|
#1
| ||||
| ||||
| Arkadaşlar bu bölümde korku hikayeleri yayınlayabilirsiniz. -Garip olaylar bölüm kuralları bu bölüm içinde geçerlidir. -Bir kere yayınlanmış konuları bi daha yayınlamak yasaktır. -Geyik yasaktır. Bu mesaj en son " 31-01-2006 " tarihinde saat 05:27 PM itibariyle Erdsoft tarafından düzenlenmiştir.... |
|
#2
| ||||
| ||||
| Hayal(mi)? Akşamları çok yemek yediğimde zor uyur ve genelde kabus görürüm. Yemeği yine fazla kaçırmıştım. Hiç karabasan görmedim. Ama bu yemeğe görürüm artık diye düşünüp uyumaya koyuldum. Sadece terliyor, bir o tarafa bir bu tarafa dönüyordum. Tam daldığım sırada, birinin bana baktığını hissettim -Biraz korkağımdır. - hemen irkildim. Odamın yarısı kadar bir gölge hafif hareketlerle bana dogru bakıyordu. En kötü yanı ise bunun rüya olmadığını biliyordum. Elim lambanın düğmesini arıyordu ama bulamıyordum. Nefes alamadım ve bağıramadım. Elektrik düğmesini buldum ama açmaya çok korkuyordum. Gözlerim bana anlamsızca baktığına inandığım gölgeye dönüktü... Işığı açtığımda sandalyemin üzerine yığılı elbiselerin, onlarında üzerinde kedimin bana baktığını gördüm. Nede olsa hepsi birden kocaman bir soru işaretiydi benim için. İçim rahatlamıştı. Kedimi sevmek istedim. Hırlayıp yok olup gitti. Asabi bir kedi değildir. Bende tekrar yattım. Aniden tekrar birinin bana baktığını hissederek irkilip ışığı açtım. Aynı manzaranın tekrarı olması benim sinirimi bozmuştu. Gülmeye başladım. Daha sonra sinirlerim yatışsın diye kalkıp bir kahve yapmaya karar verdim. 20 dakika sonra odama döndüm. Tüylerim diken diken olmuştu. Kedim aynı pozisyonda hiç oynamadan duruyordu. Pencerem açık olmasına rağmen odamda ağır bir koku vardı. O tatlı kedimin hareketsizce gözlerimin içine bakması beni oldukça etkilemiş olacak ki birden ağlamaya başladım. Sinirlerim bozulmuştu. Arkadaşımı aradım. Hemen buraya gelmesi gerektiğini ve sinirlerimin bozulduğunu söyledim. Döndüğümde kedim yerinde yoktu. Koku arttıkca artıyordu. Ama nereden geldiğini anlayamamıştım. Odayı aramaya başladım. Heryeri kokluyordum. Balkon tarafındaki camdan aşağıya doğru bakarken hızla kapım çarptı. Hemen kapıya koştum fakat açmaya korkuyordum. Kapının öteki tarafindan kedimin çıkaramayacagi sesler duyuyordum. Kalbimin nasil attığını hala hatırlarım. Bağırmaya başladım. Koku, sinirbozukluğu o garip seslere bir de telefonun o yüksek sesi katılmıştı. Derin bir nefes aldım, kapıyı açtım ve doğru tuvalete gittim. Yansımam beni ürkütmüştü. Sinirbozukluğunun verdiği yorgunluktan olsa gerek kendi yansımamın bana oyun oynadığını düşündüm.Tam bayılıp kalacağımı sandığım sırada telefon tekrar çaldı. Açmaya cesaret edemedim önce. Sonra içeri gidip ahizeyi kaldırdım, kulağıma dayadım... Telefonda arkadaşımın sesini duydum. Gelemiyeceğini söylerken, birden sesi değişmeye başladı. Sanki sesi apartmandan aynı anda gelir gibi yakından duyuyordum. Tüylerim ürpermisti. Ben hiç konuşmadığım