|
#1
| |||
| |||
| Ermeni sorunu Tehcir 1915 olaylarının yoğun olarak tartışıldığı bu dönemde diaspora Ermenileri, Ermenistan’da yaşayanlar ve Batı dünyası ile Türkiye yine karşı karşıya geldi. 90 yıl önce yaşananlar, bugün sıcak bir gündem maddesi olarak karşımızda Tehcir kararı, Ermenilerce farklı, Türkiye tarafından farklı tanımlanıyor. Her iki tarafta acılara neden olan olaylar, bugün Türkiye’nin karşısına konulan siyasi bir gündem maddesi halinde yeniden tartışılıyor. NTV, 24 Nisan tarihi etrafında kopartılan fırtınalar ve oluşan toz-duman arasından gerçekleri ayıklayabilmek ve tarafların görüşlerine serin kanlı biçimde kulak verebilmek için özel bir dosya hazırladı. 1915 yılı Osmanlı İmparatorluğu için bir faciayla başladı. Son kırk yılını cephede geçiren ordu, nefes almaya fırsat bulamadan cihan harbinin ateşine düştü, ilk acı deneyimini de Sarıkamış’ta yaşadı. Binlerce asker donarak öldü, Çarlık Rusyası orduları tüm Doğu Anadolu’yu ele geçirmek fırsatını yakaladı. Rus ordusunda, Osmanlı vatandaşı Ermenilerin oluşturduğu taburlar vardı. Aslında Ermeniler’deki hareketlenme yeni değildi. 19. yüzyılın başlarından itibaren, artık her yönüyle dağılmaya başlamış devlete karşı örgütlenmişlerdi. Ülkeden tek tek kopan diğer etnik unsurlar gibi toprak davası güdüyor ve özellikle Doğu Anadolu’da, Türklere karşı ölümcül saldırılar düzenliyorlardı. Yusuf Halaçoğlu (Türk Tarih Kurumu Başkanı): Bu tarihlerde artık terör başlıyor. Terör hareketleri 1895 Sason isyanı ile daha geniş bir hal alıyor. Ardından Anadolu’nun pek çok şehrinde kundaklamalar, insan öldürmeler oluyor. Ardından da Van’da, Elazığ’da, Adana’da, Zeytun’da isyanlar çıkıyor. Yine İstanbul’da Osmanlı Bankası’nın bombalanmasından Yıldız suikastına kadar, çeşitli suikastlar var. TEHCİRDEN ÖNCE Eski büyükelçi ve CHP Milletvekili Şükrü Elekdağ da olayların 1915’ten çok öncelere dayandığı görüşünde. Şükrü Elekdağ:Osmanlı devletine büyük devletlerin müdahalesi için daima kullanılan, Osmanlı devletinin Hıristiyan tebaasının özgürlükleriydi. Bu işin uluslararası alana intikal etmesi bu şekilde olmuştur. Böyle bir yaklaşım içersinde Hınçak ve Taşnak gibi kurumlar ortaya çıkmış ve Anadolu’yu kana boyamışlardır. 1878’den 1. Dünya Savaşı’na kadar 40’tan fazla isyan olmuştur Anadolu’da. Bu isyanların temel amacı Hıristiyanların Türkler tarafından baskıya maruz kaldığı gerekçesiyle dış devletlerin müdahalesini sağlamaktır. Önemli olan şudur burada; Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Ermeni partileri şöyle bir plan üzerinde anlaşmışlardı. O da Birinci Dünya Savaşı’nın bağımsızlığı elde etmek için bulunmaz bir fırsat teşkil edeceği idi. 1915 olaylarına ilgi duyanlar yalnızca tarihçiler, diplomatlar değil. Bu soruna ilişkin derinlemesine araştırma yapan bağımsız araştırmacılar da var. Bunlardan birisi de Almanya’da yaşayan Derya Tulga da şunları söylüyor. Derya Tulga: Şimdi 1915 bir nokta değil. 1915, ta 1774’te başlıyor. Neden başlıyor? O tarihten itibaren insanlar başlıyorlar yerleştikleri toprakları terketmeye... Bütün o tarihlerdeki anlaşmalarda madde var; isteyen istediği yerde yaşar diye... Yani birarada yaşama gibi durum kalmamış. Fakat ondan sonra bu gönüllülük ortadan kalkıyor. Bu, Gladstone’un meşhur 1876’da ‘Türkler pılını pırtısını toplasın, defolsun’ hikayesi geliyor. İş ciddiye biniyor. 1915 yılında Türkiye’de bir nesilde üçüncü defa kovulmuş adam var. Ondan sonra Ermeniler tarafından bir de dördüncü defa gündeme gelince, bazı adamların sabrı patlamış. Resmi teze karşı yaptığı açıklamalarla çoğu zaman büyük tepki çeken tarihçi Halil Berktay ise, 1915 öncesi olayların tek taraflı resmedildiği görüşünde. Halil Berktay:Ermeni meselesinde resmi tarihçiliğin yazıp çizdiği, Türk Tarih Kurumu’nun, Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun, Ermeni Masası Başkanı Hikmet Özdemir’in ve diğerlerinin yazıp çizdiği herşey, aslında bu örtük kabullerden kaynaklanmaktadır. Yani ortaya Ermeni milliyetçi devrimci örgütleri çıktıysa; ‘bunun hiçbir mantıki açıklaması yoktur bu adamlar haindir’, ‘verdikleri mücadele başından itibaren bir ihanet mücadelesidir’, ‘bir dış ajanlık, Rus Çarlığı’ndan, Panslavizmden falan kaynaklanan’... -O boyutları hiç yoktur demiyorum ama- ona indirgenen ‘bir ihanet çıkışından başka birşey değildir’. Söylemek istediğim şey şu: Bu bütünsel tarih kurgusu Osmanlı İmparatorluğu’nun bir dikensiz gül bahçesi gibi resmedilmesinden ve buna karşılık bütün isyan, başkaldırı, reform taleplerinin hepsinin ihanet girişimleri olarak resmedilmesi anından başlayarak toptan sakattır. Savaşla birlikte durum daha da kritikleşti. 