanı yöntemleri girişimsel ve girişimsel olmayan yöntemler olarak ayrılırlar. Tıp dilinde genel olarak girişimsel yöntemler, invaziv yöntemler olarak da bilinir. Bir yöntemin girişimsel olması, yöntemin uygulanması sırasında hastanın vücuduna dışarıdan herhangi bir alet yerleştirilmesi ya da sıvı vs. verilmesi, anlamına gelir. Girişimsel yöntemler çok çeşitlidir, hem tanı hem de tedavi amaçlı kullanılırlar. Örneğin basit bir kan testi için damardan kan alma işlemi veya vücuttaki bir boşluğa tüp veya cihaz yerleştirilmesi bir girişimsel yöntem olduğu gibi, açık kalp ameliyatları gibi büyük cerrahi işlemler de girişimsel yöntemler arasında yer alır. Girişimsel tanı yöntemleri: Kan testleri ve diğer girişimsel tanı yöntemleri Kan testleri: Hastanın kalp krizi geçirdiğini doğrulayan ve krizin kalp kasında oluşturduğu hasarın yaygınlığını, gelecekte hastanın ne kadar risk altında olduğunu, koroner arter hastalığının derecesini gösteren ve en uygun tedavi şeklini belirlemeye yardımcı olan bazı testlerdir. Enzimler: Kalp krizinin erken evresinde, genellikle göğüs ağrısı ile kişi ilk acil servise başvurduğunda istenen, erken evrede olayın bir kalp krizi olup olmadığını doğrulayan testlerdir, bunlara kalp hasarı göstergeleri ya da kalp enzimleri denir. Bu enzimler normalde, ağırlıklı olarak kalp kası hücrelerinin içinde bulunurlar, eğer kişi kalp krizi geçiriyorsa, bu sırada oksijensizlik nedeniyle beslenemeyip hasar gören kalp kası hücrelerinden kana geçerler. Kalp kası hasarının tanısında en sık kullanılan enzim testlerinin başında kreatin kinaz gelir, enzimin İngilizce adının ilk harflerinden dolayı kısaca CK olarak bilinir. Bu enzimin özellikle kalp kasına özgü olan bir bölümü CK-MB olarak bilinir, kalp krizi geçirmekte olan kişinin kanında, kalp krizinin en önemli belirtisi olan göğüs ağrısının (oksijen eksikliğine bağlı iskemik ağrı) başlamasından sonraki ilk 6 saat içinde kişinin kanında, normale göre belirgin derecede artar, olayın 18. saatinde en yüksek düzeyine ulaşır ve 24-36 saat içinde tekrar normal bir kişideki düzeyine iner. Ancak kişi büyük bir kriz geçirmiş ya da kriz erken dönemde farkedilip tedaviye geçilmemiş ise, enzimin normale dönüşü 36 saatten geç olabilir. Troponinler: Kalp krizinin doğrulanmasında kullanılan diğer kan testleri arasında, yine kalp kası hücrelerinde bulunan proteinler olan troponinler çok önemlidir. Troponinlerin farklı çeşitleri vardır, bunlardan özellikle troponin T (cTnT) ve troponin I (cTnI) normal bir kişinin kanında çok düşük düzeylerde bulunurken, göğüs ağrısının başlamasından sonraki ilk 4-6 saat içinde kişinin kanında, normale göre belirgin derecede artar, olayın 10-24. saatinde en yüksek düzeyine ulaşır ve yüksekliği 10-14 gün sürer. Kalp kasında CK-MB testi ile saptanamayacak kadar küçük hasarların (bunlara mikroinfarktlar denir) saptanmasına olanak sağlayan çok hassas kan testleridir. Trigliseridler: Vücutta yapılan ya da gıdalarla dışarıdan alınan vücut yağlarındandır. Şişmanlık, aşırı hareketsizlik, sigara, özellikle aşırı alkol almak ve pilav, makarna, ekmek, hamur işleri, tatlılar gibi karbonhidratlı gıdaların aşırı tüketilmesi (günlük toplam kalorinin %60 veya daha fazlasının karbonhidrat olması) kanda trigliserid düzeyinin normalden yüksek olmasına yol açar. Bu durum, damar sertliği