Aşk Bölümü icinde >>==Benim Yazdığım Bir Masal Sizlere==> konusu , Arkadaşlar beğenmeniz ümüdiyle, kendi yazdığım bir masalı paylaşmak istiyorum sizlerle. MELEK TÜYLERİ İki dağın arasında, zümrüt yeşili çimlerin üstünde, yaprakları göğe kadar ulaşan çam ağaçlarıyla çevrelenmiş, tüm kötülüklerden uzakta bir ...
![]() |
|
#1
| ||||
| ||||
| >>==Benim Yazdığım Bir Masal Sizlere==> Arkadaşlar beğenmeniz ümüdiyle, kendi yazdığım bir masalı paylaşmak istiyorum sizlerle. MELEK TÜYLERİ İki dağın arasında, zümrüt yeşili çimlerin üstünde, yaprakları göğe kadar ulaşan çam ağaçlarıyla çevrelenmiş, tüm kötülüklerden uzakta bir diyar varmış. Öylesine mutlu ve huzurlu bir yermiş ki, ne savaş görmüşler hayatlarında ne keder, ne eziyet. Tek dertleri, akşamki eğlencelerin saat kaça kadar süreceğiymiş. Ama bu mutlu tabloyu, hüzünlü bir haber bozmuş. Kraliyetin biricik prensesi, o güzeller güzeli; gülücüğüyle gülleri utandıran, sesiyle bülbülleri kıskandıran; öğle güneşi kadar parlak, akşam yıldızı kadar mağrur, bir gonca kadar narin prenses, hastalanıp yataklara düşmüş. Babası kral, çevredeki bütün doktorlara, büyücülere haber salmış fakat hiçbir bir türlü iyileştirememiş kızını. Neredeyse 1 hafta içinde 10 yıl yaşlanmış kral. Elinden hiçbir şey gelmeden öylece ölümünü bekliyormuş prensesin. Aradan günler geçtikten sonra, sarayın uşaklarından biri kralın yanına gemiş. “Kralım” demiş. “Bir dilenci, sizinle konuşmak istemektedir”. Kral kızgın bir tavırla “Bu ne cüret, kim oluyor da benimle konuşacakmış” Uşak biraz çekingen bir ses tonuyla: “Kralım, kendisi prensesi iyileştirebileceğini söylüyor”. Kral biraz durakladıktan sonra: “Çağırın gelsin içeri” der ve uşak hemen adamı kolundan tutarak kralın huzuruna getirmiş. Dilenci o kadar kötü durumdaymış ki, yanından kimse geçmek istemezmiş, üstünde siyah yamalı bir elbise varmış, kamburu o kadar büyükmüş ki, sanki sırtında dağ taşıyormuş. Kafası öne eğik, üstünden kapüşonu sarkıyormuş. Omuzlarının üstünde bir çıkıntı olmasa, kafasının olduğu bile fark edilmeyecek derecede kapalıymış yüzü. Kral yüksek sesle dilenciye doğru seslenmiş: “Söyle bakalım, neymiş kızımı iyileştirecek olan.” Dilenci mahcup bir ses tonuyla: “Efendimiz; şu elimdeki torbada bir meleğin kanatlarından koparılmış tüyler vardır. Bu tüyleri güzel prensesimizin yastığına doldurursanız, kendisi birkaç güne kalmaz iyileşecektir”. Kral biraz düşündükten sonra kabul etmiş torbayı. Zaten başka çaresi de yokmuş. Çünkü gözünün önünde günden güne ölüme daha da çok yaklaşmaktaymış kızı. Torbayı kaptığı gibi hemen prensesin odasına koşmuş. Öğle güneşi tüm odayı aydınlatmışken, torbanın ağzını açıvermiş… Sanki Birden o haşmetli güneş kaybolmuş, torbanın içinden kendini göstermiş. Tüm oda torbadan çıkan parlak ışıklarla adete ışık yağmuruna tutulmuş. Kral gözlerini kısa kısa, prensesin yastığına doldurmaya başlamış tüyleri. Ardından güzel prensesi yerine yatırmış ve umutsuz bekleyişine devam etmiş. Aradan 2 gece geçmiş. 