Arkasokak Logo





Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini yaşıyor, 'doktor bey' hitabına alışmaya çalışıyordum. Her büyük hastahanenin acil servisinde olduğu ...

Cevap
  #1  
Eski 24-03-2008, 09:28 PM
!!!= " ßéGuM " =!!! kullanıcısının avatarı
Yéniden Doğamayacak Kadar "Yok" oLduk ...
"" =Daa Küçüüm Beenn= ""
 
Konum: İçimdé Fırtına...
Mesaj: 6.131
öLüme 1saat KaLa...

Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini
yaşıyor, 'doktor bey' hitabına alışmaya çalışıyordum. Her büyük hastahanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyordu. Tecrübeli uzman hekimlerin yanında, bana pek sorumluluk düşmüyordu. Ben sadece olup bitenleri dikkatlice izleyerek tecrübe kazanmaya çalışıyordum.

Saat gecenin bir buçuğuydu. İki bayan, kollarından tuttukları, 16-17
yaşlarında, esmer, topluca bir delikanlıyı hastahaneye getiriyordu.
Delikanlının babası olduğu anlaşılan bir bey arkalarından soluk
soluğa geliyor, bir yandan da şöyle sesleniyordu:

-Kurtarın yavrumu, kurtarın çocuğumu!

Nöbetçi doktor, gecenin yorgunluğuyla gömüldüğü koltuğundan
doğruldu. Bu arada hemşireler yeni gelenleri karşılıyordu. Ben doktorun yanında ayakta bekliyordum. Adam konuşmaya devam ediyordu:



-Doktor bey, oğlum intihar niyetiyle ilâç içmiş. Annesi fark edince, hemen
getirdik.

-Aldığı ilâçlar yanınızda mı?

Adam, ceketinin ceplerinden hap kutularını çıkarıp doktora gösterdi.

-Şu haptan on beş-yirmi tane, şundan on kadar, şundan da üç-beş tane
içmiş.

-Ne zaman içtiğini biliyor musunuz?

-İki saat kadar olmuş.

Doktor hap kutularını uzun uzun inceledikten sonra, bir delikanlıya,
bir de kutulara baktı. Ardından

kafasını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturarak:

-Hımm! Yazık, çok yazık!

Aile endişe ve merak içinde, doktorun bir şeyler söylemesini bekliyor, ama doktordan ses çıkmıyordu. Bense, gencin midesini yıkayacağımızı
düşünüyordum. Kısa süren bir sessizlik, babanın sorusuyla bozuldu:

-Ne yapacağız doktor bey?

Doktorun yüzü gerginleşti. Bakışlarını ümitsizce kaldırdı.
Dudaklarını ısırdı. Başını çaresizce sağa sola salladı. Elleriyle de çaresizlik işareti yaptı. Ağzından dökülen son sözler, hasta ve yakınları için kurşun gibiydi.


-Üzgünüm! Yapılacak bir şey yok. Hem bu ilâçlar... Üstelik de geç
kalmışsınız.

Ben göz ucuyla aileye baktım. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmış, beti benzi atmıştı. Delikanlının yüzü korkuyla gerilmişti. Annesi ve kız kardeşinin desteğiyle ayakta zor duran delikanlı, birden doğrulup
pür dikkat doktora baktı. Doktorun ifadelerindeki kesinliği ve yüzündeki
ciddiyeti görünce sarsıldı. Dizlerinin bağı çözülmüşçesine kendini yere
bıraktı.
Aile fertlerinin ayakta duracak mecalleri kalmamış olacak ki, her biri
bir kenara çöktü. Baba ve anne, bir şeyler mırıldanıyorlardı. Uzun süren bir suskunluk ve şaşkınlıktan sonra:

-Ne olacak doktor bey? Hiçbir şey yapamaz mısınız?

-Artık çok geç. Bu durumda maalesef bir şey yapamayız. Yapsak da
yararı
olmaz. Herhalde bir saate kadar hastayı kaybederiz. Gene de hastayı
müşahede altına alalım.

Ben de en az aile kadar şaşırmıştım. Delikanlının yüzüne bakıyordum.
Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce
neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir
durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür,
neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat
yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk. Şimdi bu delikanlı, geçmişini, arkadaşlarını, ailesini düşünüyor olmalıydı.
Veya ölümden sonraki hayatı; yani bir saat sonrasını... Belki de
arkasından neler düşünüleceğini, konuşulacağını... Halbuki ne kadar çok plânı vardı.
Şimdi ise, o plânları düşünmek bir yana, son saatini nasıl geçireceğine dair doğru düşünme melekesini bile kaybetmiş gibiydi.