için bir risk faktörü oluşturur. Sıklıkla buna kanda kolesterol yüksekliğinin de eşlik ettiği görülür. Kalp hastalığı olan pek çok kişide ve özellikle şeker hastalarında, vücutta trigliserid yapımının aşırı artması sonucu, kan trigliserid düzeyi yüksek bulunur. Kan testleri dışındaki diğer girişimsel tanı yöntemleri Transözofajiyal (yemek borusu yolu ile) ekokardiyografi Ekokardiyografi, yüksek frekanslı ses dalgaları yolu ile (ultrason) kalbin, ana atardamar (aorta) ve koroner damarların iç yapısının ayrıntılı olarak görüntülenmesi ve işlevlerinin incelenmesidir. Yaygın olarak kullanılan yüzeyel ekokardiyografi (transtorasik) yönteminin yetersiz kaldığı bazı durumlarda, yemek borusu (özofagus) yolu ile ekokardiyografi yapılır. Bu durumlar şu şekilde sıralanabilir: Kalpte pıhtı veya enfeksiyon varlığının araştırılması, yapay kapak işlevlerinin değerlendirilmesi, ana atardamar-aort yırtılmalarının aranması, kalp deliklerinin incelenmesi, kalp kapak yetersizliklerinin ciddiyetinin belirlenmesi, kalp kapak tamiri veya kalp deliklerinin kapatılması ameliyatları sırasında ve sonrasında, işlem başarısının değerlendirilmesi. İşlem 10-30 dakika sürer. Miyokard Perfüzyon Sintigrafisi (Talyum testi) Kalp kasına ulaşan kan miktarı değerlendirilerek kişide koroner arter hastalığı (KAH) bulunup bulunmadığının anlaşılmasına yarayan bir görüntüleme yöntemidir. Uygulanan stres testinin sonunda film için düşük miktarda radyasyon içeren bir radyoaktif ilaç (talyum) damar yoluyla enjekte edilir. Talyum kan akımı yoluyla koroner arterlere ve oradan kalp kasına ulaşır. Ardından özel bir kamera yardımıyla verilen radyoaktif maddenin kalp kasında nasıl dağıldığını gösteren görüntüler elde edilir. Görüntüler bir bilgisayar yardımıyla düzenlenerek, değerlendirilir. Kalp kasına giden kan miktarı ile doğru orantılı olarak talyum miktarı da artar ya da azalır. Böylece koroner arterlerin beslediği kalp kası görüntülenerek koroner arterlerdeki darlık ya da tıkanıklıkların derecesi hakkında, kalp krizinin kalbe verdiği hasarın boyutu konusunda bilgi edinilir. Ayrıca kişinin uygulayabileceği en üst egzersiz düzeyinin saptanmasına yardımcı olur. Egzersiz stresi ile talyum testi Koroner arte hasyalğı bazı kişilerde sadece kalbin stres altında olduğu ve daha fazla kana ihtiyaç duyduğu durumlarda saptanabilir. Bu nedenle talyum testi genellikle dinlenme ve stres sonrası olmak üzere iki çalışma şeklinde gerçekleştirilir. Kalpte stres yaratmak amacıyla yapılan egzersiz bir koşu bandı veya bisiklet yardımıyla olabilir. Egzersiz kalbin daha fazla çalışmasını ve kan ihtiyacının artmasını sağlayarak tıkanıklık ve daralmaların varlığını saptamaya yardımcı olur. Kişi en üst egzersiz düzeyinde iken talyum kana enjekte edilerek gama kamera aracılığı ile kalp kasının resimleri çekilir. Kalp kateterizasyonu ve anjiyografi Kalp boşluklarının ve koroner arterlerin, kontrast maddenin (bir çeşit tıbbi boya maddesi) toplar damarlardan kana kateter denilen bir tüp aracılığı ile enjekte edilmesi sırasında görüntülenmesi ve “X” ışınları kullanılarak hareketli film çekilmesi esasına dayanır. Kalp damar hastalıklarının tanısında en yararlı ve doğru bilgi veren yöntemlerin başında gelir. Atardamarların nerede daraldığını ya da tıkandığını, kalp kasının ne kadar iyi çalıştığını, kalbin