|
#1
| ||||
| ||||
| Ne İdik Ne Olduk!(Samiha Ayverdi) NE İDİK NE OLDUK Evet bu dünyâya parmak ısırtan medeniyeti biz yaralayıp bereledik ve nihayet öldürdük.Islâhat de*dik, inkılâp dedik ve bu hesapsız ters adımlar adına, bin yılımızın kafasını kopardık. Ölüler dirilmez. Ancak zürriyetlerinde yaşarlar. İş*te hiç değilse, onun canına kıymayalım, onu besleyip geçmişin bereket ve mirası ile nafakalandırarak, ya*şatmak yollarını arayalım. *** Bu günün Türk çocuğu hemen hemen geçmişin*den habersiz. Onun için de, mazisinin ihtişamlı var*lığı ile bağlantı kuramıyor, oradan kendi yaşadığı za*mana kovasını daldırıp o berrak, o temiz ve o duru sudan bu güne bir şeyler aktaramıyor. Susuzluktan bayılsa da, hararetini teskin edecek bir yudum vereni yok. Şayet ben de 1906 yerine 1926 da doğmuş olsay*dım, hatalı plânlanmış bir geçiş devresinin çocuğu ola*rak, bu gadre uğramış nesillerin evlâdlarından be*ter olabilirdim. Evimizde, okur yazar olmayan, dikiş nakış gibi marifetlerden de pek nasibi bulunmayan sâfiyûndan bir Hayriye Abla'mız vardır. Televizyonun çalışma saatinden kapanma zamanına kadar karşısında otur*mak hemen tek zevkidir. Benim ise, henüz bu âlete karşı ünsiyetim olma*mıştır. Zîra bir eğlence vâsıtası olduğu kadar, bir kül*tür âleti de olması gereken bu davetsiz konuk, evle*rimizin harîmine girerken, hiç de misafirliğin îcâb et*tirdiği dostâne tavra sahip bulunmamaktadır. Adînin âdisi şarkı ve türküleri, millî - manevî his*lerimizi rencide eden prensipleri ve filimleri ile bizden an'anevî Türk misafirperverliğini nasıl bekliyebilir. Beklediği de yoktur ya., acı ve doğru ne duyarsa duysun, bildiğini okumakta cahilane bir karanlık için*dedir. * * * Televizyonda haberleri dinlemeğe çalışırım. San'at değeri bulunan bir filim olursa seyrederim. Hele Klâ**** Türk Mû***îsi korolarını, Rumeli serhad havaları ile kırk yılda bir ekrana getirilen istanbul piyasa şar*kılarını ve bilhassa tasavvuf mû***isi adı altında Türk'ü kanatlandırmış bir felsefeyi seslendirmiş mıs*raları dinlemekten zevk alırım. Televizyonun hava raporunu vermeden evvel, ek*rana fırlattığı, dört tarafından budanmış Anadolu haritasına, üzüntü ile karışık bir utançla bakıyorum. Acaba, Manastır'ın, Üsküb'ün, Selânik'in, Zağra'nın, Tırnova'nın, Filibe'nin, Bağdad'ın, Basra'nın, Su*riye'nin, Filistin'in, Şam'ın, Ürdün'ün, Hicaz'ın Osman*lı Devleti'nin vilâyetleri, kaza ve mutasarrıflıkları ol*duğu zaman, yâni 1912 den evvel, bir Türkiye haritası ekrana getirilecek olsaydı, acaba ne kadar yer kap*lardı? Rumeli'yi elimizden ***üren Balkan Harbi'nde altı yaşında idim. Bağdadlar'ı, Basralar'ı, Halepler'i, Şamlar'ı kaybettiğimizde de dokuz yaşında idim. Bü*tün o bizim olan vilâyetlere vâlilerin gittiğini çok iyi hatırlıyorum. Hele siyonizmin göz dikip kol gezdiği Filistin mutasarrıfına, Sultan İkinci Abdülhamid'in, uyanık olması için, Mabeyn'den, telgrafın bizzat ba*şına geçerek talimat verdiği de bir kaç sene sonra muttali olduğum gerçekler arasında sayılabilir. *** Ekrandaki o, başımız içeride ayağımız dışarda bırakılmış Anadolu haritası, beni bir gün, tâ uzakla*ra, Dördüncü Sultan Mehmed devrine kadar ***ür*müştü. Nasıl ***ürmesin ki, 4.721.341 kilometre kareyi bulmuş olan yüz ölçümünden, memleket 777.776 kilo*metre kareye düşmüşse, bu nasıl iç sızlatmaz? İşte, mesahası 4.721.341i bulmuş IV. Sultan Meh*med zamanının, yâni Köprülü diktatörlüğü devresinin haritası gösterilebilse, Viyana hududlarından Ukray*na'ya. Dalmaçya sahillerinden Trablus'a, Mısır'a, Hi*caz'a, Yemen'e, Aden'e ve Kafkaslar'a kadar kol at*mış olan bu üç kıt'anın hâkimi devletin hududlarını içine alacak bir husûsî ekran bulmaktan başka çâre olur muydu? ** * Bütün bu acı kayıpları, devletin, şeref ve haysi*yetine inmiş darbeleri, günümüzün genci nasıl düşü*nür? Hangi mefhum ve hangi kelimelerle dile getire*bilir? Zavallı, daha eline kalem kitap alırken, târih ola*rak, mefahir olarak, Etiler, Sümerler, Hititler gibi uy*durma ataların ağırlığı altında ezilmiş Selçuklu ve Os*manlı'yı tanıma fırsatı bulamamış, bereket versin ki İstiklâl Savaşı'na yabancı bırakılmamıştır. Hele, düşünebilmesi ve zihnî faaliyetinin meyvesi olacak terkibi hangi gırtlağı sıkılıp boğazlanmış dil ve lekelenmiş târih malzemesi ile gerçekleştirebilsin? işte bu yüzden de ne toprağını tanıyor ne de se*viyor. Gene bu yüzdendir ki geçmişini bilmediği için geleceğine de sahip çıkmayı düşünmüyor. Şu hâlde, ruhen de bedenen de bir enerji deposu olan genç, bu kaynayan heyecan ve isteklerini, hayır*da değil, habaset yolunda harcamak zorunda kalıyor. Kaçakçı oluyor, vurguncu oluyor, insafsız oluyor, zâlim oluyor, katil oluyor, casus oluyor. Hilede, yalan*da, sefahatte, rezalette tatmin arıyor ve böylece de her şeyin sahtesi, her şeyin çürüğü ve tortusu ile hem kendinin hem de çevresinin şer ve fesad kaynağı olup gidiyor. * * * İşte, fikir komasına girerek, hayatlarından hikmet ve irfanı koğmuş nesillerin biribiri ardınca üremele*ri ne büyük tehlike. Redd-i miras yolu ile mazilerini silkip, atanların bir çoğu da, yabancı menfaatlerin kürek mahkûmu. İşte bütün bu ortada kalmışlara, geçmişleri ile nikâh tazeletip, dün ile bugünü ve belki de yarını içine ala*cak bir terkibe ***ürmek, belki tek kurtuluş çâresi. Ne idik Ne olduk/Samiha Ayverdi/Hülbe Basım ve Yayın/1985/sf:6-9/ ![]() "TÜRKLERİN YENİ KAHRAMANI OLACAĞIM" MARVELTURK |
|
#2
| ||||
| ||||
| bu konuyu açtığın için çok teşekkür ederim herkes okumalı ve nasibini almalı bu yazanlardan... |