1915’in ilk aylarında yaşananlar Türklerle Ermeniler arasında daha kötü olayların habercisiydi. Anadolu’nun dört bir yanında isyanlar çıkıyor, Ermeni örgütleri Türk ordusunun ikmal hatlarına yoğun saldırılar düzenliyordu Yusuf Halaçoğlu: Gözünüzde Türkiye haritasını canlandırın. Çanakkale’de savaşıyor ordunun bir tanesi, ikincisi Kafkasya’da savaşıyor. Bir ordunuz da Suriye’de savaşıyor. Bir çizgi çekin bu savaş olan alanlara. Deniz yolları biliyorsunuz kapalı. Rus donanması Karadeniz’i tutmuş. İtilaf devletleri donanması da Akdeniz’i tutmuş, herhangi bir şekilde denizden ikmal şansınız yok. Şimdi bir çizgi çekin İstanbul’dan Kafkasya’ya, Kafkasya’dan Suriye’ye, Suriye’den Çanakkale’ye. Bu üçgen içersinde kimler var; işte Ermeni nüfusu var. 24 Nisan öncesinde Patrik başta olmak üzere bütün ileri gelenler ikaz ediliyor. Bakın bu tür hareketler yaptığınız takdirde sert tedbirler uygulanacaktır diye. Bu da var elimizdeki belgelerde. Bu ikazda bulunulduğunu Amerikan belgelerinde de görüyoruz, Konsolosluk raporlarında... Ama olmadığı için 1800 Ermeni’nin tutuklandığını görüyoruz. Bakın yine 24 Nisan, sürgün kararının alındığı tarih değil. TEHCİR NASIL BAŞLADI? Ülkeyi ve iktidarını tehlikede gören İttihat ve Terakki hükümeti, 24 Nisan’da değil belki, ama bir ay sonrasında harekete geçiyordu. Alınan bir karara göre, savaş alanlarındaki Ermeniler başka yörelere göç ettirilecekti. Yani tehcir. 90 yıllık soykırım tartışması işte alınan bu karar ile başladı. Binlerce Ermeni yollara düştü. Bu uzun yolculuk sırasında bazısı saldırılar sonucu, bazısı açlık ve salgın hastalıklar nedeniyle hayatını kaybetti. Yusuf Halaçoğlu: Siz bir devletsiniz, ne yaparsınız? Telgraf telleriniz kesiliyor, ikmal yollarınız sabotaja uğruyor. Ve düşmanla işbirliği yapmışlar, Fransızlarla işbirliği yapmışlar. 1914-1918 arası Fransız belgelerine bakın. Fransa için ölen Ermenilerin listeleri var. Hatta Paris’te anıtları var ve orada isimler yazılı. Ermeniler o çizdiğimiz çizgi vardı ya, Kafkasya’dan Suriye’ye, çektiğimiz çizginin dışında bir yere naklediliyor. Musul-Zor bölgesine nakletmiş. Osmanlı devleti diyor ki; nakil sırasında bunların bütün yiyecekleri karşılanacaktır. Gittikleri yerlerde nüfus kayıtları tutulacaktır. Siz yok etmek istediğiniz bir topluluğun nüfus kaydını tutar mısınız? Eleştiri oklarına hedef olan isimlerden biri tarihçi Taner Akçam ise 1915 olaylarını İttihat ve Terakki’nin Ermenileri imha etmesi olarak niteliyor; Taner Akçam: 1915’te Sarıkamış yenilgisinden sonra İttihat ve Terakki Partisi, Doğu Anadolu’yu kaybedeceği hükmüne vardı ve bu kaybetmede Ermenilerin önemli rol oynayacağına inandı. Büyük bir panikle Anadolu’daki bütün Ermenileri Suriye çöllerine sürerek imha etti. Özetle 1915’te ne olduğunu anlayabilmek için, tabii çok öncelere bakmak gerekiyor ama asıl önemli noktası İttihat ve Terakki Partisi’nin Ermeni vatandaşlarını Osmanlı Devleti’nin devamı için bir tehdit olarak görmesidir. Yıllardır Türk tezlerine olan yakınlığı ile bilinen Amerikalı Tarihçi Justin McCarthy de, kayıpların karşılıklı olduğunu söylüyor. Justin Mccarthy: Evet, Türkler Ermenileri öldürmüştü, bu doğru ama Ermeniler de bir çok Türk’ü öldürmüştü. Bu bir katliam, etnik bir temizleme değildi, savaş koşullarında yaşanmış bir şeydi. Hükümetlerin yanı sıra halklar da savaşmıştı ve bu savaşta yüzbinlerce insan ölmüştü. Bu şekilde olayı anladım. Bu araştırmayı burada yaşadığım ya da Türkleri sevdiğim için yapmamıştım. Bulduğum gerçekler beni