halde bana açıklamalar yapıyordu. Açıkcası saçmalıyordu. Bana ikide bir "gelmeyeyim ben, ama sana bişey olmayacak. O sadece alacağını alıp gidecek." diyordu. Kedim etrafta gezerken normal sesler çıkarıp geziyordu. Eski tedirginliğim kalmamıştı. Neydi? Kedime ruh mu girmişti? Hayır. Ya kapı? Hava akımından çarpmıştı. Arkadaşımın ise içmiş olacağını düşündüm. Ama koku gerçekti.. Bu mesaj en son " 31-01-2006 " tarihinde saat 05:27 PM itibariyle Erdsoft tarafından düzenlenmiştir.... |
|
#3
| ||||
| ||||
| http://www.fd3movie.com/ tıkla oyna |
|
#4
| ||||
| ||||
| dünyada ki en şerefsiz insan...! Dünyadaki En Şerefsiz İnsan..!! Bu olay Bursa’da olmuş. 17 yaşında bi genç kız aniden ölmüş. Aile perişan olmuş ama n’apsınlar, kızı defnetmişler taabi. Aradan bi’kaç gün geçmiş. Baba kızını rüyasında görmüş. Kız sürekli titriyomuş ve “Çok üşüyorum baba. Yalvarırım üstümü ört” diyomuş. Adam sabah kalktığında rüya aklına gelince hüngür hüngür ağlamış. “Gül gibi evladımı kaybettim. Rüyama giricek tabii” diye düşünmüş. Karısının üzülmemesi için de ona hiç bişey söylememiş. Ama ertesi gece, sonraki gece, daha sonraki gece, hep aynı rüya: “Çok üşüyorum baba. N'olur üstümü ört!” Baba bi gece yine aynı rüyayı görürken kan ter içinde uyanmış. Dayanamamış, karısının, “Nereye bey bu saatte?” demesine aldırmadan sokağa fırlayıp soluğu mezarlıkta almış. Kızının mezarına gelince ne görsün? Mezar açık ve bomboş! Adam ne yaptığını bilmez bi halde mezarlık bekçisinin kulübesine yönelmiş. Allahım, o an gördüğüne yürek dayanmaz… Bekçi resmen kıza tecavüz ediyomuş! Meğer bu aşşağılık herif her zaman, yeni gömülen ölülere belli bi süre bunu yaparmış... --aLıntıdıR-- |
|
#5
| ||||
| ||||
| KARA KEDİ (UZUN AMA SUPER)BİR HİKAYEDİR Kara Kedi ..Anlatacağım bu şaşılası hikayeye inanacağınızı sanmıyor sizi de zorlamıyorum. Benim, kendimin inanamadığım bir şeye sizleri inandırmağa çalışmam delilik olur. Buna karşın deli değilim ve düş de görmedim. Ama yarın öleceğim için, bugün içimi dökmek istiyorum. Amacım herkese açık,kısaca çeşitli düşünceler,görüşler ileri sürmeden, evimde olup bitenleri anlatmak. Bu olaylar en sonunda beni dehşete düşürüp şiddetli, çok büyük sıkıntılar içinde kıvrandırdılar ve yıkıntımın nedeni oldular. Gene de bunları açıklamaya çalışmayacağım. Bana dehşetten başka bir şey vermeyen bu olaylar, başkalarına korkunç gelmediği gibi, abartılmış da gelebilir. Belki ileride benden daha sakin, daha bilinçli ve daha az etki altında kalan birisi, anlatacağım şeylerin birbirlerini izleyen olaylardan başka birşey olmadığını ortaya koyup, gördüğüm karabasanı gerçek basitliğe indirgeyecektir. ...