Diğer taraftan, hayat devam ediyordu. İçeride yatmakta olan bir
hastanın yakınları doktora bir şeyler sorarken, sedye ile bir hasta daha
getiriliyordu. O ara başka bir doktor kapıdan içeri giriyordu.
Biliyorum, sohbet için geliyor. Az ötede, hemşirelerin küçük teybinden, bir
arabesk parça yükseliyor: Batsın bu dünya! 'Hayatla ölümün iç içeliği galiba bu.' diyorum kendi kendime.

Baba toparlandı. Yalvaran bir eda ile sorusunu tekrarladı:

-Hiçbir şey yapamaz mısınız doktor bey? Hiç mi ümit yok?

İçeri yeni giren doktor, kaş-göz işaretiyle ne olduğunu sordu.
Doktor ayağa kalkıp kesin bir ifade ile cevap verdi:

-İntihar girişimi doktor bey. Geç kalmışlar maalesef. Durum da ciddi.
Yapılacak bir şey kalmamış. Sonra raporunu tanzim ederiz.

Söylenenleri dikkatle dinleyen delikanlıyı ölüm gerçeği ile yüzleşmek ürkütmüştü. Pişmanlık duygusu içerisinde ve titrek bir sesle
doktora; 'Kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ne olur
doktor!
Beni kurtarın, ölmek istemiyorum!" dedi. Doktor oralı bile olmadı. Ölüme
bu kadar yakın bir kimseyi daha önce hiç görmemiştim. Üstelik çok da gençti.
Hayalen morga gidip, gencin otopsisini düşünüyorum. Demek, karşımda duran bu
diri beden birazdan ölecek, otopsi için açılacak ve biz bir rapor tanzim
edip bırakacağız! Hayat ve ölüm... Yaşamak ve ölmek... Genç olmak, yaşlı
olmak, hayatı anlamak, ölümü benimsemek... Hayatı ölüme bir girizgah olarak değerlendirebilmek... Ölüme her an hazır olmak... Veya kendini hazır hissetmek... Kısacası ölümü kuşanmak... Hayata ve ölüme anlam
kazandırmak... Bir sürü düşünce beynime doluşuyor.
Doktor oradan uzaklaştı. Ben de peşinden gittim. Biraz acemilik
kokan birtavırla sordum:

-Doktor bey! Serumla bol mayi verip, bir yandan da idrar
söktürücülerle
kanını temizleyemez miydik?

Doktor dönüp, gözlerimin içine baktı:
-Kardeşim görüyorsun, burada ayakta zor duran yaşlılar bile biraz
daha hayatta kalmak için mücadele ederken, bu delikanlı daha on yedi
yaşında ve intihara kalkışıyor. Ölmek istiyorsa, neden ona mâni olalım? Biraz isteği ile baş başa kalsın bakalım. Ölüm ne imiş, hayat ne imiş düşünsün!
Yaşamanın değerini, ailesine ne kadar acı çektirdiğini fark etsin! Dahası
Allah'ı hatırlasın; kul olmayı... Ölümü ve sonrasını da tabii ki...

Arkasından, beni bir kez daha şaşırtan bir kahkaha atıp şöyle dedi:

-Yoksa, sende mi inandın öleceğine?

-Ne yani, delikanlı ölmeyecek mi?


Gülerek, ilaç kutularını gösterdi. Elindekiler, vitamin hapı, öksürük
kesici ve balgam sökücülerdi.
imza
'sussaM yalnızlık, konuşsaM ayrılık, dönseM yıkılış, dönmeseM yok oluş.. şimdi ben susuyoruM, yalnızlığa talip.. seNde sus bana sus ki, bir daha ölmeyeyiM..'

" вїя đΰ$'τΰм... кıяıŁđıм!!! "


Sén A$ksız Géçén Dünü'M ,,
Sén Ya$anMamı$ ßugünüm Vé
TakvimLérdé békLéyén ya$anacak YaRını'M'sıN..!

Git GamzéLéRi YağmuR KoKan YaRiM,,
ßén gittiğiN YérLéRdé yağMuRunuM.!
SériN, ısLatan aMa ü$ütMéyén...

●● «3 [ย] ๓ยtรยz קгєภรєร «3 ●●
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap

Konu Araçları
Görünüm Modları


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
öLüme beş kaLa..! elgizli Aşk Bölümü 4 23-09-2007 01:21 PM


Saat 08:44 PM.


Copyright ©2005 - 2008 Arkasokak.Net
Tasarım: NoDRaC
Bize Ulaşın - En Üst
Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0