içindeki kan basıncını ve oksijen düzeyini gösterir. Elde edilen veriler tedavinin yönlendirilmesinde çok değerlidir ve çoğu hastada tedavi stratejisinin seçimi için temel belirleyici olmaktadır. Günümüzdeki teknolojik koşullar ve bilgi birikimi sayesinde, adı geçen işlemlerin başarı oranı %99’un üzerindedir. İşlem 2-3 saat sürer. Elektrofizyolojik Testler Kalbin, kasılmasını sağlayan özelleşmiş bir elektrik iletim sistemi vardır. Bu sistemde, sağ kulakçıkta yer alan ana merkezden (sinüs düğümü) çıkan uyarılar, kulakçıklarla karıncıklar arasında yer alan bir ara istasyondan (atriyoventriküler düğüm) kısa bir bekleme ile geçtikten sonra yine özelleşmiş iletim yolları ile karıncıklara yayılır ve böylece ana merkezde üretilen elektriksel uyarı tüm kalp kası hücrelerine iletilerek kalbin kasılmasını sağlamış olur. Çok çeşitli nedenlerle kalbin bu normal uyarı ve ileti sisteminde aksamalar oluşabilir. Bazen de doğuştan olan ek yollar iletimde adeta kısa devrelere yol açarak taşikardi dediğimiz hızlı kalp atışlarına neden olabilirler. Ayrıca bazen kalbin herhangi bir yerinden kalbin yukarıda sözü edilen ana uyarı merkezinin denetimi dışında uyarılar çıkabilir ve hızlı atışlara neden olabilir. Elektrofizyolojik testler olarak bilinen bu tanı yöntemi ile kasık ve / veya boyundan damar içine yerleştirilen ince kılıflardan geçirilerek kalbe ulaştırılan elektrod kateter denilen ince teller yardımıyla kalbin içinden doğrudan alınan elektrik sinyalleri, gelişmiş bilgisayarlar aracılığı ile değerlendirilerek normalden sapmalar araştırılır. Bu sayede kalbin ana merkez uyarı sisteminin iyi çalışıp çalışmadığı ve uyarıları ileten sistemin işlevini güvenle görüp görmediği anlaşılabilir. Çoğu kez hızlı atma şeklinde çarpıntı (taşikardi) yakınması olan hastalarda, hastanın yakınma nedeni olan hızlı atışlar özel yöntemlerle kalbin içine yerleştirilen bu tellerden (çalışmanın amacına ve ritim bozukluğunun türüne göre 2-4 adet) verilen uyarılarla oluşturularak meydana geliş nedenleri araştırılır. Tanısal amaçla yapılan elektrofizyolojik testler 30-60 dakika kadar sürer. Eğer tedavi edici bir girişim gerekirse bu 1-4 saat kadar sürebilecek bir işlemdir. Elektrofizyolojik testlerle elde edilen veriler başka bir tanı yöntemi (örneğin EKG) ile sağlanamaz. Çoğu kez diğer tanı yöntemleri yetersiz kaldığı zaman uygulanır. Girişimsel olmayan tanı yöntemleri Elektrokardiyografi (EKG) kalbin elektriksel aktivitesini ölçen bir yöntemdir. Kalp, sağ kulakçıktaki sinüs düğümü denilen bir yapıdan çıkan elektrik uyarıları ile çalışır. Normalde dakikada 60-80 defa çıkan bu uyarılarla önce kulakçıklar kasılır ve içindeki kanı karıncıklara boşaltırlar, daha sonra ise (belli bir gecikmeden sonra) karıncıklar kasılır ve kulakçıklardan kendilerine gelen kanı aorta ve akciğer atardamarına (pulmoner arter) atar. Kalpte oluşan bu elektrik akımlarının kağıda yazdırılma işlemine elektrokardiyografi (EKG, elektro, elektrokardiyogram) denir. Bu akımlar milivoltlar düzeyinde yani oldukça düşük amplitüdlü oldukları için bunların yülseltilerek yazdırılmaları gerekir ki bu işi EKG cihazları yapar. EKG, kalbin özellikle ritmi, damar hastalıkları, kalp krizi ve kalbin kasının kalınlaşmaları hakkında değerli bilgiler verir. EKG; basit olması, hasta açısından zahmetsiz olması, her yerde