Çocukluğumdan beri, uysalığım ve herkese, herşeye acıma duygum dikkati çekerdi. Bu acıma duygusu bende o kadar aşırıydı ki, arkadaşlarımın alaylarından yakayı kurtaramazdım. Özellikle hayvanlara çok düşkündüm ve ailem bir sürü yavru beslememe göz yummak zorunda kalırlardı. Zamanımın çoğunu bu hayvanlara ayırıyor, Onları beslerken ve severken en zevkli dakikalarımı geçiriyordum. Bu huyum yaşım ilerledikce daha belirgin bir hal almaya başlamıştı. Bencillikten tamamiyle uzak ve çıkar gözetmeksizin kendini adamış hayvanın sevgisi ile, insanın hiç de sağlam temellere dayanmayan arkadaşlığı birbirinden çok farklıdır... ...Genç yaşımda evlendim ve karımın zevklerinin de benimkilere uygun olduğunu görerek çok sevindim. Benim evcil hayvanlara düşkünlüğümü gören karım, rastladığı acaip hayvanları eve taşıdı. Kuşlarımız, mercan balığımız, güzel bir köpeğimiz, tavşanlarımız, küçük bir maymunumuz ve bir kedimiz oldu. Olaganüstü iri ve güzel olan bu kedi kapkara ve son derece kurnazdı. Kurnazlığından söz ederken köhne inançlara hiç de bel bağlamayan karım eski inanışa göre bütün kara kedilerin kalıp değiştirmiş cinler olduğunu söyler dururdu. Benim şimdi burada sözünü edişim salt hatırıma geldiği içindir. Adı PLUTO olan bu kedi en çok sevdiğim, uğraştığım hayvandı. Onu sadece ben beslerdim. Evin içinde nereye gitsem peşimden gelirdi. Akadaşlığımız bu şekilde yıllarca sürdü. Ne yazık ki alkolik olmuştum, huyum suyum tamamiyle değişti, kötülüğe yönelmiştim. Her geçen gün biraz daha sinirli, hırçın, başkalarının duygularına karşı saygısız oldum. Karıma ağzıma geleni söylüyordum, zamanla işi daha ileriye götürerek dayak atmaya kadar vardırdım. Bu arada evdeki hayvanlarda huyumdaki değişikliklerden payını almakta gecikmediler. Yalnız bakımsız bırakmakla kalmayıp onlara kötü davranmaya başlamıştım. Buna karşın Pluto'ya olan sevgim ona kötü davranmamı engelliyordu, ama tavşanları, maymunu ve köpeği tepelemekten kendimi alamıyordum. Alkolün etkisiyle hastalığım gittikçe arttı. Artık epeyce yaşlanmış ve dolayısiyle huysuzlaşmaya başlamış Pluto'da tekmelerden ve sopalardan nasibini almaya başladı. ...Bir gece eve zilzurna sarhoş döndüğümde kedinin benden kaçmaya çalıştığını fark ettim, hayvanı yakaladım; kedi korkudan şaşkına dönerek elimi ısırdı. O anda sanki ŞEYTAN içime girdi ve sanki kötülük ruhuma sahip olmuş gibi, her yanım kötülük etmek zevkiyle titredi. Cebimden sustalı çakımı çıkardım, açtım ve zavallı hayvanın boynundan yakalayarak bir gözünü oydum. Sabahleyin aklım başıma geldiğinde yaptıklarımı korku ve pişmanlıkla anımsadım. Ama bu duygular uzun sürmedi, yeniden içki alemine dalarak yaptığım kötülüğü belleğimden sildim. Bu arada kedi yavaş yavaş iyileşti. Oyulan gözü her ne kadar kötü görünsede ıstırap çeker bir hali yoktu. Her zamanki gibi evin içide dolanıp duruyordu ya, pek tabii olarak beni gördüğünde kaçmaktaydı. Eskiden beni pek seven hayvanın bu hareketini görünce ilkin üzüldüm, ama bu duygu giderek tiksintiye dönüştü. Bundan sonra beni uçurumun kıyısına getiren KÖTÜLÜK bütün ruhumu sardı. Yaşadığıma inandığım kadar,kötülüğün de insanlığın ilk ve temel içgüdülerinden biri olduğuna, insan karakterine yön veren belli başlı