bu sonuca götürmüştü. Rakamlar vardı ve bunlar doğru söylüyorlardı. YAŞANANLAR NEYDİ? Tartışmaların asıl odaklandığı nokta ise, yaşananların nasıl tarif edileceği Derya Tulga: Devletin maksadı neydi? Efendim, bizde şimdi anlatıyorlar çarpışmaydı falan, hayır devletin maksadı şuydu. Ermenileri yaşam sahalarından alıp, başka yaşam sahalarına götürmek ve orada bırakmak. Geri döneceklerdi diye kimse iddia etmesin, mümkün değil. Döndüler tabii sonradan o ayrı. Ama devletin esas maksadı, Ermenileri oraya yerleştirmekti, hayat sahalarını oraya kurmaktı. Hatta iddialar var, Ermeni milliyetçiliğini, Arap milliyetçiliğine denge unsuru olarak kullanmak diye... Ondan sonra şimdi millet zannediyor ki, o zamanki yol şartlarıyla, bugünkü yol şartları aynı. Maraş’la Antep arası dört günmüş, düşünebiliyor musunuz? Dört gün... Siz adamı alıyorsunuz ta Trabzon’dan Suriye’ye hatta Musul’a kadar yürütüyorsunuz. Pikniğe götürseniz çok ağır kayıplar verir. Yani ağır ihmal muhakkak ki var. Ancak bunun tartışması Ermenilerin dediği gibi olmaz. Halil Berktay: Ben hakikaten en hafif deyimiyle muazzam bir etnik temizlik olduğu, devletin resmi kanallarıyla, devletin de demiyelim, o zamanki Osmanlı devletinin iktidar piramidinin tepesindeki ve savaş diktatörlüğü niteliği taşıyan Enver, Cemal, Talat üçlüsünün, özellikle de Dahiliye Nazırı olarak ve İttihatçıların ‘gizli dehası’ olarak Talat’ın resmi emirleriyle muazzam bir tehcir düzenlendiği ve bütün vilayetleri kapsayan tehcirin başlı başına etnik temizlik olduğu kanısındayım. Ama aynı zamanda en azından ilk tur katliam emirlerinin de doğrudan doğruya aynı İttihat önderliği tarafından İttihat Ve Terkakki’nin gizli örgütü olan Teşkilatı Mahsusa tarafından uygulandığı kanısındayım Rus askeri tarihçisi Boris Mihayloviç ise Ermeni örgütlerin Rus kuvvetlerine yardım ettiklerini doğruluyor. Ancak Mihayloviç buna rağmen Osmanlı yönetiminin aldığı kararın katı olduğu görüşünde Boris Mihayloviç: Alınan önlemlerin çok acımasız ve korkunç olduklarını inkar edemem. Ancak Osmanlı Devleti’nin bu konuda yaptığı açıklamaya göre, Ermeniler özellikle Taşnaklar, Türk ordusuna karşı beşinci kol faaliyeti yürütüyordu. Ermeni organizasyonları Türk cephesinde isyan çıkardı ve doğal olarak Türklerin de bir şekilde buna karşı önlem alması gerekiyordu. Ancak bu alınan önlemler tüm beklentilerin çok daha üstünde ve katıydı. Konu Türklerin bu önlemleri almaması gerektiği değil, konu, alınan önlemlerin olaylarla orantısız olmasıydı. TEHCİR’DE ÖLÜ SAYISI TARTIŞMALARI İttihat ve Terakki’nin aldığı tehcir kararının, soykırım amacı taşıyıp taşımadığı tartışmaları, günümüzde bile üzerinde mutabakat olmayan birçok soruyu da bünyesinde barındırıyor. İttihat ve Terakki yönetiminin aldığı karar tüm Emenileri mi kapsıyordu? Osmanlı topraklarında ne kadar Ermeni yaşıyordu ve bunların ne kadarı tehcir edilmişti? Tehcir sonucu ne kadar Ermeni hayatını kaybetmişti? 90 yılın tartışması işte bu soruların etrafında şekilleniyor. 1915 olaylarında Türk olsun Ermeni olsun yitirilen canların pazarlığı yapılıyor, rakamlar adeta açık artırmaya çıkartılmışçısına değişiyor. Ermeniler yıllarca tehcirde hayatını kaybeden Ermeni sayısının en az 1.5 milyon olduğunu savunuyor. Buna karşılık Türk resmi kurumlarının verdiği sayı 300 bin civarında. Rakamların ardındaki tek değişmeyen gerçek ise 1915’in herkes için acı demek olduğu... Taner Akçam: Bunlar böyle maç gibi ‘sen onu dedin, ben bunu dedim’ diye halledilecek şeyler değil. Ben bu konuda Osmanlı resmi arşiv kayıtlarını kullanıyorum. Rakamlar üç aşağı beş yukarı olabilir, çünkü dönemin nüfus rakamları yok. Ermeni nüfusu Osmanlı’ya göre 1,3 milyon. Ermeni Kilisesi’ne göre ise 2,1 milyon Ermeni yaşıyor. Dolayısıyla, demek ki 1,7 milyon civarında Ermeni var. 1918 yılında, savaş sonrasında Osmanlı Dahiliye Nezareti bir komisyon kurdu. Bu komisyon 1919 Mayısı’nda sonuçlarını açıkladı. Bu komisyona göre Birinci Cihan Harbi’nde ölen Ermeni sayısı 800 bin. Müslüman kayıplarıyla Ermeni öldürmeleri ayrıdır, bu bir. İkincisi; peki Ermeni çetelerinin öldürdüğü hiç müslüman yok mu? Elbette var. Bunların üzerinde Türkiye’nin sakin sakin konuşması gerekiyor. 