uygulanabilir ve ucuz olması nedeniyle yaygın olarak kullanılır. Egzersiz stres testi, (eforlu EKG) Koroner arter hastalığı bazen sadece kalbin stres altında olduğu ve daha fazla kana ihtiyaç duyduğu durumlarda saptanabilir. Kalpte stres yaratmak amacıyla yapılan egzersiz bir koşu bandı veya bisiklet yardımıyla olabilir. Egzersiz kalbinizin daha fazla çalışmasını ve kan ihtiyacının artmasını sağlayarak, kalbi besleyen koroner damarlara gelen kan miktarının azaldığını, tıkanıklık ve daralmaların varlığını gösterir. Ayrıca, doktorun, hastası için uygun olan egzersiz tipini ve düzeyini saptamasına yardımcı olur. Ambulatuvar EKG İzlemi (Holter izlemi) Kalp atımlarının düzeninin değişmesine aritmi denir. Aritmide, atımlar arasındaki aralıklar kısalabilir, uzayabilir ve atım sayısının anormal ölçüde artabilir (taşikardi) veya azalabilir (bradikardi). Koroner kalp hastalıkları, kalp kası hipertrofisi (kalınlaşması), kalp kasının iltihabi hastalıkları, kapakçık hastalıkları, kalpte bazı elektrofizyolojik anormallikler aritmiye neden olur. Bunun dışında metabolik bozukluklar, elektrolit denge bozuklukları, tütün, alkol, stres, kafein, diyet ilaçları, soğuk algınlığı ilaçları da aritmi nedeni olabilir. Normal EKG tekniği ile saptanamayan aritmilerin tanısında Ambulatuar EKG İzlemine başvurulur. Bu yöntemde, kalp ritmi, hastaya takılan holter adı verilen portatif bir cihaz ile 24 saat takip edilip kaydedilir. Tansiyon holteri ise hastaların tansiyonunun 24 saat boyunca, gün içinde, gerçek hayat koşulları altında gösterdiği dalgalanmayı ve uyku sırasındaki tansiyon değerlerini kaydeder. Ekokardyiografi (eko) bir ultrasonografi yöntemidir, ses dalgaları aracılığı ile kalbin yapısı ve hareketlerinin görüntülü olarak incelenmesini sağlar. Aynı zamanda kalp genişliğinin ne kadar olduğu, kalp kasının kalınlığı konusunda da bilgi verir. Ekokardiyografi işlemi sırasında kullanılan ve monitöre (ekran) bağlı mikrofon benzeri bir gönderici kalbe insan kulağının duyamayacağı yükseklikteki ses dalgalarını gönderir. Bu dalgalar ekranda kalbin bir görüntüsünü oluşturur. Bu görüntü kalbin ve kalp kapaklarının durumu ve işleyişi hakkında doktora görsel bir bilgi verir. Güvenli ve acısız bir uygulamadır. Kalbin direkt grafisi Kalbin, aortun, pulmoner arterin (akciğer atardamarı), akciğerlerin ve göğüs duvarının röntgen (X-ışınları) kullanılarak çekilen filmidir. Kalbin sınırlarını, şeklini, büyüme olup olmadığını gösterir. Ancak, kalbin içindeki yapıları göstermez. Kalbin Bilgisayarlı Tomografisi Kalbin bilgisayarlı tomografi ile görüntülenmesi, aort hastalıkları, kalp içindeki kitleler ve kalbi saran zar olan perikardın hastalıklarının tanısında kullanılır. Bilgisayarlı tomografi, X-ışınları kullanılarak vücudun incelenen bölgesinin kesitsel görüntüsünü oluşturmaya yönelik radyolojik teşhis yöntemidir. Bilgisayarlı tomografide normal röngen filmlerinde görülmeyen yumuşak doku detayları görülebilmektedir. İnceleme sırasında hasta bilgisayarlı tomografi cihazının masasında hareket etmeksizin yatar. Cihaz bir bilgisayara bağlıdır. X-ışını kaynağı incelenecek hasta etrafında 360 derecelik bir dönüş hareketi gerçekleştirirken, oyuk boyunca dizilmiş dedektörler tarafından x-ışını demetinin vücudu geçen kısmı saptanarak elde edilen veriler bir bilgisayar tarafından