duyguların birini oluşturduğuna inanıyorum. Sadece yapılmaması gerektiği için, saçma yada kötü bir hareketi yüzlerce kez yapmamış insan varmıdır. Bütün bilincimize ve mantığımıza karşın, sırf kabul edilmiş oldukları için bozma egilimi duyduğumuz töreler, düzenler yok mudur? İşte bu kötülük isteği beni uçuruma sürükleyen son güç oldu. Sırf eziyet etmek, huyuma aykırı davranışta bulunmuş olmak için suçsuz hayvanlara kötülük ediyordum. Bir sabah kedinin boynuna bir ip geçirip ağaca astım. Bunu yaparken gözlerimden yaşlar boşandı ve acı bir pişmanlık duydum. Bu günahı, ruhumun hiç bir şekilde bağışlanma olanağına kavuşmaması için işlemiştim. Aynı günün gecesi "yangın var!" çığlıklarıyla uyandım. Ateş her yanı sarmıştı ve bütün ev alev alev yanıyordu.Karım, ben ve hizmetci kendimizi güçlükle dışarı atabilmiştik, hiç bir şeyi kurtarma şansımız olmamıştı. Elimde avucumda ne varsa yangın hepsini silip süpürmüştü. Bu yıkımla işlediğim cinayet arasında bağlantı kuramayacak kadar bozguna uğramıştım. Ertesi gün yıkıntıyı dolaştım. Evin neredeyse bütün duvarları yıkılmıştı, yıkılmayan sadece evin ortasında olup, yatağımın baş ucunun dayandığı duvardı. Sıva yeni olduğundan alevler burayı yakamamıştı. Bu duvarın etrafında bir sürü insan toplanmış aynı noktaya bakıp "çok garip, çok tuhaf" diye söyleniyorlardı. Duvara yaklaştım ve bakınca sanki özellikle çizilmiş gibi, kocaman bir kedinin biçimini gördüm. Biçim kusursuzdu, adeta örnekti. Hayvanın boynunda bir de ip vardı. ...Bunu görünce şaşkınlık ve korku içinde kaldım. Nedir ki, biraz düşününce, sorunu iyi kötü çözümledim. Kediyi anımsadığıma göre, eve bitişik olan bahçeye asmıştım. Yangın çıkar çıkmaz bir sürü insan bahçeye dolmuştu. Bunlardan biri kedinin boynundaki ipi kesmiş ve herhalde evdekileri uyandırmak niyetiyle hayvanı pencereden içeri fırlatmış olacaktı. Bu arada yıkılan duvarlar öldürmüş olduğum hayvanı sağlam kalan duvar üzerine sıkıştırmış ve alevlerin etkisiyle fosfor işe karışınca, gördüğüm şekil ortaya çıkmıştı. İşi mantığımı ve sağduyumu kullanarak çözülemiş olmama karşın feci manzara hayatımı alt üst etmekten geri kalmadı. Aylarca kedinin korkunç şekli zihnimden çıkmadı ve bu arada pişmanlığa benzer ama ondan çok uzak bir duyguya yakalandım. Dahada ileri giderek kedinin yokluğunu duymaya başladım. Daha sık olarak girip çıktığım meyhanelere gidip gelirken aynı renk ve benzerlikde bir kedi aramaya koyuldum. Bir gece, yarı ayık durumda pis bir meyhanede otururken gözüm büyük bir cin yada rom fıçısının üzerinde duran kara bir cisme takıldı, bir iki dakikadan beri aynı yere baktığım halde bu kara cismi nasıl görmediğime şaştım. Fıçıya yaklaştım ve bu kara cismin bir kedi olduğunu gördüm. Bu, PLUTO kadar iri ve ona çok benzeyen bir kediydi. PLUTO'nun tüm tüyleri kapkaraydı, bu kedinin ise göğsünü kaplayan ak tüyleri vardı. Hayvana dokununca hemen yattığı yerden kalktı, mırladı, kafasıyla elimi