1918 sonrasında, Bolşevik devriminden sonra Erzincan, Erzurum, Kars bölgelerinde Ermenilerin intikam saldırıları olmuştur. Bu konuda maalesef ciddi bir sayı yoktur. Bunların da bilinip açığa çıkartılması gerekiyor. İnsan ölümü insan ölümüdür; etnik kimlik önemli değildir. Önemli olan kim kimi hangi nedenle öldürmüşse onu lanetleyecek ahlaka sahip olmamazdır. Şükrü Elekdağ: Ermeni katliamından ölen Türk sayısının 517 bin olduğu söyleniyor. Tabii Ermeni rakamlarının ne olduğu konusunda ise değişik rakamlar var. Bunlar 300 bin rakamını ileri sürüyorlar, Tarihçi McCarthy 600 bin rakamını ileri sürüyor. Türk Tarih Kurumu’nun ileri sürdüğü rakamlar bunların daha altında. Yusuf Halaçoğlu: 6500 veya 8500 kişi bu şekilde fiilen katledilmiş bir rakam var. Belgelerde bu görülüyor. Şimdi söyleyeceğim şey şu; Kafkasya sınırına gidenler haricinde Osmanlı topraklarında ölenlerin sayısı toplasanız demin söyledim öldürülenlerle birlikte, 60 bin hadi 70 bin olsun, 30 bin de koysanız 100 bin yapar. Ama konsolos raporlarına göre Kafkasya’da asıl açlık ve hastalıktan ölümler meydana gelmiş. 30 bin kişinin bu bölgede 200 bin kişinin de Tiflis bölgesinde öldüğü belirtiliyor. Dolayısıyla yani 300 bin civarında hastalıktan ve açlıktan bir Ermeni ölümü olduğunu tahmin ediyorum Halil Berktay: Önemli olan şudur; Türk resmi tezlerine göre bunlar tamamen kazara ölümlerdir. Yani işte salgın hastalıklardır, açlıktır, soğuktur ve sıcaktır veya önü alınamayan eşkıya saldırılarıdır. Devletin en iyi niyetlerine rağmen 300 bin insan bir yıl içinde kazara ölmüş olmaktadır. Bunun ötesinde Türk resmi söylemi yıllardır şunu yaptı ve yapmaya devam ediyor. O Ermeni milliyetçi-devrimci örgütlerinin Doğu Anadolu’da mücadelesi diye sözünü ettiğimiz olay, bunun Türk-Müslüman nüfus açısından yaptığı, yolaçtığı kayıpları, tahribatı münhasıran işlemeye devam ediyor ve rakamlar giderek tırmanıyor adeta bir açık artırmaya çıkmışız gibi. Ve Kamuran Gürün’ün yarı resmi kitabında 300 bin olarak verilen Ermeni kayıplarından çok daha fazla bir Türk-Müslüman nüfusu kayıplarını öne sürüp, adeta eşitlik sağlamış veye dengeyi kendi tezlerimiz lehine çevireceğiz gibi oluyor. ERMENİLERE YARDIM EDİLDİ Mİ? Ermeni tehciri ile ilgili tartışma noktalarından birisi de yardım konusu. Başını Taner Akçam’ın çektiği bazı uzmanlar, Ermenilere yardım edilmesine izin verilmediği ve bilinçli olarak aç bırakıldıkları görüşünde. Ancak Türk resmi makamları bu iddialara şiddetle karşı çıkıyor. Belgeler 1915’te yaşananlar, II. Dünya Savaşı sonrasına adeta unutuldu. Ancak Nazi Almanyası’nın Yahudileri kamplara toplayıp bilinçli biçimde yok etmesi, yeni bir kavramı gündeme getirdi; jenosit yani soykırım. Jenosit bir etnisitenin bilinçli biçimde, bilerek, isteyerek ortadan kaldırılmasını amaçlamak anlamına geliyor. 1948’de Birleşmiş Milletler’de alınan kararla bu kavram uluslararası hukukun kilometre taşlarından biri oldu. Ermeniler bu karara dayanarak, 60’lı yılların başından itibaren 1915 olaylarının “soykırım” olarak kabul edilmesi gerektiğini savundu. Yine bu tarihten itibaren her iki taraf da aynı arşivlerden çıkardıkları farklı belgelerle farklı tezleri savundu. Karşı tarafın iddiasını çürütmeye çalıştı. 60’lı yılların başından itibaren 1915’te yaşananlar Ermenilerce dünya kamuoyu gündemine taşınmaya başlandı. Bu yeni gündemin temel kavramı da, 2. Dünya Savaşı’nın ardından, 1948’de uluslararası hukuk literatürüne giren soykırım oldu. Soykırımının 1915’deki tehcir için de geçerli olduğunu savunan Ermeniler, “İttihat ve Terakki’nin, bilerek ve isteyerek Ermenileri yeryüzünden silmeye çalıştıklarını” iddia ettiler. Taner Akçam: 1948 BM tanımlarına göre başka türlü anlatabilmek mümkün değil, ama başka da anlatılabilirler önemli değil. Zaten sorun bence ‘soykırım mıdır, değil midir’ değil. Niçin değil? Birincisi bugün uluslararası ceza hukukuna göre insanlık suçu, savaş suçu ve soykırım suçu yani üç büyük kitlesel suç