işlenir. Sonuçta dokuların birbiri ardı sıra kesitsel görüntüleri oluşturulur. Oluşturulan görüntüler bilgisayar ekranından izlenebilir. Ayrıca görüntüler filme aktarılabileceği gibi gerektiğinde tekrar bilgisayar ekranına getirmek üzere optik diskte depolanabilir. Pozitron Emisyon Tomografisi (PET) PET, insan vücudundaki organ ve dokuların metabolik hızlarını (glukozu kullanma hızlarını) belirleyen ve son yıllarda ülkemizde de hızla yaygınlaşan güvenilir bir görüntüleme yöntemidir. Glukoz floresans oluşturucu bir madde ile işaretlenip, pozitron ışıması yapan ve dokuda sinyal oluşturan sıvı madde haline dönüştürülerek damar yolu ile hastaya enjekte edilir. PET cihazını çepeçevre saran ve detektör olarak adlandırılan algılayıcılar, dokulardan oluşan bu sinyalleri toplayarak kaydeder. Kaydedilen bu sinyaller elektronik ortamda bilgisayarlar aracılığı ile görüntüye dönüştürülür. Bu şekilde vücuttaki normal ve anormal (metabolik aktiviteleri normale göre azalmış ya da artmış) bölgeler üç boyutlu olarak görüntülenir. Kalp krizi sonrası kalp kasında doku hasarı oluşabilir ve hasarlı dokuda metabolik aktivite yavaşlar. PET, kalp kasında oluşan ve metabolizmanın azaldığı bu hasarlı bölgeyi güvenilir bir şekilde göstermektedir. Özellikle baypas uygulanması düşünülen hastalarda bu durum önem taşımaktadır. Kalp kasında belirgin harabiyet saptanan hastalar baypas ameliyatından yeterli yarar görmemektedir. PET / BT: PET tetkiki sonrasında vücudun bilgisayarlı tomografik tetkiki yapılarak yine üç boyutlu olarak görüntüler elde edilir. PET incelemesinde anormal olarak izlenen bölgenin tomografik görüntüde vücuttaki hangi organ veya yapıya ait olduğu belirlenir. Cerrahi olmayan tedavi yöntemleri Fibrinolitik tedavi (trombolitik tedavi): Kalp krizi geçiren hastalara kalbi besleyen damar içerisinde oluşan ve damarı tıkayan pıhtıyı eritmek amacıyla uygulanan bir tedavi şeklidir. Fibrinolitik tedavi ile pıhtının eritilerek kalp damarlarındaki akımın tekrardan sağlanması, erken ve geç dönemde hastaya önemli faydalar sağlamaktadır. Özellikle kalp krizi şikayetlerinin başlamasından bu tedavinin uygulanmasına kadar geçen sürenin olabildiğince kısaltılması, kalp krizi tedavisinin en önemli amacını oluşturmaktadır. Zamanında uygulanan fibrinolitik tedavi ile kalp krizinden ölüm riski %30 ila 50 oranında azaltılabilmektedir. Genelde kalp krizini izleyen ilk 3 saat içinde pıhtı eritici tedaviye başlanması önerilir. Bu tedavinin yapılamaması ya da başarısız olması halinde koroner anjiyoplasti ve koroner arter baypas cerrahisi ile kalp kasına gelen kan miktarının artırılması hedeflenir. Perkutan Koroner Girişimler (Koroner Balon Anjiyoplasti ve Stent Tedavisi): Ameliyatsız, ciltten bir damar yoluyla girilerek koroner damarları açmada kullanılan balon anjiyoplasti-stent ve diğer işlemlere “perkutan koroner girişim” (PKG) denir. Koroner kalp hastalarının yaklaşık 1/3’ü PKG ile tedavi edilir. Balon Anjiyoplasti: Koroner balon anjiyoplasti, koroner anjiyografi sonucunda hastalıklı damarına balon uygulaması kararı alınan hastalara, aynı seansta işleme devam ederek veya daha sonraki bir seansta daralmış veya tıkalı damarı açmak için yapılan tedavi girişimidir. Balon dilatasyon (balonla genişletme) işlemi kardiyak kateterizasyon laboratuvarında, anjiyografi işleminde