okşadı ve bu tanışıklıktan duyduğu sevinci belirtti. Tam istediğim, aradığım kediydi bu. Meyhaneciye, hayvanı bana satmasını önerdim, kedinin sahibi olmadığını ve zaten onu ilk defa gördüğünü söyleyerek, alıp götürmeme izin verdi. ...Hayvanı okşamayı sürdürdüm. Eve gitmek üzere kalktığımda baktım, benimle gelmek istiyor. Çıktım hayvanda arkamdan gelmeye başladı. Arada sırada durarak, onu okşuyordum. Sonra birlikte yürüyorduk. Eve hemen alıştı ve karımın gözdesi oldu. Ben buna fena halde içerledim ve hayvandan tiksinmeye başladım. İstediğimin tam tersi olmuştu. Hayvanı görmek bile istemiyordum. Ama PLUTO'ya yaptıklarımı düşününce bayağı utanıyor bu yüzden kediye kötü davranmaktan çekiniyordum. Bir süre hayvana vurmadım ama zamanla ona karşı bir kin duymaya ve ondan vebadan kaçar gibi kaçmaya başladım. Bu kinimin nedeni, kediyi eve getirdiğimin ertesi günü, tıpkı PLUTO gibi bir gözünün oyuk olduğunu görmemdi. Gelgelelim bu durum karımın kediye karşı daha acıyıcı, koruyucu davranmasına yol açtı. Çünkü daha önce söylediğim gibi, karımda acıma duygusu son derece aşırıydı. Kediye olan tiksintim arttıkca, hayvan tersine bana daha çok sokuluyordu. Evde nereye gitsem adım adım arkamdan geliyor, oturduğum iskemlenin yanına uzanıyor yada kucağıma çıkarak yaltaklanıp duruyordu. Ayağa kalkıp yürüsem ayaklarımın arasına dolanıyor yada tırnaklarını pantolonuma geçirerek üstüme doğru tırmanmaya çalışıyordu. Böyle anlarda kediyi bir vuruşta yok etmek istiyordum; ama biraz, daha önceki kötü anının yılgısı ve "ewet buna inanın!" daha çok da hayvandan korkum dolayısıyla böyle bir şey yapamıyordum. Bu korkuyu tanımlayacak sözcük bulamıyorum. Bu cezaevi köşesinde (açıklamaya utanıyorum) bu korku akla gelebilecek en budalaca bir karabasanın sonucuydu. Karım bir çok kez kedinin beyaz tüylerine dikkatimi çekmişti. Beyaz tüyler asmış olduğum PLUTO ile yeni kedimiz arasındaki farkı belirtiyordu. İlk gün dikkatimi çekmemişti ama zamanla bu tüyler gözümde belirli bir biçim almaya başladı. Bu biçim, korku ve dehşetin ta kendisini temsil eden ölüm makinası, darağacının biçimiydi. Artık insanlık duygusunun tamamıyla yitirmiş bir yaratık durumuna gelmiştim. Benim yerimi sanki canavar ruhlu bir yaratık almıştı. Gece gündüz bir dakika huzur kalmamıştı bende. Gündüzleri bu canavar ruhlu yaratık benim yerimi alıyor, geceleri ise sonu gelmeyen korkunç karabasanların altında eziliyordum. Bu sürekli karabasanların etkisiyle, iyilik kavramının son kırıntılarıda silindi gitti ruhumdan. Beynimde sadece kötülük düşünceleri yer etti. Uğursuz ve korkunç düşünceler bir an olsun yakamı bırakmaz oldu. Herkesden, herşeyden gittikçe daha çok iğrenip tiksinmeye başladım. Sonucunda, sürekli bir bunalım içerisinde bulunyordum ve karım bütün bunlara göğüs germek zorunda kalıyordu. ...Bir gün iş dolayısıyla karımla birlikte oturduğumuz yıkıntı evin bodrumuna indik. Kedi ayaklarımın arasında dolaşarak