2. günün sabahında yatağında uykusuzca yatan kral kahkaha sesleri ile irkilmiş. Sanki bir rüyanın içindeymiş gibi geliyormuş ona. Çünkü bu gülücükler, bülbül sesli, gül yüzlü prensesin gülücükleriymiş. Hemen doğrulmuş yatağından ve kızına doğru koşmaya başlamış. Odasında dans ederek şarkı söyleyen prensesi görünce, gözyaşlarına hakim olamamış. Sımsıkı sarılmış ona, ve doyasıya öpmeye başlamış. Prenses olan bitenden habersiz şaşkınlıkla babasına bakmış. Kızının hiçbir şeyi hatırlamadığını gören kral, hemen bütün hikayeyi anlatmış ona. Ertesi gün kral adamlarını çağırtmış. 40 gün boyunca ziyafetler verilecek, halkım dilediği kadar eğlenecek, diye ferman vermiş. Ve eklemiş: “O yaşlı dilenciyi bulun ve ödüllendirin.” Adamlar hemen kralın bu buyruklarını yerine getirmişler fakat bir ek***le. Çünkü o yaşlı dilenciyi hiçbir yerde bulamamışlar. Kime sorsalar hiç böyle birini görmedik buralarda demişler. Çünkü o kadar refah bir yermiş ki orası, dilenciyi bırakın fakir insan bile yokmuş… Kral bu durumdan şüphelenmiş. Durumu kızına açıklamış. Prenses kendisine yapılan bu iyiliği karşılıksız bırakmak istemediğinden, babasına kendisinin o dilenciyi arayacağını ve onu önünde sonunda bulacağını söylemiş. Kral bu teklifi kabul etmek istemese de, prenses ısrarcı olunca kabul etmek zorunda kalmış ve yanına koruma vererek, arayışına başlamasını söylemiş. Prenses tüm diyarı baştan aşağı gezmiş. Tüm evlere, tüm dükkanlara bakmış… Ama nafile, hiçbir yerde bulamıyormuş, yaşlı dilenciyi. Ümitsizliğe kapıldığı bir anda, karanlık bir köşede, babasının tarif ettiğine benzer birini görmüş. Hemen ona doğru seslenmiş: “Yaşlı dilenci, lütfen kaçmayın. Sizi ödüllendirmek istiyorum.” Prensesi gören dilenci, telaşlanmış ve hemen yakınlarda bulunan yıkık bir eve saklanmış. Prenses yanındaki korumalarla yaşlı dilenciyi takip etmişler. Virane eve geldiklerinde kapının önünden seslenmiş içeriye prenses: “Lütfen açar mısınız kapıyı? Size bir şey yapmayacağız. Sadece teşekkür etmek istiyorum.” İçerden mahcup bir ses tonuyla seslenmiş dilenci: “O zaman sadece siz girin prensesim.” Prenses korumalarını dışarıda bırakarak içeri girmiş. İçerisi loş bir ışıkla aydınlanmış, nemden dolayı tüm odayı küf kokusu kaplamış… Tam girişin karşısında küçük bir pencere varmış. Yaşlı adam o pencerenin önünde prensese sırtını dönük, öylece duruyormuş. Prenses ürkek adımlarla yaşlı adama doğru ilerlemiş. Yaşlı adamda gözüne ilk çarpan şey, sırtındaki biçimsiz kamburuymuş. Nazik bir ses tonuyla seslenmiş dilenciye: “Size çok teşekkür etmek istiyorum. Hayatımı size borçluyum ve bunun karşılığını size vermem gerekir.” Yaşlı adam sıkılgan bir vaziyette: “Prensesim ben sizden bir karşılık beklemedim, bunu yaparken. Lütfen benim için bir şey yapmanıza gerek yok” demiş. Prenses ne kadar ısrar etse de, dilenci kabul etmemiş yardım taleplerini. Sonunda prenses dayanamayıp: “Tama sizin istediğiniz gibi olsun. Yardımda bulunmayacağım