arasında sınırlar zaten kaybolmuştur. Bence Türkiye’deki asıl problem, İttihat ve Terakki Partisi’nin yaptığı bir suç mudur, hata mıdır, değil midir? Zannediyorum asıl tartışma o. Türkiye’deki bir grup insan ve devletimiz 90 yıldır şunu söylüyor. ‘Bir devlet eğer vatandaşlarını kendisi için tehdit olarak görüyorsa sürebilir. Bunda bir mahsur yoktur. Artı ekliyor, ‘Sürdüğü sırada bu vatandaşlarının büyük bir kısmı ölürse bunda da hiçbir mahsur yoktur. Burada ortada suç teşkil edecek bir durum yoktur. Dolayısıyla üstünde konuşulacak bir şey yoktur. Devletin almış olduğu normal bir uygulamadır’ deniyor. Derya Tulga: Esasen Türkiye tarihinde düşünürsen, mesela bizim Fatih Sultan Mehmet döneminde bir Larende olayı var. Halkı Türk-Müslüman... Tamamını kesmiş Osmanlı o zaman. Osmanlı kronikleri de bunu kitabına uydurmuş. Resmen soykırım işte. Türk Türke soykırım yapmaz diye birşey yok. Osmanlı gelmiş Karamanlıyı kesmiş. Karamanlılar hala bugün onu fısıldarlar. O Larende olayını. Resmen soykırımdır. Yapıldıysa yapıldı deriz. Neden korkacağız? Üstelik deniyor ki “Bu kadar şey ortada”. Ne varsa çıkarsınlar. Hayır soykırım değil ama eğer bir şey istiyorlarsa, çok büyük bir ihmal var ortada. Diyorum size o tarihte o kadar insanı pikniğe çıkarsanız 100 bini ölürdü zaten. Nereye götürüyorsun yani? BELGELERİN NASIL YORUMLANIYOR? Kimilerine göre öldürmeler karşılıklı olmuştur, kimilerine göre ölenlerin sayısı arasında eşitlik vardır. Kimilerine göre de bir kişi bile ölse ortada bir suç vardır. 1915 tehciri üzerine Türk tarafı da, Ermeni diasporası da ortaya belgeler koyuyor. Ancak belgeler üzerinde hala fikir birliği yok. O kadar ki, üzerinde fikir birliği oluşan belgeler bile farklı yorumlanabiliyor taraflarca... Vahan Dadrian: Ermeni meselesinde iki tür belge var. Bir resmi belge, ‘Dahiliye Vekaleti’nden geliyor. “Koruyun, ekmek verin” diye. Bir de gizli belge var, gayrıresmi. Partiden geliyor ki, partinin hiçbir hükümet tarafı yoktur. O zaman diyor ki: “Ermeni kafileler uzaklaşınca harekete geçin ve öldürün.” Şükrü Elekdağ: Bu konuda ileri sürdükleri bazı hatırat var. Bunlar savaş sırasında çıkarmış oldukları propaganda kitaplarıdır. Bunlardan bir tanesi Aram Andonyan’ın yazmış olduğu ve 1920 yılında Paris’te yayınlanmış olan Talat Paşa Telgrafları kitabıdır. Bu kitap herhangi bir şekilde bir kaynağa istinat etmiyor. İkinci yararlandıkları kitap Büyükelçi Morgentau’nun Öyküsü diye bir kitaptır. Morgentau kimdir? 1914-1916 arasında İstanbul’da Amerika’nın büyükelçiliğini yapmıştır. Bu kişi emekli olduktan sonra 1918’de New York’ta bir kitap bastırmıştır. Kitabın içinde aynen Andonyan’ınkinde olduğu gibi Osmanlı’nın bu soykırımı tam anlamıyla planlanmış bir şekilde Doğu Anadolu’da uyguladıklarını, bunun esas itibarı ile amacının Ermenileri yok etmek olduğunu ortaya koyuyuyor. Fakat bir başka Amerikalı tarihçi Lory, (Princeton Üniversitesi’nden) o da bir kitap yazdı, bu kitabın perde arkasını anlatan. Dönemin ABD Büyükelçisi MorgenthauBu kitapta büyükelçinin kitabında yazılanların tamamen uydurma olduğu, bunların gerçekle hiçbir şekilde uyuşmadığı kanıtlandı. En sonunda Mavi Kitap dediğimiz kitap kaldı. Nedir bu Mavi Kitap? 1916’da İngiltere Hükümeti’nin desteğiyle ve parlamentosunun onayıyla yayınlanmış olan bir kitap. Bu Mavi Kitap’ın İngiliz Savaş Propaganda Bürosu tarafından yayınlandığı ortaya çıkarıldı.Taner Akçam: Mavi Kitap’a ilişkin Elekdağ’ın ve daha sonra da CHP’nin politika olarak söyledikleri ve verdikleri bilgilerin hepsi yanlış. Bakın ben şuna itiraz etmiyorum. CHP desin ki; 1915’te böyle bir olay olmamıştır. Ama bunu dayandırdıkları bilgiler yanlış olmasın, niçin mi? Size tek tek sayayım. ‘Toynbee 1915’e ilişkin fikrini değiştirmiş’ diyor Şükrü Elekdağ. Yanlış! Toynbee 1915’e ilişkin fikrini hiçbir zaman değiştirmedi ve açık açık yazdı bunu. En azından 6-7 kitabında var. Toynbee diyor ki “Bu 1915 en büyük suçtur” ve benzeri ifadeler kullanıyor. Artı deniyor ki, Almanya hakkında Mavi Kitap yazıldı 1915 yılında. Bu Almanya hakkında Mavi Kitap’ı İngilizler yayınladı. Sonra deniyor ki, bu İngilizlerin Almanya hakkındaki Mavi Kitap’ı yalandır, palavradır, savaş propagandasıdır. Sonra diyorlar ki; İngiltere bundan dolayı Almanlardan özür diledi. Türkiye’den de özür dilesinler. Peki ben buradan Türkiye’deki okuyuculara şunu söyleyeyim. Bu noktaların her biri yalansa ne yapacaklar? Ben bir ayımı verdim, Şükrü Elekdağ’ın bu cümleleri nedeniyle. İki tane önemli kaynağı var. Birincisi Sonyel, ikincisi Justin McCarthy. İkisi de yalan söylüyorlar. 