beni az kalsın merdivenlerden aşağı düşürüyordu. Kızgınlıktan çılgına dönerek orada duran bir baltayı kaptım ve korkumu unutarak hayvana vurmak üzere kaldırdım. Eğer kaldırdığım gibi de indirebilseydim kediyi o anda öldürecektim. Ne yazıkki karım kolumu yakalayarak vurmama engel oldu. Bu araya girmeye daha da sinirlenerek kolumu kurtardım ve baltayı karımın beynine yerleştirdim. Bir tek söz söylemeden düştü, öldü. ...Bu cinayeti işledikten sonra hiç bir vicdan sızısı duymadan ölüyü gizleme işine giriştim . Ne gündüz ne de gece komşulara görünmeksizin cesedi evden çıkaramayacağımı biliyordum. Mahzenin altını kazarak oraya gömmeyi düşündüm. En sonunda ortaçağda papazların işgenceyle öldürdüklerine yaptıkları gibi duvara gömmeye karar verdim. Gerçekten de bu iş için mahzen çok uygundu. Duvarları yer yer dökülmüş ve sıkı bir sıva ile yeniden badanalanmıştı. Islaklık dolayısıyla sertleşme olanağı bulamamıştı. Bundan başka, duvarlardan birinde önceleri ocak olarak kullanılmış bir çıkıntı vardı. Bu kısım sonradan doldurulmuş olup ayırt edilemiyordu. Bu çıkıntıyı örten tuğlaları yerinden çıkartarak cesedi bu boşluğa yerleştirmek, sonra tuğlalarla duvarı yeniden örmek işten bile değildi. Kimseye sezdirmeden kireç, kum ve fırça sağlayarak bir harç kardım. Cesedi yerleştirip üzerini bu harçla kapattım. Duvarın eski haliyle yeni hali arasında hiç bir fark yoktu. ...Daha sonra bütün bu işlerin nedeni olan kediyi aramaya başladım, çünkü o pis hayvanın canını cehenneme yollamaya karar vermiştim. Eğer o dakika elime geçirebilseydim iş tamamdı. Ama pis hayvan başına gelebilecekleri anlamış olacak ki ortada yoktu. Kedinin ortalıkta olmaması ben de adeta bir rahatlık uyandırdı. O gece rahat bir uyku çektim. İkinci ve üçüncü gece kedi gene görünmedi. Ben de rahat bir soluk aldım. Bu arada sudan bir soruşturma yapıldıysa da , kuşku uyandıracak birşey çıkmadı. Üstelik evde bir arama da yaptılar, ama pek tabi birşey bulamadılar. Geleceğe güvenle bakıyordum artık. Cinayeti izleyen dördüncü gün ansızın polisler gene geldiler ve evi baştan aşağı araştıracaklarını bildirdiler. Duruma güvenim olduğu için hiç kaygılanmadım. Polisler aramada beni de yanlarına aldılar. Bakılmadık kıyı bucak bırakmadılar. En sonunda üçüncü ya da dördüncü kez mahzene indiler. Vicdanı rahat bir adam gibi en küçük bir kaygı belirtisi göstermedim. Polisler birşey bulamamışlar gitmeye hazırlanıyorlardı, merdivenden çıkmaya başlamışlardı ki --Baylar! dedim. Kuşkularınızı giderdiğim için çok sevinçliyim. Hepinize sağlıklı, iyi günler dilerim. Ayrıca biraz daha nazik olmanızı dilerim. Güle güle baylar, bu ev çok sağlam yapılmıştır. (tezce birşeyler söylemek istediğimden ne söylediğimi bilemiyordum). Evet baylar, çok sağlam yapılmış bir evdir bu. Bu duvarlar... Ne o gidiyormusunuz baylar? Bu duvarlar çok sağlamdır. Sözün burasında işi daha da ileriye vardırarak elimdeki bastonla ölünün bulunduğu