Arkasokak Logo





Forum Arkasokak > KÜLTÜR & SANAT & EĞİTİM > Tarih » sadece bir yazı...
bu yazıyı çok beğendim ve sizlerle de paylaşmak istedim... GECENİN YARALI KUŞLARI Yaklaşmaya korkan insanlar vardır. Yaklaştıkları zaman ruhlarının görüleceğinden ...

Cevap
  #1  
Eski 12-02-2006, 04:44 PM
Yeni Üye
 
Mesaj: 7
sadece bir yazı...

bu yazıyı çok beğendim ve sizlerle de paylaşmak istedim...



GECENİN YARALI KUŞLARI
Yaklaşmaya korkan insanlar vardır. Yaklaştıkları zaman ruhlarının görüleceğinden korkarlar. Her zaman mesafelidir onlar. Bayrak törenlerindeki çocuklar gibi, dirsek mesafesinde dururlar her zaman. Çocuklarına karşı da öyledirler, eşlerine dostlarına karşı da. Alçıdan yontulmuş bir büst gibi çıkarlar karşınıza. İçlerine sızmak, aslında ne düşünüp hissettiklerini anlamak çoğu zaman mümkün değildir.

Onlar, mesafelere inanırlar. Mesafelerin koruyucu gücüne.

Böyle insanlara bakarken, sizi yaklaşmaktan alıkoyan görünmez bir duvarla çevrili olduklarını anlarsınız. Bu duvarı ören geçmişte yaşadıklarıdır aslında. Hepimiz gibi onlar da kırılmış, örselenmiş, yenilmişlerdir. Hepimizi kırıp döken bu deneyimler onlarda farklı sonuçlara yol açmış, sonuçta mesafesiz yaşayamaz hale gelmişlerdir.

Tanıdığınızı sanırsınız onları. Oysa ilk fırsatta bir yabancıya dönüşüverirler. Anladığınızı sanırsınız. Oysa labirentleri ilk fırsatta sizi de çekiverir bağrına. Sevdiğinizi sanırsınız. Oysa günün birinde anlarsınız ki sevecek kadar tanımamışsınızdır aslında. Tanımanıza izin vermemişlerdir. İşin kötüsü, hayatınızı paylaştığınız insanlardır kimi zaman. Babanız, oğlunuz, sevgilinizdirler. Ördükleri duvarı aşacağınızı umarak onlarla yaşamayı sürdürürsünüz.

Yaralı kuşlardır onlar. Yaralarını kimseye göstermek istemezler. En sert patronlar, en katı siyasetçiler, astığı astık babalar, kaleminden kan damlayan köşe yazarları hep onların arasından çıkar. Zordur yaralı bir kuşla birlikte yaşamak. Sabır ve dayanma gücü ister.

Bazı geceler kapınızda bir tıkırtı duyarsınız. Açtığınızda kanatları seyiren bir kuşun eşikte titrediğini görürsünüz. Nice avlardan kaçıp gelmiş bir can taşımaktadır. Gözlerinde öfke ve kibir, ruhunda anlaşılma isteği vardır. İster ki herkes gereken sabra sahip olsun, bekleyip anlasın onu. O anlaşılma anı gelene kadar hayata aynı hırçınlıkla asılacak, yüzünüze aynı delici bakışları fırlatacaklardır. Okşamak isteyen parmağınızı gagalayan da onlardır, pençeleriyle teninizi yırtmaya hazır bekleyenler de.

Gecedir çünkü. Gecenin yaralı kuşlarıyla tanışmak için hazır olmak gerekir.

Kabahat bazen bizdedir de: Mesafeleri aşmaya hazır değilizdir. Onları anlayacak sabra, dayanacak güce sahip olmadığımız anlarda çıkarlar karşımıza. Yaralı kuşlara dikkatle bakmak, onların kanatlarını acıtan şeyi keşfetmek, sonra da iyileştirmek çok geniş bir hayat bilgisi gerektirir. Hayatsa bilgisini genellikle esirger bizden. Bu arada olan yaralı kanatlarıyla çırpınan o kuşcağızlara olur.

Baudelaire’in deyişiyle, bazılarının kanatları o kadar büyüktür ki, ayaklarına dolaşıp yürümelerine engel olur.

Ama yaratıcıdır onlar. Kimsenin aklına gelmeyen şeyleri düşünen, olmayacak fikirleri bulan, ilk bakışta çılgınlık gibi gözüken icatlara girişenler her zaman onlardır. Kanatlarında geçmişlerinden izler taşırlar: Dikkatli bakarsak küçük yaşta kaybedilen bir babayı, geri gelmeyen bir sevgiliyi, doğurduğuna pişman bir anneyi görebiliriz renkli tüyleri kaplayan desenlerin arasından.

Yaralı kuşları çekip çeviren suçluluktur. Çılgın bir suçluluk duygusu onları hiçbir zaman terk etmez. Teninizi kanattıktan sonra baktıklarında da suçluluk duyar ve daha beter düşman olurlar size; suçluluk duymalarına neden olduğunuz için.

O yaralı kanatlarla mesafeler aşmışlardır. Acıların, travmaların, hayal kırıklıklarının arasından geçe geçe bugüne gelmiş, eşiğinize konmuşlardır. Sizin o mesafeleri gerisin geri aşıp ruhlarına dokunmanızı istemezler yine de. Bunda hem şaşkın bir kibir hem de bir kez daha yaralanmaktan korkan bir kuşun çocukluğu vardır. Yavruyken çektirdikleri resimlere bakıp ağlamayı unutmuş kuşlardır hepsi de. Bunu onların yerine sizin yapmanız gerekir. Hırçın ve yaralı bir kuşun yavruluk haline bir bakın: Orada anlaşılmaya muhtaç, el kadar bir varlık göreceksiniz.

İçini size açamadan yaşlanmış babalarınıza bakın. Herkese hayatı zindan eden huysuz arkadaşlarınıza bakın. Yalnızlığının içinde debelenen sert bakışlı kardeşlerinize bakın. Gecenin kalbinden kopup gelmiş yaralı bir kuşla göz göze geleceksiniz.

Kanatlarına bakın sonra. O dokundurmadıkları yarada kanayan mevsimler, hayal kırıklıkları, olabilecekken olmamış şeyler, felaketler göreceksiniz. Dikenlerini içlerine çekip yakınlaşan kirpiler gibi sarılmak gerek belki de onlara. Küçük bir dokunuşun yokluğu yüzünden diktatöre dönüşen az mı insanoğlu, insankızı var? Yoksa tenleri gece gündüz eski bir hatıranın anısıyla yanan o yaralı kuşlarda hayatımızın en hüzünlü anlamlarından biri mi gizli?

Yoksa bizler de birer yaralı kuş muyuz? Yaralarımızı birbirimize göstermek için güneşin batmasını mı bekliyoruz? Gün boyu sakladığımız kırık kanatlar açılmak için ayışığını mı kolluyor?

O an geldiğinde yanımızda olacaklara Allah kolaylık versin. Hayat sancısını hissettiğimizde bizi ancak bir başka yaralı kuş anlayabilir çünkü. O da eğer isterse tabii.


Tuna KİREMİTÇİ
Alıntı Yaparak Cevapla
Cevap

Konu Araçları
Görünüm Modları



Saat 11:40 AM.


Copyright ©2005 - 2008 Arkasokak.Net
Tasarım: NoDRaC
Bize Ulaşın - Gizlilik İlkesi - En Üst
Powered by vBulletin
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO 3.2.0