kullanılan kateterlere (ince uzun, yumuşak plastik tüpler) benzer yapıda olan ve bu işlem için tasarlanmış kateterler kullanılarak yapılır. Anjiyoplasti işleminin ilk bölümü koroner anjiyografiye benzer. Lokal anestezi altında, hasta uyanıkken, damar içerisindeki darlık bölgesinde özel tasarlanmış balonun kontrollü olarak şişirilmesi ile darlıklar giderilir. Balon şişirilince, plakları arter duvarına doğru iter. Balon çıkarıldıktan sonra tıkalı bölgeden tekrar kan akımı sağlanmış olur. İşlem genellikle 1 saatten daha kısa sürer ve uzun süreli ilaç verilmesi gerekmeyen hasta genellikle ertesi gün taburcu edilir. Koroner Stent Balon tedavisinde karşılaşılan bazı zorlukları gidermek ve açılan damarda daha iyi bir kan akımı sağlamak için koroner stentler geliştirilmiş ve 90’lı yıllardan itibaren yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Koroner Stent (çelik tel kafes), koroner damarlarında balon tedavisi ile yeterli açıklık sağlanamayan ve / veya balon işlemi sonrasında damar içinde yırtılma meydana gelen hastalarda bu sorunları giderme amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Stent balon üzerine yerleştirilir ve damar içinde balon şişirildiği zaman, damar iç duvarına monte edilmiş olur. Daralmış bölgenin uzunluğuna göre bir veya daha fazla stent gerekebilir. Haftalar içinde bu stentlerin üzeri endotel tabakası ile kaplanır ve stent damar duvarında yaşam boyu kalır. Yıllar içinde teknolojik olarak daha iyi kalitede stentlerin yapılması ile bu girişim baypas ameliyatı gereksinimini bir miktar azaltmıştır. Balon ve stent uygulamasında başarı oranı %65-99 arasındadır. Altı aylık süreç içinde %20-30 olasılıkla tekrar daralma (restenoz) olabilmektedir. Yeni kullanıma giren ilaç kaplı stentlerde bu olasılık %8-15 arasına inmiştir. Stent içinde daralma olması durumunda tekrar balon veya stent uygulanabilmektedir. Stent takma işlemi sonrası hasta koroner yoğun bakım ünitesine alınabilir. Hastanede kalma süresi genelde 1-2 gündür. İşlem yapıldıktan sonraki ilk 6 -12 saat boyunca işlem yapılan bacağın düz tutulması çok önemlidir. Bu işlem sonunda koroner kan akımı büyük oranda artar, göğüs ağrısı (anjina) azalır, hastanın fiziksel aktivite kapasitesi artar ve yeni bir kalp krizi geçirme riski azalır. Diğer Cerrahi Olmayan Girişimler Damardaki darlık bölgesinin kıvrımlı, düzensiz cidarlı, uzun, kireçli, pürüzlü yapıda olması ve balon veya stent ile yeterli açıklığın sağlanamadığı ya da sağlanamayacağı durumlarda kullanılabilecek başka girişim çeşitleri de vardır. Bunlar: Darlığı yakarak açan lazer; çok yüksek devirle dönerek ucundaki küçük top üzerine yerleştirilmiş kristal çıkıntılarla darlığı açan rotablatör; darlıktaki pürüzlü yapıları keserek temizleyen aterektomi’dir. Cerrahi Yöntemler Koroner baypas ameliyatı: Koroner kalp hastalıklarında en yaygın kullanılan koroner revaskülarizasyon tekniğidir. Revaskülarizasyon, kalbe kan akımının yeniden sağlanması anlamına gelir. Bu amaçla, kalbi besleyen damarlardaki daralmanın tedavisi amacıyla, kalpten çıkan ana atardamar (aort) ve kalbin kendi damarlarındaki (koroner arterler) daralmanın ilerisine uzanan damar köprüleri oluşturma işlemidir. Çoğunlukla bir açık kalp ameliyatı gerektirir; yani insan kalbi ve akciğerleri tamamen durdurularak kalbin üzerinde daha rahat çalışma