bölüme hızla vurdum. Daha vurmamı bitirmemiştim ki duvardan önce bebek ağlamasına benzer ke*** ke*** iniltiler ve sonra tiz bir çığlık yükseldi. Bu çığlık sanki cehennemin dibinden gelen zebanilerin topuzları altında inleyen kötü ruhların inlemelerine benziyordu. Merdivenleri çıkmakta olan polisler bir an korku ve şaşkınlıktan dona kaldılar. Sonra zaman yitirmeden altı çift kol işe koyuldu. Kısa zamanda tuğlaları yerinden çıkardılar, çürümeye yüz tutmuş ve pıhtılı kana bulanmış karımın ölüsü dimdik bir şekilde, polislerin şaşkınlık ve korku dolu bakışları arasında ortaya çıktı. Başının üstünde, beni cinayete sürükleyen ve şimdi de daracığına götürecek olan uğursuz kedi keskin dişlerini gösteriyor ve pırıl pırıl parlayan tek gözüyle bana bakıyordu! ...Canavarı cesetle birlikte duvara gömmüşüm... --aLıntıdıR-- |
|
#6
| ||||
| ||||
| hikaye değil ama... |
|
#7
| ||||
| ||||
| Amerika'da bir baba ve oğlu beraber bir karavan yolcuğuna çıkmışlar. Alternatif bir tatil yapmayı planlıyorlarmış. Belli bir yol güzergahı çizmedikleri için macera olsun diye anayoldan sapıp, dar bir yola girmişler. Bayağı bir yol gittikten sonra çöl gibi bir yere varmışlar. Etrafta in cin top oynuyormuş. Bu sırada adam benzinlerinin azaldığının farkına varmış. Hemen haritayı açıp en yakın yerleşim yerini aramışlar. Karavan bir süre daha gittikten sonra, benzin bittiği için yolda kalmış. Baba kasabaya gidip benzin alıp geleceğini söylemiş. Ancak çocuk bulundukları yerden hiç hoşlanmamış. Babasına kendisini de ***ürmesi için yalvarmış. Ancak adam çocuğun onu yavaşlatacağını düşündüğü için, karavanın kapısını kilitleyeceğini ve kısa sürede döneceğini söyleyerek çıkmış. Cep telefonunu da çocuğa bırakmış. Çocuk korku içerisinde beklemeye başlamış. Bir saat geçip babası geri dönmeyince paniğe kapılmış. Bir zaman sonra, karavanın tavanından "pıt pıt pıt" diye sesler gelmeye başlayınca telefona sarılıp, eyalet polisini aramış. On dakika sonra kasaba şerifi karavana ulaşmış. Şerif ve yardımcıları kapıyı kırarak açmışlar. Çocuk dışarıya çıkar çıkmaz babasının kasabaya gittiğini, ama çok geç kaldığını nefes nefese anlatmaya başlamış. Ama şerif çocuğa bakacağına karavanın altında durduğu ağaca bakıyormuş. Sonra yardımcısına "Çocuğu buradan uzaklaştırın" deyince, çocuk arkasını dönüp ağaca bakmış ve düşüp bayılmış. Meğer karavanın üzerine pıt pıt diye damlayan, ağacın dalına asılmış olan babasının kafasız cesedinden akan kanın sesiymiş. __________________ |
|
#8
| ||||
| ||||
| Türk Şöförün Son Anları +18 [VİDEO] |
|
#9
| ||||
| ||||
| http://www.ogrish.com/ bu siteyi çoğunuz biliyosunuzdur biçok ıraklıların kellekesme videoları burda aman ruh sağlınıza dikkat... http://www.rotten.com/ bu sitedede aynı biçok iğrenç denebilcek fotoğraf var... Bu mesaj en son " 04-02-2006 " tarihinde saat 04:27 PM itibariyle crazyboy tarafından düzenlenmiştir.... |
|
#10
| ||||
| ||||
