Arkasokak Logo





Forum Arkasokak > KÜLTÜR & SANAT & EĞİTİM > Tarih » Kâmil Paşa Harmanı(istek üzerine)
Henüz 1926 senesi gelmemiş, Tekel denen müssese de henüz çayın gırtlağına sarılmamış ve : <Sana, benim kapımdan gayrı yerde boy ...

Cevap
  #1  
Eski 23-03-2006, 09:40 PM
Yeni Üye
 
Mesaj: 7
Kâmil Paşa Harmanı(istek üzerine)

Henüz 1926 senesi gelmemiş, Tekel denen müssese de henüz çayın gırtlağına sarılmamış ve : <Sana, benim kapımdan gayrı yerde boy göstermek yok!> dememişti.
Çay, bir serbest ticaret metaı olduğu geçmiş yıllarda, her memleketteki gibi bizde de çaycı dükkanları vardı. Bu mağzaların en meşhurlarından biri de Eminönü'ndeki Albayrak idi. Rafları dolduran tenekelerde, akkuyruklar, popoflar, seylanlar, barodiler, sanki görücüye çıkmış kızlar misali, çay tiryakilerinin gözlerini üstlerine çeken dilberler gibi boy gösterirlerdi.
İsteyen istediğini alır veya dükkan sahibinin tecrübeli takdirine bırakarak seçme hakkını ona verirdi.
Biz ne zamanAlbayrak mağzasına gitsek, sadece: Kâmil Paşa harmanı istiyoruz! derdik. Zira bizim için çeşitli çay cinslerinin karıştırılmasından meydana gelen bu harmanın üstüne, damak zevkini hoşnut edecek bir başka halita bulmak belki de kabil değildi.
Eğer dükkana girdiğimiz zaman iş başında olan kimse, mağzanın sahibi veya bizi tanıyan tezgahtarlardan biri ise, daha ağzımızı açmadan, raftaki kutulara uzanır ve hazırlayacağı harman için her birinden ne miktar almak lazım geldiğini bilir ve bir kabın içine karıştırıp harmanlar, paketi elimize verirdi.

Kâmil Paşa...
Anayurdlarının adeti gereğince, evlerinde sabahtan akşama çay semaveri, dilinden şarkı düşmeyen şuh bir dilber gibi, kaynayıp taşan asil bir ailenin reisi...
Paşa, Dağıstan kahramanı Şeyh Şamil'in oğullarının en küçüğü idi.
Ama her küçüğün bir de büyüklük devri olabildiğinden, alnında secdesinden eser bulunan bu tertemiz mümin kişi, ata mirası bir kahramanlık şerefinin gölgesi altında sükûn ve huzur içinde yaşardı.
Kafkasya dağlarını yıllar yılı, ruh taifeleri gibi sihirli kudretleri ile, istiklal ve imanları adına, Rus'a karşı muhafaza etmiş, yılmamış yıldırmış, biri bin eden kahramanlıkları ile de tarihin alnına unutulmaz destanlar kazıyıp hakk etmiş Şeyh Şamil ve topyekün, Kafkas mücahitlerinin savaşları, birbirini bütünleyen bir vatan ve iman cengi idi.
Şeyh Şamil'in cihad arkadaşları olan Ahbarü'l Muhammedler, Nur Han'lar, Sürhay Han'lar, Murad Han'lar o iman devinin kılıç arkadaşları olan sayısız kahramanlar, gayeleri uğrunda şehid olup namları nişnları mazinin dalgın hafızasında kalmışsa da, Hak ve hakikat kitabının sahifelerinde ebedileşmiş ve abideleşmişlerdir.
Başları bulutların göğsünde dinlenen dağların, sert, sivri ve karlı tepelerin at geçmez geçit vermez kayalık arazinin o yılıp usanmaz bir avuç cihad eri, yüzbinleri bulan Moskof ordularının yüzüne tam otuzbeş sene şamar indirmiştir. Hâlâ da, Rus silahlı kuvvetlerinin yüzünde, bu şaklayan pençenin izleri silinmiş ve unutulmuş değildir.

Kafkas Türklüğü'nün boynunu sıktıkça sıkan Rus pençesine karşı Şeyh Şamili'in ilk mukavemet hareketi, Ahilgoh'daki müdafaa savaşı olmuştu.
Bu, sayıca da, silahca da Türk kuvvetleri ile kıyaslanamayacak bir üstünlüğü olan Rus ordusuna karşı girişilmiş hesapsız ve netice beklenmez bir cesaret örneği idi. Gerçekten de, gözleri pek yiğitlerden çok şehit verilmiş ve ümid edilen zafer, hayal olup gitmişti. Bunun üzerine, Dağıstan uleması toplaşıp, daha fazla kıyım olmaması için bir mütareke istenmesini kararladılar.
Ama bu mütarekenin kabulü için, Şeyh Şamil'in yedi yaşındaki oğlu Cemaleddin'in Ruslar'a rehin olarak teslim edilmesi şarttı. Bu Rus teklifi Kafkas svaşçılarının yüreğine koca bir kor gibi düştü.
Ne ki, vatanın menfaati mevzu bahis olunca büyük mücahid oğlunu nasıl teslim etmezdi? Etti de.
Ancak Rus her zaman olduğu gibi sözüne riayet etmedi. Mütareke şartı gereğince onbeş gün ateş keseceği yerde daha imzanın mürekkebi dahi kurumadan, hemen ertesi gün hücuma geçmiş bulunuyordu.
Andlaştğı düşmanın tarihi şerefsizliğini çok iyi bilen Dağıstanlılar, ellerinin tez tutup, daha mütarekenin ilk gecesi kadınları ve çocukları uzaklaştırmışlar, kanları ile kefenlenmiş şehidler ise toprağa teslim edilmişti.
Tevekkeli Şeyh Şamil, mütarekeye rağmen Rus hücumlarının durmayacağını ve Kafkasya'yı dize getirmenin, düşmanın iç politikasında ana madde olduğunu biliyor, onun için de Rus' a güvenmiyor ve: Köpek köpektir, Ahilgoh'ta olduğu gibi nerde olursa olsun bizi ısırır, diyordu.
Dediği de oldu ve mütarekenin ertesi günü, karşı kuvvetler taarruza geçtiler.
Ama Şeyh Şamil denen, dış yapısı gibi iç yapısı da arslanları yere yıkan kahraman, bir daha müdaafa harbine iltifat etmiyerek, çete savaşında karar kıldı. Onun için de, büyük mücahide, gerilla harbinin üstadı demek yerinde olur.
Nereden, nasıl çıktığı belli olmayan kuvvetleri, turna geçimi gibi, birden zuhur ederek düşman birliklerinin üstünde fırtınalaşarak eser ve Rus askerlerini dağıtıp perişan ederdi.
Böylece de çeyrek asrı aşkın bir zaman, Kafkasya Rusya'nın korkulu rüyası oldu.
Ama, kader levhasının yaprağında artık bir nihai hüküm okunuyordu: Mağlubiyet ve esaret.

(S.Ayverdi, Ne İdik Ne Olduk)
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap

Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 11:58 AM.


Copyright ©2005 - 2008 Arkasokak.Net
Tasarım: NoDRaC
Bize Ulaşın - Gizlilik İlkesi - En Üst
Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0