size. Ama sizden bir ricam daha olacak. Bana o melek tüylerini nerden bulduğunuzu söyler misiniz?” Bu sözlerin ardından dilencinin öne doğru eğik olan başından zemine parlak damlalar akmaya başlamış. Bu ilk başta anlaşılmasa da, onun gözyaşlarıymış. Prenses bu manzara karşısında şaşkınlığını gizleyememiş ve dilenciye: “Lütfen o üstünüzdeki paçavraları çıkarınız ve bana kim olduğunuzu gösteriniz” demiş. Dilenci bir adım geri çekilerek: “Bunu benden istemeyin lütfen prensesim.” Ama prenses hızla ona yaklaşarak, kafasındaki kapüşonu açmış. Kapüşonun açılmasıyla odaya parlak bir ışık yayılmış. Tüm duvarlarda çiçekler açmış, zeminde çimenler bitmiş. Ortama huzurlu bir melodi yayılmaya başlamış. Tamamıyla hayretler içinde kalan prenses, bir an o hüzünlü ve bakılmaya doyulmaz gözlerle karşılaşmış. O anda dilenciye mi yoksa başka bir şeye mi baktığını anlayamayan prenses: “Nesin sen” diyebilmiş sadece. Boynu hala bükük olan dilenci birden doğrulmuş. Sanki biraz önce o kambur dilenci gitmiş ve soylu bir insan gelmiş. Ama sırtındaki kambur hala ordaymış. Ağır ve nazik bir hareketle sırtındaki cübbeyi açmış dilenci. Bu doğaüstü görüntü, prensesin hayatındaki ün güzel varlıkmış. Sonra sırtına doğru bakmış. Bir çift kanat görmüş prenses. Tüyleri olmayan, bir çift kanat. Ardından gözyaşları içinde meleğe doğru bakmış: “Neden benim için kanatlarınızı feda ettiniz”. “Prensesim” demiş melek, “İnsanlar doğduklarında onlara göz kulak olması için bir melek verilir. Ben de sizin meleğinizdim. Ama ben öyle büyük bir hata işledim ki, sizin ölümünüze göz yumamazdım. Çünkü ben size aşık olmuştum prensesim. Sizin güzelliğiniz, bu ve diğer evrende hiçbir canlıya bahşedilmedi. Ve benim aciz gönlüm, sizin güzelliğinize yenik düştü. Bir seçim yapmam lazımdı, ya bir melek olarak sonsuz hayatıma devam edecektim fakat sizsiz, ya da kanatlarımdaki tüylerden ve meleklikten vazgeçip sizi hayata döndürecektim. Ben de bir dilenci olmayı tercih ettim, sizin için”. O anda sanki yıllardır tanıdığı birine bakıyormuş hissine kapıldı prenses. Gözyaşları içinde meleğine sarıldı. Ve derler ki, ilk defa dünya üzerinde meleklerden bile daha güzel bir prenses, kambur bir dilenci ile evlenmiştir. Mutlulukları tüm diyarlarda bir efsane halini almıştır… To my princess |
|
#2
| |||
| |||
| enişte çok guzel yuregıne sağlık ![]() |
|
#3
| |||
| |||
| okan abi döktürmüşssün yine yawf...harcanıosun sen buralarda ![]() eline sağlık.... |
|
#4
| ||||
| ||||
|
Alıntı:
®@ùL_07 tarafından gönderildi
okan abi döktürmüşssün yine yawf...harcanıosun sen buralarda ![]() eline sağlık.... ![]() ![]() ![]() ![]() ... Vay benim dertli başım ![]() ![]() ![]() |
|
#5
| |||
| |||
| çoook güzel yüreğine sağlık ne diyim kendin yazdın demek ya seninle çıkan yaşadı valla süpersin ![]() |
|
#6
| ||||
| ||||
|
Alıntı:
bluedream tarafından gönderildi
çoook güzel yüreğine sağlık ne diyim kendin yazdın demek ya seninle çıkan yaşadı valla süpersin ![]() |