| 1994 Muğla Üniversitesinde geçen olaylar.. Bende size başımdan geçen bir olayı anlatacağım. 1994 senesinde Muğla Üniversitesinde okuyordum ve üniversitenin bahçesindeki yurtta kalıyordum. Universite şehirden 10 dakikalık bir mesafede yüksekçe bir alana kurulmuştu. Kız ve erkek yurdu yanyana uzanıyordu. Kız yurdundan bir arkadaşım vardı.Gerçek ismini buraya yazmıyacam kendisinden Sibel diye bahsedeceğim. Yurta sürekli garip olaylar oluyor geceleyin derinden gelen tefli çalgı sesleri duyuluyor ama nereden geldiği anlaşılamıyırdu. Sürekli kafayı yiyenler çıkıyordu. Odalar 6 kişilikti.Sibelin oda arkadaşı her gece uykusundan geldiler geldiler diye çığlıklar atarak uyanıyordu. Rüyasında insana benzeyen ama bacakları keçi bacağı gibi olan kişilerin onu uyandırdığını söylüyordu. Kız artık uyku uyuyamıyordu altı yedi gündür uyumamıştı. Ne zaman göz kapaklarını indirse o adamlar onu kolundan tutup karanlık bir çimenliğe doğru çekiyorlardı. Müzik sesleri en çok Sibellerin odasından duyuluyordu tamda sabah ezanı zamanı, günün ilk ışıklarla aydınlanmaya başladığı alaca karanlıklada kayboluyordu. Çarşamba akşamı saat 23:00 cıvarında Sibelin arkadaşı geldiler diye çığlık atarak yurdun üçüncü katından aşağı atladı ve öldü. Bu olay Hürriyet gazetesinde yurta intihar diyede çıkmıştı.Bunu üniversitenin büyük bir kısmı ve ben gördüm çünkü ikinci öğretimler o saate dersten çıkıp durağa doğru yurtların önünden yürüyordu. Bu olay arkadaşımı çok sarstı uzun süre kendisine gelemedi. Yurta cuma gümleri banyo gününür saat 22 de başlar 23 te su soğuduğu için kendiliğinden biter. Sibel saat 23 te banyoya gitmiş. Uzun bir koridor gibi ve sağlı sollu duş bölmeleri var yalnız kapısı yok girişler perdeli. Sibel de benim gibi ikinci öğretim. Su bitmesin diye hemen yurda geliyor. Odaya gidiyor kimse yok. Hemen malzemelerini alıp banyoyo gidiyor. Banyoda 3 kabin dolu 8 sağda 8 solda toplam 16 kabin var. Sibel de birine giriiyor ve duş alıyor. Su ılmış bile hızlıca banyo yapıyır yavaş yavaş diğer kabinlerden gelen su sesleri kesiliyor. Su buz gibi oluyor sibel havluya sarılıp çıkıyor. Son kabinden hala su sesi geliyor ama su buz gibi olduğu için Sibel herhalde açık unutulmuştur diye kabine gidiyor ve perdeyi açıyor. Şok oluyor çünkü belden aşağısı keçi bacaklı olan bir kız yıkanıyor. Sibel imdat diye bağırarak odasına koşuyor. Odada diğer bir arkadaşı banyodan yeni çıkmış kurulanıyor. Olanları ona anlatıyor kız arkadaşı anlamsızca gülmeye başlıyor ve böylemi? diyerek birden havlusunu açıyor. Sibel dona kalıyor çünkü onunda bacakları keçi bacağı gibi!..Çığlıklar atarak televizyon odasına kuşuyor diğer kızlar onu sakinleştirmeye çalışıp odasına ve banyoya bakıyorlar ama kimse yok daha sonra Sibelin oda arkadaşı diğer arkadaşlarıyla birlikte sinemadan geliyor. Son iki derse girmeyip sinemaya gitmişler ve daha yeni gelmişler Kız arkadaşım bundan sonra okulu bıraktı ve memleketi olan manisaya giti. |