olanağı sağlanır ve bu esnada beyin ve diğer organların kan ve oksijen ihtiyacı vücut dışında bulunan bir yapay 'kalp-akciğer' makinesi sayesinde karşılanır. Baypas ameliyatında kullanılan damarlar, bacak toplar damarı (safen ven), göğüs ön duvarını besleyen atardamar (internal mamarian arter, IMA) veya kol atardamarı (radyal arter) olabilir. Bunların seçimi hastadan hastaya değişkenlik gösterir. Genelde atardamarların (IMA ve radyal arter) uzun dönemde açık kalma şansı toplardamarlara (safen ven) oranla daha yüksektir. Bazı hastalarda baypas ameliyatı kalp durdurulmadan da yapılabilir.(çalışan kalpte baypas ameliyatı). Bu işlemin avantajı hastaya yapılan göğüs kafesi kesisinin daha kısa olması, ameliyat süresinin daha az olması ve yapay kalp-akciğer makinesine ihtiyaç duyulmamasıdır. Transmiyokardiyal Revaskülarizasyon (Lazer yöntemi): Sol meme altından bir kesi ile genel anestezi altında kalbe ulaşılır. Lazerle kalbin dışına bir dizi küçük delik açılarak 20 ila 40 adet 1 mm lazer delikleri oluşturulur. Lazer deliklerinden oluşan küçük kanamalar 1-2 dakika sonra durur. Birçok hastada lazer, baypas cerrahisi ile birlikte yapılır, bu nedenle baypas için ön göğüs kemiği açılır. Bu ameliyat, koroner baypas ameliyatına bir alternatif değildir. Kullanım alanı çok dardır: Baypas veya anjiyoplasti için uygun olmayan ağır hastalara yapılır. Kalp kapağı ameliyatları: Kalp içinde bulunan ve kanın kalp içindeki akış yönünü belirlemede görev alan kapaklar, toplam 4 tanedir. Zamanla ve çeşitli sebeplerden dolayı (doğuştan kalp romatizması, kireçlenme veya kapak iltihabı) görevini yapamaz hale gelir. Kapaklarda daralmalar veya yetersizlikler ortaya çıkar. En sıklıkla 'arıza gösteren' kapaklar, aort ve mitral kapak adı verilen kapaklardır. Bu durumda bozulmuş olan kapaklar çıkarılır ve yerine 'yapay kalp kapağı' takılır. Bu işlem de, baypas ameliyatında olduğu gibi bir açık kalp ameliyatı gerektirir. Yapay kapak olarak, mekanik kapak veya biyolojik kapak seçenekleri vardır. Mekanik kapaklar çok daha dayanıklıdır, ancak ömür boyu kan sulandırıcı ilaç kullanımı gerektirir. Biyolojik kapaklar ise daha kısa ömürlüdür ancak kan sulandırıcı ilaç kullanımı gerektirmez. Bazı özel durumlarda 'arızalı kapak' değiştirmek yerine kapak tamir edilmeye çalışılır. Bazen bu tamir oldukça zor bir teknik gerektirebilir, ancak kalbin kasılma performansı açısından ve kan sulandırıcı ilaç gerektirmediğinden dolayı yapay kapaklara göre daha fazla tercih edilir. Kalp nakli: Geri dönüşümü olmayan bir şekilde işlevini kaybetmiş kalbin çıkarılıp yerine insandan alınan ve sağlıklı çalışan diğer bir kalbin takılmasıdır. Çalışan kalp organ bağışı ile sağlanır. Uygun seçilmiş hastalarda iyi sonuç verdiği kanıtlanmış bir ameliyat tekniğidir. |
![]() |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| abicim bi dunya gulmekten komaya gireceiniz soz ve fikralar+16 | murattt | Fıkralar | 28 | 16-07-2008 11:31 AM |
| Best Of Haydar Dümen ! | El Muñeco | Komik Yazılar | 6 | 16-04-2008 02:30 PM |
| Sağlık karneleri tarih oldu | NoDRaC | Güncel Konular | 2 | 02-01-2008 09:25 PM |
| Ogün Şanlısoy-Hadi beni qüLdür biraz | elgizli | Yerli Yabancı Şarkı Sözleri (Lyrics) | 0 | 27-10-2007 08:47 PM |
| Bu haberi okumadan hasta olmayın! | ScarFace | Sağlık Bölümü | 0 | 09-04-2007 09:30 AM |