1925 yılı Ocak ayında İngiliz parlamentosunda yapılan toplantıda İngiltere resmen özür diledi deniyor. 1920’lerin Ocak ayında İngiliz Parlamentosu’nda yapılan toplantı yok. Şubat ayında başlıyor toplantı. Gidin belgelerini bulun. İngiltere hiçbir zaman özür dilemedi Almanya’dan ve Almanlar hakkındaki Mavi Kitap palavra değil. Araştırmacılar ispat ediyorlar bugün, tek tek kaynakları belli. Andrew Mango: Mavi Kitap bir propaganda derlemesi. Tümü uydurma değil. Ama iki mesele var. Tek taraflıdır. Bunlar Ermenilerin kurban olduğu mezalimden bahsediyor. Türklerin uğradığı mezalimden bahsetmiyor. İkincisi, belge hakiki olabilir ama belge gerçeği yansıtmayabilir. Cezalandırma komisyonu Ermenilere dayandırarak bir liste çıkartıyor, ’200 bin kişi ölmüştür’ diye. Mavi Kitap 600 bin diyor, onu artırmanız da lazım, 1 milyona kadar bir ölü sayısı veriyor Mavi Kitap. İngiltere 1919 yılında, Mavi Kitap’tan üç yıl sonra... Bakın o tarihte çıkan kitaplar; Lepsius çıkmış, Morgentau çıkmış, Mavi Kitap çıkmış daha nice şeyler çıkmış. İki milyona kadar olan iddialar var. İngiltere diyor ki ‘Hayır ben Ermenilere sordum. 200 bin kişiymiş’ nokta, bitti. Arkadan da diyor ki, bunun hukuki bir bazı da yoktur, biz mahkeme yapamayız. Konu bitti. Biz dönüyoruz, bu 1919’dan önceye gidiyoruz. ‘Mavi Kitap var mıydı yok muydu?’ Kardeşim bunu sizin tarihçi olarak bilmeniz lazım. TALAT PAŞA’NIN TELGRAFI 1915’te yaşanan olaylara ilişkin belgeler arasında bir başka tartışma konusu da Dahiliye Nazırı Talat Paşa’nın telgrafları. Soykırımı savunanlar, bu telgrafları tezlerine delil olarak kullanırken, aynı telgraflar Türk resmi tezi tarafından farklı değerlendiriyor. Bunlar içinde en çok tartışma yaratanlardan birisi, Talat Paşa’nın Diyarbakır Valisi’ne 12 Temmuz 1915’te gönderdiği telgraf: Diyarbakır Valiliğine, Son zamanlarda vilâyet dahilindeki Ermeniler ile diğer bütün hıristiyanlara da katliamlar yapıldığı ve bu cümleden olarak, daha sonra Diyarbakır’dan gönderilen kişiler vasıtasıyla, Mardin’de Marhasa ile Ermeniler arasındaki diğer hıristiyan ahaliden, yediyüz kişinin geceleri şehirden dışarı çıkarılarak koyun gibi boğazlattırıldığı ve şimdiye kadar bu katliamlarda öldürülenlerin iki bin kişi tahmin olunduğu ve buna ivedilikle ve kesin olarak son verilmezse çevre vilâyetteki müslümanların da ayaklanarak bütün hıristiyanları katletmelerinden korkulduğu, haber alınmıştır. Ermeniler için düşünülen siyasî tedbirlerle, onların kontrol altında tutulmasına yönelik tedbirlerin, diğer hırıstiyanlara da uygulanacak şekilde genişletilmesi kesinlikle uygun olmadığından, kamuoyu üzerinde çok kötü etkiler bırakacak ve bilhassa bunun üzerine hırıstiyanların hayatını tehlikeye sokacak bu türden olaylara derhal son verilmesi ve gerçeklerin açıklığa kavuşturulması. Talat Paşa, Dahiliye Nazırı” ![]() Talat Paşa’nın bu telgrafı, özellikle Taner Akçam ve Halil Berktay açısından Ermenilere soykırım uygulandığının en önemli ipuçlarından biri. Ancak Türk Tarih Kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun, telgrafın bu şekilde yorumlanmasına itirazı var. TTK Başkanı Yusuf HalaçoğluYusuf Halaçoğlu: Bakın Osmanlı belgelerinin dilini bilmiyorlar. Bugünkü gibi bir belge yazılacak zannediyorlar. Hiçbir belgede Osmanlılar böyle yazmazlar. Şimdi Talat Paşa tarafından gönderildiğini söyledikleri belgede buna hiç dikkat etmiyor kimse... Ayrıca Osmanlıca bilmiyorlar. İstihbar etmek kelimesini istihbaratla karıştırıyorlar ve Teşkilatı Mahsusa zannediyorlar. İstihbar, haber alınmak demektir, istihbarat değildir. Eğer devlet