|
#1
| |||
| |||
| İnsanlık tarihinde özü itibarıyla temelden bir sapmayı temsil eden modernizm, insanı sadece nefsine, nefsaniyetine, nefsanî arzularının arkasında en zavallı bir varlık derekesine indirir ve onu çelişkiden çelişkiye, tatmin peşinde tatminsizlikten tatminsizliğe sürüklerken İslâm, varlığı küllî bütünlüğü ve ondaki her parçayı bu küllîlik içinde ele aldığı için, insanı da ruhu, nefsi ve bedeniyle bir bütün olarak, yani ne ise ve kim ise o olarak değerlendirir. Sağlam bir bünyede nasıl her bir hücre, her bir organ tam olması gereken yerde ise İslâm'da da her şey, onun küllîliği içinde tam olması gereken yerdedir. O, bir yandan insan zihnine ve kalbine hitap ve onları tatmin ederken, nefsi ve bedeni de asla yok saymaz. Onda ruhçuluk-maddecilik, bu dünya-öte dünya, idealizm-realizm, din-ilim, insan-tabiat, cami-saray, dinî-lâik gibi ikilemlere ve çatışmalara yer yoktur ve olmamıştır. Onun meydana getirdiği ve bütün bir çevre ile birlikte fert, aile ve toplum olarak insanı da kuşatan medeniyeti çöküş halindeyken bile, bilim ve teknolojiyi yedeğine almış modern fikrî-felsefî akımların tesiri altındaki pek çok aydın, imanla akılları arasında çatışmalar yaşarken, hisleri ve gönülleriyle Müslüman olmaktan vazgeçememişlerdir. Onun içtimaî şiarları olan camiler, cumalar, bayramlar, ezanlar, Ramazanlar, kurbanlar, kalbleri teshir etmeye devam etmiştir. Yıllardır pek çok cepheden her türlü aleyhte yayına, her türlü dahilî ve beynelmilel komplolara rağmen İslâm, insanımız için sımsıcak bir sığınak olmayı sürdürmektedir. Bu noktada Müslümanlar olarak vefasızlığımız, ondaki dengeyi koruyamadığımız, onu özellikle günlük hayatta, muamelelerde temsilimizde, ayrıca tebliğde ortaya çıkan cinayet mesabesindeki kusurlarımız, evet bir gerçektir. Her bir Müslüman'ın her bir sıfatı ve hareketi İslâm'dan kaynaklanması gerekirken, vâkide bu, her zaman böyle olamamaktadır. Çünkü, Müslüman da olsa hiçbir insan melek ve peygamberler dışında günahtan berî değildir. Bundandır ki Allah, "Ey bizzat kendileri üzerinde, kendileri aleyhine taşkınlık yapan kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah, bütün günahları affeder!" buyurur. Bu, bir gerçektir, fakat, Ahmet Altan Bey'in pek haklı olarak isyan ettiği zulüm sahipleri de kendilerince Allah'ın engin rahmetine "dayanarak" dünyayı daha da zulüm ateşlerinde yakmaya kalkışırlarsa -ki, Allah'ın sonsuz merhametli ama aynı zamanda sonsuz âdil, dolayısıyla cezalandıran da olmasına rağmen- zalimce kalkışıyorlarsa, o zaman "Zalimler için yaşasın cehennem!" demek, hem merhametin hem adaletin gereği olmaz mı? Ayrıca, içindeki her bir varlıkla birlikte yüz binden fazla peygamberin, milyonlarca evliya ve milyarlarca mü'minin şahadetine rağmen, görünür varlıktan daha ayan olmasına, Kendisini her an bize dışımızda ve içimizde hissettirmesine ve onca nimetlerine rağmen Allah'a inanmamaktan daha büyük zulüm olur mu? İnsan, en azından vicdanına karşı yalan söylememelidir, esasen söyleyemez de. Vaiz de olsa bir Müslüman'ın, Müslümanların hatası Allah'ı ve İslâm'ı kabule mani olamaz. Ünlü şair Âşâ, Mekke'ye Peygamber Efendimiz'i (sas) görmeye gelirken Ebu Cehil, karşısına çıkar; "Muhammed, zinayı yasaklıyor!" der. Âşâ, "Onu bırakalı yıllar oldu!" cevabını verir. Ebu Cehil, "İçkiyi de yasaklıyor!" deyince, "Dur, o zaman gidip bir sene sonra geleyim!" karşılığında bulunur. Ama, gelecek sene olmadan vefat eder. "Cumaya gideceğim de, ölümden korkuyor derler diye gitmiyorum!" diyen 90 yaşına gelmişler var. Peygamberimizin amcalarından Ebu Talip de, "Kureyş'in kadınları ölümden korktu da Müslüman oldu!" derler endişesiyle iman edememişti. İnsanın asıl tutarlılığı, kendimizle yüzleşme cesaretini gösterebilmekte, nefsaniyetimizin rağmına vicdanımıza, kalbimize, aklımıza doğruyu söyleyebilmekte, içimizdeki Âşâ ve Ebu Talip kompleksinin sadece ikisini oluşturduğu yüzlerce komplekse başkaldırabilmektedir. Başka her türlü başkaldırma, ancak bu başkaldırmaya dayandığı zaman gerçek anlamını bulur, sahip olması gereken mahiyete sahip olur. Bütün Müslümanların mübarek bayramlarını tebrik eder, dualarını bekler, haklarını helâl etmelerini dilerim. Ali Ünal güzel bir köşe yazısı |