açık verecekse yüz binlerce belge var bundan. Bunların içerisinde hepsinde çok titiz davransa bile açık verirdi. Bunların hiçbirinde katledin diye -ima da olsa- bir bilgi yok. Tam tersine halkın karıştırılmaması, saldırıların önlenmesi emredilmiştir. Ne kadar başarılmıştır? Belki de çok başarılı olunamamıştır. Çünkü bir ordunuz Kafkasya’da, bir ordunuz İstanbul’da, bir ordunuz Suriye’de. Elinizdeki kuvvet az. Ancak 10 jandarma veriliyor kafileye, bunlar öyle götürülüyor. Ondan sonra diyorlar ki, jandarmalar kafileyi katletti. İkibin kişiyi on kişi katledemez ki. ARŞİVLER TARTIŞILIYOR Dahiliye Nazırı Talat PaşaTalat Paşa’nın telgrafları, dönemin kahramanlarının hatıraları, yazılan kitaplar kadar, ülkelerin arşivleri de tartışma konusu. Her iki taraf da aynı arşivlerden çıkardıkları farklı belgelerle tezlerini savunuyor ve karşı tarafın iddiasını çürütmeye çalışıyor. Çeşitli devletlerin arşivlerinden çıkartılan belgeler üzerindeki tartışma, arşivlerle ilgili karşılıklı suçlamaları da beraberinde getiriyor. Taner Akçam: Genelkurmay arşivleri bütün bilim adamlarına açık değildir. Son derece zor izin verilerek çalışma yapılabilir ve tesadüfen çalışma izni alan birkaç kişi de orada çalışma koşullarında başlarına gelenleri anlatırlar, biz de biliriz. Oradaki arşivler Genelkurmay arşivleri esas olarak kapalıdır. Birincisi, aradan 90 yıl geçmiş ve biz hala arşivlerdeki durumu konuşuyorsak tuhaf bir durum var demektir. İkincisi, Genelkurmay arşivlerinde, örneğin İstanbul Divan-ı Harbi Örfi dediğimiz İstanbul Sıkıyönetim Mahkemesi’ndeki yargılanmalara ilişkin dosya evraklarının olduğunu tahmin ediyoruz. Niçin? Çünkü 1922 Kasımı’nda İstanbul devralındıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti tarafından oradaki sıkıyönetim belgeleri Ankara’ya gitmiş olsa gerekir. Çünkü bu belgeler İstanbul’da değil, hiçbir yerde değil. En azından İstanbul mahkemelerinin soruşturma dosyaları elimizde olursa, inanılmaz önemde bilgilere sahip olacağız. Yusuf Halaçoğlu: Cumhuriyet arşivinin hepsini açsınlar, Taşnak yazışmalarını da açsınlar. Hınçak’ın, Boston’dakini de Kudüs’tekini de açsınlar. Onlar açtığı zaman ne çıkacak biliyor musunuz? ![]() Taşnak’la veya Hınçak’la İngiltere’nin, Fransa’nın diğer ülkelerin yazışmaları çıkacak ortaya. Bunların Anadolu’daki militanlarının merkeze gönderdikleri raporlar çıkacak ortaya. Bunlar ortaya çıkmadan bizim ortaya koyduğumuz belgeler Ermenileri susturamaz yoksa. DİASPORA SESİNİ DUYURUYOR “Ermeniler soykırıma uğratıldılar” açıklamalarının dünya kamuoyuna yansıtılması, 1960’lı yılların başında gerçekleşti. Başta Amerika Birleşik Devletleri ve Fransa olmak üzere, gittikleri ülkelerde yavaş yavaş söz sahibi olmaya başlayan Ermeniler, yani diaspora, sesini duyurmaya başladı. Hızla örgütlenen Ermenileri bir arada tutan 1915’in anılarıydı. Anma törenleri düzenlediler, onlarca kitap yayınladılar, oluşturdukları lobilerle bulundukları ülkenin hükümetlerini baskı altında tuttular ve soykırımının tanınması için her fırsattan yararlandılar Laurent Leylekyan (Avrupa Ermeni Federasyonu Başkanı): Bu konuda çok ciddi uluslararası çalışma var. 60’lı yıllara kadar ortada 3-4 kitap dışında ciddi kaynak yoktu. Ama o zamandan beri pek çok araştırma yayınlandı. İngiltere, Amerika, Avusturya tüm dünyada arşivler tarandı. Artık bizim için tarihsel bir soru yok ortada Halil Berktay: 1960’lardan 70’lerden itibaren şöyle bir olay ortaya çıktı. Bir diaspora, Ermeni toplulukları gittikleri toplumlarda tutundular, güçlendiler ve şunu farketttiler: Kültürel olarak kendilerini birleştiren şey 1915’in anılarıdır. Bunun etrafında çok ciddi Ermeni lobileri dediğimiz olay ortaya çıktı. Şükrü Elekdağ: Ermeniler başlangıçta Avrupa’da ve Amerika’da kimliklerini bir süre muhafaza ettiler. O ülke halklarıyla kaynaştılar ancak asimile olma gibi bir durumla karşılaşılmadı. Fakat daha sonra bir asimilasyon başladı. Tabiatıyla böyle bir dönemde Ermeni milliyetçileri ve bilhassa Kilise bunun gelişmesini ve Ermenilerin kimliklerini kaybetmelerini istemediler. O bakımdan kimliklerini kaybetmemek için bunları Türk düşmanlığı etrafında topladılar. Yani bugün baktığınız zaman diasporadaki Ermenilerin kimlikleri Türk düşmanlığıyla özdeşleşmiştir. ASALA TERÖRÜ İlerleyen dönemde, Ermeni örgütleri faaliyetlerini illegal alana da taşıdı. Terör grupları oluşturuldu ve Türkler hedef alındı. Terörün en acımasız yöntemlerini benimseyen Ermeni örgütü ASALA, yurt dışındaki Türk görevlilerine, temsilciliklerine ve kuruluşlarına silahlı saldırılar düzenledi. O döneme kadar Ermeni meselesini yeterince dikkate almayan Türkiye, unuttuğu bir sorunla çok acı bir şekilde tekrar karşılaşıyordu Justin McCarthy: Türkiye’nin yaptığı en büyük yanlış, bu konu hakkında hiç konuşmamak oldu. Türkiye İkinci Dünya Savaşı sonrasında her şeyi konuşmaya, bütün arşivlerini açmaya, Ermeni meselesini tartışmaya başlamalıydı. Bunun yerine Türk diplomatlarının öldürülmesine kadar beklediler ve o zaman da bütün her şeyin üzerinden çok uzun zaman geçmiş, çok vakit kaybedilmişti. Bu zaman da Türkiye’nin aleyhine işlemiş ve bir önyargı oluşmuştu Türklere karşı. Ermeni milliyetçileri bu önyargıyı kullandılar ve Türkler de hiçbir şey yapmayarak sustular. Şükrü Elekdağ: Esasen biz de bir şeyler yaptık ancak bunlar sürekli olmadı ve uzun vadeli bir strateji çerçevesinde yapılmadı. Bir de yaptığımız işlerin karşısında Ermeni diasporası son derece örgütlüydü. Halil Berktay: Türkiye Cumhuriyeti resmi ideolojisi geçtiğimiz yıllarda, esas olarak da ellilerden, altmışlardan başlayarak bu 1915-16 olayını -adına ne dersek diyelim- kapsamlı bir şekilde reddetti. Bir önemli husus var. Bu reddediş ve bunun unsurları olarak anlattığı kültürel fragmanlar çok büyük ölçüde içe dönüktü ve içe dönük olmaya devam etmektedir. Mesele daima şu olmuştur: Kendi kamuoyumuzu ikna edelim ve buna alıştıralım. Tehcir sırasında ErmenilerErmenilerin 1915 olaylarına ilişkin faaliyetleri, 60’lardan bugüne, yoğunluğunu artırarak devam etti. Türkiye ise, hangi iktidar olursa olsun, bugüne değin Türk halkına, yani içe dönük propagandanın dışında pek bir şey yapmadı. Soykırımı savunanlar, yıllarca savaş koşullarını ve bir devletin kendisi için tehlike olarak gördüğü bir duruma karşı geliştirdiği egemenlik refleksini yok saydı. Türkiye ise, kendisine yöneltilen suçlamalara karşı tutarlı bir tavır sergileyemediği gibi, ne batılı ülkelerin olaylara ilişkin tutumunu sorgulayabildi, ne de 70’lerdeki terör saldırılarının hesabını sorabildi. Bugün gelinen noktada ise, gerek tek kutuplu dünyanın bilinen koşulları, gerekse yıllardır peşinde koşulan Avrupa Birliği üyeliğinin neredeyse başat koşullarından birisi olarak dayatılan “soykırımı” suçlaması, Türkiye’yi büyük bir açmazla karşı karşıya getirmiş bulunuyor. Bu mesaj en son " 14-05-2007 " tarihinde saat 06:32 PM itibariyle faho tarafından düzenlenmiştir.... |
|
#2
| ||||
| ||||
| en güselini yaptık zamanında tehcir gerekliydi çeteler kurup ayaklanmalar çıkardılar gereken yapıldı onları öldürenler ise TÜrk Ordusu mehmetçik değildi Çetelerdi..Birde bilidiğim kadarıyla zamanında canımız ciğerimiz bir Almanya vardı hani ordumuzun giyimini bile onlara benzetmişti bizim bazı komutanlar o alman komutanın fikriydi ama şimdi soykırım vardı diyen alman politikacılar var kendi tarihlerini bile düzgün bilmiyor bu almanlar yasık ![]() |
|
#3
| ||||
| ||||
| valla osmanlının bu hoşgörüsüne hayranım..ben olsam vururdummm ![]() KİMİNE GÖRE YALANIM KİMİNE GÖRE KRALIM BEN ADAMINA GÖRE ADAMIM |
![]() |
| Konu Araçları | |
| Görünüm Modları | |
| |
Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Diasporadan Sözde Ermeni Soykırımının 100. yıldönümüne özel afiş kampanyası!!! | Catalyurek | Güncel Konular | 3 | 11-04-2007 11:15 PM |
| "Sözde Soykırım" için Tarihi Buluşma | Catalyurek | Güncel Konular | 2 | 24-02-2007 12:34 PM |
| Filistin sorunu video oldu | KaPGaN | Bilim & Teknik Dünyası | 0 | 10-02-2007 01:33 PM |
| SEVR den LOZAN a yakın tarih! | ab_ı dide | Tarih | 1 | 15-01-2007 04:07 PM |
| SEVR den LOZAN a yakın tarih! | ab_ı dide | Tarih | 0 | 14-01-2007 09:41 PM |